Ne zor şeymiş Haziran’da ölmek! Nazım Hikmet ve Orhan Kemal’in anısına

Haziran’da ölmek
  “Ne Zor Şeymiş Haziran’da Ölmek…” Ünlü şairlerimizden Hasan Hüseyin tarafından, bir başka ünlü edebiyatçımız Orhan Kemal’in 2 Haziran’da hayatını kaybetmiş olması nedeniyle yazılmış olan ve “Orhan Kemal’in güzel anısına…” ifadesiyle edebiyatçımıza ithaf ettiği meşhur şiirdir. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in üstadına ithaf ettiği şiirinin başlığını “Haziran’da ölmenin zorluğunu” vurgulayan bir ifadeyle ortaya koyması rastlantısal değildir. Gerçekten, Haziran ayı sanatçıların hayatlarını kaybetmeleri açısından çok “meşum” bir ay! Haziran ayında hayatlarını kaybeden sanatçılarımızın sayısı oldukça fazla... Ayhan Işık, Kazım Koyuncu, Cahit Külebi, Ahmet Muhip Dranas, bu yazının konusunu oluşturan Orhan Kemal ile Nazım Hikmet ve yine Ahmed Arif’in hayatlarını Haziran’da kaybetmiş olmaları dikkate değer bir olaydır. Bu sanatçılarımıza bir de, geçenlerde hayatını kaybeden ünlü klavsen virtüözümüz Leyla Pınar eklendi. Kuşkusuz ki, bu sanatçılarımızdan birini diğerinden ayırmak mümkün değildir. Ama bunlardan Nazım Hikmet-Orhan Kemal ikilisinin Bursa Cezaevinde başlayan dostlukları benliklerini öylesine sarmış ve bu sarmalama edebiyatımızı öylesine derinden etkilemiştir ki, bu iki dev sanatçımızı, şiirlerine, öykülerine, hatta yediklerine, içtiklerine kadar birbirinden ayırmak imkânsız hale gelmiştir. Farklı yıllarda olmasına rağmen, yine Haziran ayının bir cilvesi olarak, birer gün arayla aramızdan ayrılan bu sanatçılarımızın ölüm yıldönümlerinde anılması bile neredeyse aynı gün yapılmaktadır. Zira, hiçbir çıkara dayanmayan bu derin ve anlamlı dostluk, Orhan’ı anar veya konuşurken Nazım’dan, Nazım’ı anar veya konuşurken Orhan’dan söz etmeyi şart haline getirmiştir. Birini diğerinden bağımsız olarak ele almak mümkün olmamıştır ve olmamaktadır.
  
Hapishanede filizlenen dostluklar daha da derinleşiyor… Nazım, Orhan Kemal’e her konuda yardımcı oluyor…
Orhan Kemal, Bursa Hapishanesi’nin 2. katında bulunan 52. koğuşunda Nazım Hikmet ile 3.5 yıl geçirmiştir. Bu yıllar boyunca defterler tutmuş, günü gününe notlar almış kendi deyişiyle “O’na dair kocaman bir kitap yazacak kadar belge toplamış” tır. Ama şikayetçidir. Orhan, yine kendi deyişiyle, “sanki beni öykü ve roman yazarı, Balaban’ı da ressam yapmak için hapishaneye özellikle getirilmiş olan Nazım Baba hakkında ne yazık ki istediğim kitabı yazamadım. Evet, belki de yazamamıştır ama, 1965 yılında yayımladığı “Nazım Hikmet’le 3.5 Yıl” adlı eseri aralarındaki dostluğun özellikle hapishaneden çıktıktan sonra ne kadar derinleştiğini gösteren anlatılarla doludur. Tabii dünya şairi Nazım Hikmet hakkında da onca anı ve ünlü şairin anlatıları görüşleri de kitapta yer alır.
  Orhan Kemal ile geçirdiği 3.5 yıl içinde Nazım Hikmet nasıl Balaban’ı gerçek bir Anadolu ressamı olma yoluna sokmuşsa, Orhan Kemal’in de mükemmel bir hikâye ve roman yazarı olması için gerekli olan tüm gayretini göstermiştir. Tahliyesinden sonra onu Adana’da takip etmiş, para yardımında bile bulunmuştur. O kadarla olsa iyi! Orhan Kemal, Nazım’a yazdığı bir mektup ile, “Benim Manzaralar”da bir işçi Fuat’ım var. Eser icabı, onun tahliye olması, Adana’ya gitmesi ve orada tesviyecilik etmesi gerekiyor. Sen kendini onun yerine koy ve onun ağzından muhitini ve insanlarını anlatan biri iki şey yaz ve mektupla bana yolla. Ben onları işler, Manzaralar’da kullanırım.” Diye yazmıştır! Ve Nazım, Orehan’ın bu isteğini de gerçekleştirmiş ve Orhan Kemal’in oluşturduğu roman karakterini kuvvetlendirip Kemal’e sunmuştur! Ne dostluk!...

