Ne demek yargı atamaları hükümet dışındadır!..

   Bu ülkede halen yanlış birçok anlayış vardır. Öncelikle demokrasi anlayışı ülkemizde tam anlamıyla gelişmiş olmadığı cihetle bu yazımı yapıcı bir eleştiri olarak kabul etmeyerek yanlış anlayıp yanlış yorumlayacak olan yetkililerin olacağından hiç şüphem olmadığını belirtmek isterim.
   Bizde görülmese de Uganda diktatörü İdi Amin’in dediği türden demokrasi anlayışı vardır; “İfade özgürlüğü var ama ifade ettikten sonra olacakları garanti edemem.”
   Birileri ne demek istediğimi merak ediyorsa buyurup bir kahvemi içsin, onlara açıklarım.
   Tüm bu farkındalığıma rağmen, çok sevdiğim ve bir mensubu olduğum Kıbrıslı Türk toplumunun gelişip ilerlemesi ve yine mensubu olduğum ülkemizdeki Yargı erkinin daha verimli ve adil bir vaziyete gelerek ilerleyip gelişmesi için bu yazımı korkusuzca kişisel herhangi bir menfaat gözetmeksizin kaleme alma ihtiyacı bende hasıl olmuştur.
   Malumunuz veçhile devletin üç erki vardır. Yasama, yürütme ve yargı...
   Devletin bu üç erki veya kuvveti arasında kuvvetler ayrılığı demokratik bir hukuk devletinin olmazsa olmaz ve vazgeçilemez ilkesidir. Düzenlemelerimize baktığınızda bu ayrılığın, birçok insan haklarına saygılı demokratik hukuk devletinde olduğu gibi, gevşek bir şekilde düzenlendiği ve bizde gevşek kuvvetler ayrılığı olduğu görülecektir.
   Spesifik olarak yargıyı konuşacak olursak; medeni ve demokratik bir ülkede yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına müdahale edebilecek herhangi bir davranış ve düzenlemenin olmaması gerektiği kabul edilen bir hukuki prensiptir.
   Ancak diğer taraftan demokrasi sözlük anlamıyla halkın iktidarı manasını taşımaktadır...
   Demokrasilerde egemenlik “kayıtsız ve şartsız” halkındır...
   Bizde temsili demokrasinin varlığı gereği halk bu hakkını yetkili organları vasıtasıyla kullanır... Bu organlar da az önce belirttiğim yasama, yürütme ve yargıdır. Bir başka anlatımla, bu organlarda görevli tüm yetkililer halkın adına ve halk için görev yapmaktadırlar.
   Tabiri caizse, kabaca mezkur organlarda görevli herkes, bilgi ve seviyesi ne olursa olsun ve kim olurlarsa olsunlar, halktan üstün olmayıp sadece halkın hizmetçileridirler...
   Doğrudan ve temsili demokrasi ayrımının yanı sıra, farklı etnik grupları barındıran ve özellikle federasyonlar için düzenlenmiş oydaşmacı demokrasi gibi farklı demokrasi modelleri dünyada görülse de bizde şu an çoğunluğun karar ve isteklerinin uygulandığı veya uygulanmasının bir gereklilik olduğu çoğunlukçu demokrasi hakimdir.
   Devletin üç erkinin varlığı gibi yargıda da üç görevli vardır. Bir başka anlatımla, bilinenin hilafına yargı sadece yargıçlardan teşekkül etmeyip Adversarial (Çekişmeli) hukuk sistemimiz gereği görev farklılıkları olsa da yargılamada aslında eşit konumda olan yargının üç bacağı vardır. Bunlar yargıçlar, savcılar ve avukatlardır.
   Şu an itibariyle KKTC’deki avukatların sayısı takriben 800’dür. Yargıçların ve savcıların sayısına kıyasen avukatların sayısı takriben 16 kat fazladır.
   Ve bu yargıyı oluşturan meslek dalında görevli ve savcı ve yargıçlara kıyasen sayısı 16 kat fazla olan avukatların onlar adına görev yapan yürütmeden ve özellikle yasamadan bir talebi vardır; yargıçlık ve savcılık tayin ve tariflerinde fırsat eşitliği ilkesine uygun ve adil yasa yapınız... Objektif kriter getiriniz. Sair şeyler meyanında, yargıçlık ve savcılık tayinlerinde yazılı ve denetlenebilir sınav zorunluluğunu getiriniz. Bunu açıkça Barolar Birliği Başkanları vasıtasıyla defalarca talep ettiler. En son Sayın Barolar Birliği Başkanımız Hasan Esendağlı yargıçlık tayin ve terfileri konusunda çok güzel ve teferruatlı bir yasal düzenleme önerisi hazırlamıştır. Bu öneri Yüksek Mahkeme Başkanı ve Yüksek Adliye Kurulu tarafından ret edilmiştir.
