Nihayet bilim diplomasisini yarın masaya yatırıyoruz !

“Buraya hangi taraftan girdin?” diye sordu Adams. Taksim Sahası’nda karşılıklı duruyorduk bunu sorduğunda. “Sizi ilgilendirmez. Ben bu sahaya iki taraftan da girerim” dedim. “Nasıl yani?” der gibi baktı yüzüme. Anlam veremedi uzun süre. Kendisi BM Barış Gücü’nde komutandı.

BM Barış Gücü Komutanlarıyla yüz göz olurken…

Epey zaman oldu kendisiyle bu diyalogu yaşayalı. 2015’in 31 Aralık günü birtakım sağlık testlerinin sonuçlarını almıştım. Kolesterol başta olmak üzere birçok değer rezaletti. O zaman yapılacak şey belliydi, yeni yılda her gün yürüyüş yaparak sağlıklı yaşayacaktım. Lefkoşa’nın ortasında Taksim Sahası da bu iş için idealdi. Ama hiç beklemediğim bir sorun çıktı karşıma: BM Barış Gücü…

Önce İskoçyalı komutan Adams, bir başka gün Litvanyalı bir komutan, sonrasında Avustralyalı bir başkası derken Barış Gücü’nün neredeyse tüm yetkili komutanlarıyla tanışma fırsatı yakaladım. Benim Taksim Sahası’ndaki sağlık yürüyüşleri akıl almaz bir şekilde diplomatik bir soruna dönüşmüştü. Yürüyüş yoluma dikenli tel çekmeye dek vardırdılar işi. 75 gün boyunca ısrarla yürümeyi sürdürdüm, onlar da aynı ısrarla engel olmaya çalışmaya devam ettiler.

Bu hikâye uzun biraz, o yüzden tüm detaylara girmeme gerek yok, ama maceranın sonu uzlaşmayla bitti. Taksim Sahası’nda ‘taksim’de anlaştık. “Buraya gelmesin” diyen BM askerleri sonunda “Diğer tarafa geçmesin, uzunlamasına yürüsün” tavizinde bulundular. Barış Gücü yetkililerinin aslında haritalara, alınmış kararlara hâkim olmadıklarını böylece görmüş olduk.

Birden çok farklı farklı otoriteler…

Bütün bu olanlar o zaman bana şunu çok iyi öğretti. Böyle hayata değen, alışagelmedik yollarla hareket ettiğinizde şu küçücük adanın üzerindeki birden fazla farklı farklı otorite bir anda afallıyor ve yaşadığımız bu hayatın saçmalığı, bunca yıldır havanda su dövmekten öteye gidemeyen bitmek bilmez çekişmenin manasızlığı, statüko dedikleri net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bizim solcularımız “statüko” lafını pek severler ama nedense sadece Kuzey’deki süregelen durumu kast ederler bu sözü söylerken. Oysa bu adada statüko bir tane değildir. Sadece kuzeyi değil, güneyi, BM’si, Britanya’sı vesairesi vardır. Bizim payımıza da izolasyon düşer hep.

Oysa söylenmek dışında yapabileceğimiz çok şey var. Toplum olarak başımıza gelen bu kadar hadise, bu kadar acı ve bizzat kendi elimizle işlediğimiz bunca hataya karşın hiç değilse başardığımız bir şey var. O da bir üniversite adası olma yolunda verdiğimiz başarılı mücadele.

“Üniversite Adası”ndan “Bilim Adası” olmaya adım adım…

Ülkemizin eksikliklerine, bunun yanında uluslararası siyasal engel ve blokajlara rağmen bir üniversite adası olmayı becerdiği gerçeğini en başta bunu engelleyenler kabul ediyor. Elbette eksikliklerimizi gördüğümüzü bilerek ve bu vukufiyet içinde hareket ederek yeni yaklaşımlara ihtiyacımız olduğunun altını çizmeliyiz. Ülkemiz karar vericilerinin bilim diplomasisi alanında aslında ellerindeki üniversiteleri tam anlamıyla değerlendiremedikleri kanısı doğrusu şahsen bende çok yüksektir. Üniversiteler elbette ekonomik anlamda önemli bir hacme sahiptir ve ülkemizin kaçınılmaz biçimde ciddi bir gelir kaynağıdır. Lakin bu “üniversite adası” kimliğinin zaman içerisinde aşınma ve statikleşme içinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Üniversitelerimizin potansiyel olarak yetiştirdiği araştırmacıların bilim alanında yaptıkları araştırma ve yayınların derinliği ve etkisi son derece önemli bir göstergedir. Bu işin akademik ve bilim yönüdür. Öte yandan bilimsel faaliyet ve araştırmalarının üniversitelerimizi getirdiği noktanın bir üst seviyesi söz konusu alanda kamusal düzeyde devletin bilim diplomasisi kanallarıyla belirlediği hedefleri çeşitlendirmek ve o hedeflere üniversitelerimizle yönelmekle mümkündür.