Nazım, Orhan Kemal’i “Uluslararası Barış Ödülü”ne aday gösterilmesi için elinden geleni yapıyor
Nazım bu kadarla da yetinmedi ve Orhan Kemal’e, namı-ı diğer Raşit’e olan desteğini hiç esirgemedi..1952 de Dünya Barış Konseyi’nin seçeceği “Uluslararası Barış Ödülü ”ne de aday gösterdi. Nazım bu seçim öncesinde Konsey üyeleri arasında yer alan yakinen tanıdığı Mario Sokrat’a 20 Mart 1952 de bir mektup yazarak, “ Orhan Kemal’in Türk edebiyatında özellikle işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşulları hakkında gerçekçi eserler  veren, Türk askerinin Kore’ye gönderilmesine karşı çıkan, Orhan Kemal’in eserlerinin barış için savaş ruhuyla dolu olduğu” gerekçeleriyle ödüle aday gösterilmesini talep etmiştir.
Nazım’ın Orhan Kemal’e yönelttiği teknik edebi eleştiriler
Ama Orhan Kemal’i bu kadar destekleyen Nazım, kardeşi saydığı yazarı eleştirmekten de kaçınmamıştır. Orhan Kemal’e yönelttiği ilk eleştiri Kemal’in “çok koyu bir mahalli şive kullanması” olmuştur. Şöyle demektedir Nazım: “Evet Anadolu çocuğudur ama yazdıkları Anadolu’nun her tarafındaki insanlar tarafından, bütün Türkler tarafından anlaşılmalıdır”. İkinci eleştirisi ise doğrudan doğruya “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı romanına yönelik olmuştur. Nazım romanı çok beğenmiş ama “İnsana ümitsizlik veren bir karanlıkla” diğer bir ifadeyle “ümitsizlikle” kaplı bulmuştur. Oysa Nazım, Türk milletinin hiç de ümitsiz bir durumda olmadığı kanısındadır ve tam tersine, milletin geleceğinin çok güzel olacağını ve bu güzel geleceği da yaşadığı dönemin Türk insanının yaratacağını” düşünmektedir. Belirtmek gerekir ki, Orhan Kemal bu eleştirilerden etkilenmiş ve kitabının 2. Baskısında değişiklikler yapmıştır.
  Görüldüğü gibi Haziran’da ölmek gerçekten zor! Hele hele farklı yıllarda da olsa, bu dünyadan ayrılma tarihleri arasında sadece bir gün fark varsa… Öyle ki, günümüzde bu insanları, ressamlarımız bile ayırmıyor ve aynı kare içinde resmediyorlar. Ressam Haydar Özay’ın da birbirlerinden ayırmadan aynı tablo içinde Nazım ile Orhan Kemal’i resmettiği güzel tablosu için, konuya ilgi duyanlar, 30 Mayıs 2021 tarihli Bir Gün Gazetesi ile 2 Haziran 2021 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanmış olan Orhun Atmış’ın çalışmasına bakabilirler.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75