Nasıl bir kriz ortamı içinde olduğumuzun farkında mıyız?

Mutlaka herkes kendi sonunu en iyi bilir... Tabii ki ateş düştüğü yeri yakar.

Kim başkasına, “seni anlıyorum” dese de o sorunları yaşamadan tam olarak anlaması mümkün değildir.

O açıdan sorun yaşayan insanlara karşı daha tahammüllü olmak gerekir, buna bir itirazımız olamaz.

Kişi bazen içinde bulunduğu ruh hali nedeniyle, normalde yapmayacağı şeyleri de yapıyor olabilir.

Bu tek tek kişiler için de geçerlidir, bir zümre, bir meslek grubu için de...

Zaman zaman sorun yaşayan bazı meslek gruplarından insanların, eylemlerde taşkınlık yapması, istenmeyen durumlara sebebiyet vermesi, içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle belli bir yere kadar anlayışla karşılanabilir ama bunu abartmamak gerekir.

Sorunu olan kişilerin yaptığı taşkınlık ya da sebebiyet verdiği olay başkasını da ciddi şekilde mağdur ediyorsa o zaman onlara “dur” denir.

Tabii ki eylem demek “rahatsızlık vermek” demektir, rahatsızlık vermeyen eylem veya grev başarılı olamaz.

Dünyanın her yerinde eylemler rahatsızlık vericidir, amaç da bu rahatsızlığa son verilmesi için “diyalog yoludur” ama elden geldiğince “kişilerin kişilere fiziki müdahalesi” ya da eylem yaparken başkasının malına, mülküne, ya da kamu malına da zarar vermemek gerekir.

Eylemciler, eylem yaparken başka kişilere fiziki müdahalede bulunur, malına zarar verirse toplumsal destek almaz.

Eylemci haklıyken haksız pozisyonuna düşmemelidir.

Bir de eylemin zamanlaması çok önemlidir.

Mesela bu günlerde ekonomik krizden etkilenmeyen kesim var mıdır?

Belki farklı farklı etkileri olabilir ama hemen herkes krizden nasibini aldı.

Kriz ortamlarında, üstelik de hükümetlerin, yöneticilerin kendi elinde olmayan dış etkenlerle yaşadığı sorunları iyi görmek gerekir.

Her şeyin güllük gülistanlık olduğu, kriz ortamının bulunmadığı, hükümetlerin kendilerinin yol açtığı sorunlar başkadır, şu anda yaşadığımız Türk Lirası’nın değer kaybetmesinden dolayı yaşadığımız sorunlar bambaşkadır.

Normal ortamlardaki yaşatılan sorunlara verdiğimiz tepkinin aynısını, dış kaynaklı nedenlerden kaynaklanan sorunlara da göstermemiz, neresinden bakarsanız bakın haksızlıktır.

Mutlaka hükümetlerin sorun çözme yükümlülüğü vardır ama eldeki imkanları, ülkenin kapasitesini, krizin şiddetini de göz önünde bulundurmak lazım.

Bugün Türkiye’nin bile üstesinden gelmekte zorlandığı bir kriz varken, her kesim büyük sorunlar yaşarken, “ya benim istediğimi yaparsın ya da burayı başına yıkarım” tavrı doğru değildir.

Uzlaşı yolları aranmalı, bulunmalıdır, bugünlerde yapmamız gereken budur.

Uzmanlar bas bas bağırıyor; “Bu kriz daha yakıcı olacak, toparlanalım ve fedakarlık yapalım” çağrısı yapıyor. Böyle bir ortamda, “önce benim sorunumu çöz”, “önce ondan kes, önce şunlar özveride bulunsun” dayatmaları doğru değildir.

Bu arada bazı meslek örgütlerinin arasına provokasyon amacıyla bazı kişilerin karışmasına da izin verilmemelidir. Ülke cayır cayır yanarken bazı kesimlerin, “hükümet gitsin de biz gelelim” hesapları yapması ve gerçeklikten uzaklaşması da doğru değildir.

Hiçbir hükümet sonsuza kadar kalmış değildir, mevcut hükümet de bir gün bitecek, yerine yenisi gelecek ama bu kadar sorun içinde, yoğun dış kaynaklı sorunlar varken, sanki de sorunumuz hükümetmiş gibi davranmak da yanlıştır.

Toplum olarak bu sorunlardan nasıl çıkacağımızın yollarını bulalım, krizden en az zararla nasıl çıkacağımızın hesabını yapalım, bakın Başbakan Tufan Erhürman sorunlara merhem olacak bazı tedbirler için gittiği Türkiye’den daha dün geldi, ayağının tozuyla hayvancılarla saatler süren toplantı yaptı.

Biraz insaf, biraz anlayış, biraz gerçekçi bakış, biraz özveri şart... Birbirimizi anlayamazsak, nasıl bir kriz ortamı içinde olduğumuzun farkında değilsek çok daha zor günler bizi bekliyor demektir.

YORUM EKLE