   Unutmayınız ki, yasa yapma hak ve yetkisi yargıçlarda değil, halk tarafından seçilmiş ve halk adına hareket eden Cumhuriyet Meclisi’nin üyeleri olan milletvekillerinindir...
   Bu konuda illaki gelişmiş bir ülkeden de örnek istiyorsanız bakınız İngiltere’deki bu konudaki düzenlemeye...
   Saygıdeğer Yüksek Mahkeme Başkanımız bir demecinde yargıçlar için ahlaki durumun son derece önem arz ettiğini dile getirip bunu denetlemenin sınavla mümkün olmadığını söylemiştir. Ben ahlaki durumun son derece önem arz ettiğini kabul etmekle birlikte bunun sınavla denetlenmeyeceği görüşüne hiç katılmamaktayım. Evet denetlenebilen referanslar da önemli ama bu yetmez. Unutmamak gerek ki, adaleti gerçekleştirmek yetmez, adaletin gerçekleştiğini açıkça göstermek gerek. Ve bu konudaki şu anki uygulamalar görünüş itibariyle hiç de adil görülmüyor.
   Gelişmiş ülkelere bakacak olursanız rahatlıkla profesyonel etik konuların ayrı bir bilim dalı olduğunu ve sınavla etik konulardaki bilgi denetlenebilir olduğunu görürsünüz...
   Yargıya müdahale ve kuvvetler ayrılığı prensibi konularına gelince; birileri bana yargıçlık ve savcılık tayin ve terfilerinde objektif kriter getirmenin, tayinlerde yazılı ve denetlenebilir sınav zorunluluğunun getirmenin ve bunun yargıçlar açısından Yüksek Adliye Kurulu tarafından, Savcılar açısından ise Yüksek Savcılar kurulu tarafından yapılmasını öngören bir düzenlemenin nasıl yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığa müdahale oluşturduğunu izah etsin!..
   Yok böyle bir dünya!..
   Bu yasal tadilat önerimiz Emine’nin, Meryem’in, Fatma’nın, İlkay’ın, Kemal’in, Mustafa’nın, Mehmet’in veya Tufan’ın yargıya taşınmış davasını olumsuz yönde etkilemez.
   Bir başka anlatımla, zikredilen düzenleme önerisi, devletin, Kıbrıslı Türk halkının veya bu toplumun herhangi bir fertinin mahkemelerdeki davasını hiç ama hiç olumsuz yönde etkilemiyor...
   Ve keza, böyle bir düzenlemenin yapılması hiç de yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına müdahale sayılmaz.
   Bilakis, böyle bir düzenleme birçok açıdan yargının gelişip ilerlemesi ve dolaysıyla Kıbrıslı Türklerin olumlu yönde gelişip ilerlemesi için elzemdir.
   Yazıma son vermeden önce belirtmek isterim ki, tarihte hiçbir zamanda özgürlükler ve haklar kolayına alınmamıştır.
   Adalet mücadelesi hiç de kolay olmamıştır...
   Krallar, Sultanlar, Diktatörler, Oligarklar ellerindeki gücü tamamen gönüllü bir şekilde isteyerek halka teslim etmeyi istememiştir.
   Bu, sair birçok örneğin yanı sıra, ne 1215’de Magna Carta’nın imzalanmasıyla, ne 1789’daki Fransız devrimi ve Fransız Cumhuriyetinin kuruluşuyla ne de yüce Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’de Türkiye Cumhuriyetini ilan etmesiyle olmamıştır!..
   İşte bu tarihi örnekler hak, özgürlük, eşitlik ve adalet’e dair bana umut veriyor.
   Ve her ne kadar da farklı çevreler tarafından bu yasal tadilat önerimiz istenmese de bir gün olacağına inanıyorum...
   Unutmayalım...
   Ne demek umut yok...
   Biz gerçekten halkız, biz buradayız!!!

 

Avukat Mehmet Kaptan Bensen
 

YORUM EKLE

banner96