Uluslararası Bilim Diplomasisine dair sahadan öneriler…

Bugün ülkemize karşı izolasyon yürütüldüğü ve bir çok anlamda normal aktiviteleri yapmaktan men edildiği bir vakıadır. Lakin bilim bilindiği gibi evrenseldir ve bu tip sınırlara ve duvarlara karşı büyük bir dayanıklılığa sahiptir. Bu noktada ülkemizin sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi bölgesel ve uluslararası alanda birçok devlete, ülkeye ve millete göre ileridedir. Uluslararası alanda kendimize bilim diplomasisi üzerinden birçok ülkeye ve millete yaşadığı sorunlara ilaç olacak etkinliklere ve güce sahip olduğumuz aşikardır.

Bugün ülkemiz üniversitelerinde BM üyesi 130 farklı ülkeden öğrenci ve öğretim üyesi vardır. Bu çok farklı ülkelerden gelen misafirlerimizin ülkelerinde çok farklı sorunları vardır. Bunlar sağlık başta olmak üzere birçok alanda görülmektedir. Örneğin Gazze’de aşı ihtiyacı olan çocuklara çok rahat 500 hemşireyle (birçok üniversitemizle birlikte) gidip aşı kampanyası yapabilir ve bilim diplomasisinin başarılı bir örneğini gösterebiliriz.

Brezilya’ya üniversitelerimizle girmek ve tersinden meram anlatmak…

Bir başka örnek vereyim… Üniversitelerimiz çeşitli burslarla ülkemize uluslararası öğrenci kabul ediyor. Devlet öncülüğünde örneğin neden Brezilya gibi 185 milyonluk bir ülkeye adeta bir çıkarma yaparak 200 burs ayırmayalım? Brezilya’da bugün İngilizce dilinde yüksek öğretim yapmak isteyen binlerce öğrenci var. Brezilya’nın bugün 185 milyonluk nüfusunun yüzde 15’i turist olarak dünyayı geziyor. Ülkemiz turizmi açısından önemli bir alan Brezilya. Böylesi bir burs girişimi ülkemiz turizmine dolaylı olarak büyük bir potansiyeli de kazandırma şansına sahiptir. Hatta iddiamı bir adım ileriye taşıyayım. Örneğin bu 200 burslu öğrencinin 20’sinin de futbolcu olmasını tercih edelim. Bu gelen 20 futbolcu öğrenciye okuduğu üniversitenin bulunduğu kentin takımında lisanslı oynama şansı verelim. Hatta bunların yarısı gidip Güney Kıbrıs liglerinde oynasınlar. Bize sportif ve bilim alanında ambargo koymaya çalışan ve mesailerinin büyük bölümünü buna harcayan Rum siyasi egemenlerine ters psikoloji yapalım…

Bunlar sadece birkaç örnek… Ciddi ciddi oturup düşündüğümüzde daha çok fazla fikir gelebilir aklımıza. Ayrıca bunlar öyle büyük bütçeler isteyen işler de değil. Önemli olan vizyon geliştirmek ve kendimize güvenimizi doğru biçimde hayata geçirmektir.

Taksim Sahası’nda BM’ye karşı yürüttüğüm ‘mücadele’den nereye vardım değil mi? Aslında bütün bunları peş peşe sıralamamın bir sebebi var. Yarın 2012 yılından beridir kafa yorduğum ve yapmak istediğim bilim konusunda bir konferansa nihayet ev sahipliği yapıyoruz:

Uluslararası Bilim Diplomasisi Formu…

YÖDAK binasında yapacağımız bilim diplomasisi etkinliğimize devlet büyüklerimiz, Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Ana Muhalefet Partisi liderimiz, Milli Eğitim ve Kültür Bakanımız, Türkiye ve yurt dışından bu alanın uzmanları katılacaklar ve bütün bu konuları masaya yatıracağız.

Ama gördüğünüz gibi; bu uluslararası etkinliğin duyurusunu bazı malum sebeplerden dolayı son gün yapmak zorundayız. Yıllardır her uluslararası etkinliğe komşunun siyasi otoriteleri ilgili katılımcılara doğrudan ulaşarak ya da kendi ülke sınırlarından girişlerinde onları engelleyerek müdahale etmeye çalışıyor. Bilim konuşmamıza bile tahammülleri yok. Bu ve buna benzer anekdotları artık yaşamamak için “bilim için diplomasi, diplomasi için bilim” diyeceğimizyeni bir döneme yönelmek istiyoruz. Bu dönemi doğru ve etkili kurmak için siyasi karar vericilerin de dillerinden başlamak üzere bilime uygun bir hatta hızla girmeliyiz.

YORUM EKLE

banner107

banner108