Ordu - Giresun seyahatimiz ve alternatif turizm

Dünyanın en güzel coğrafyalarından biri olan Doğu Karadeniz coğrafyası bu gözle bakıldığında en güzelleri arasında.

Muhteşem şehir, kasaba ve köylere ev sahipliği yapıyor. Ordu, Giresun belki de Karadeniz’in en yeşil tonlarını barındıran bölgesi...

Girne Amerikan Üniversitesi bünyesinde bulunan Kurucu Rektörümüz Sn. Serhat Akpınar ile birlikte yaklaşık otuz kişilik önemli bir ekiple yola çıkmıştık. Çok büyük bir ailenin parçası olduğunuzu çok hissediyorsunuz bu zamanlarda.

Aklıma ilk gelen 2016 yılının 5 Ağustos tarihinde direk uçuşla Ercan'dan Ordu Havalimanı (ORGİ) Turizm ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı iken Pegasus Hava Yolları yetkilileri ile o dönemde  açılışını yaptığımız  yolculuğumuz geldi.

Direk uçuş şimdi yok ama o zaman bir buçuk saatte bitirdiğimiz bu seyahatimiz bu kez toplamda İstanbul üzerinden tam 10 saat sürdü. Neyse biz güzelliklerden bahsedelim.

Ordu’yu kent yaşamıyla, doğasıyla ve kültürü ile birlikte tanımak için gerçekten de en azından üç dört gün  ayırmakta fayda var.

Ordu, dünyada deniz doldurularak yapılan dördüncü havalimanı özelliğine sahip. Bu olay şehri tüm Karadeniz içerisinde önemli bir avantaja dönüştürmüş.

Ordu aslında sahili bozulmamış ender Karadeniz şehirlerinden biri olduğu için deniz ve şehre dair yapılacak en güzel şey kafe ve restoranlarda çay, kahve içmek ama  teleferik ile Boztepe’ye çıkmak ve  şehre Şahin tepesi gibi konumlanmış Radisson Blu Otel’de bir sıcak kırmızı şarap içmek. Geleneksel Ordu sokaklarında serpiştirilmiş evler arasında dolaşmak, yaylalara çıkmak ve yöresel lezzetlerin keyfine varmak bunların içinde en başa yazılanları.

Göklerin hakimi olmak isterseniz Şehir merkezinde kurulmuş olan Ordu’nun simgesi teleferikle yolculuğa başlayıp 450 metre yüksekliğe doğru keyifli bir yolculukla Radisson Blu Otel’in hemen yanında hattın son noktası Boztepe'ye ulaşabilirsiniz.

Kendinizi otele kilitlemeyin

Tepede bulunan gözlem noktalarında, Karadeniz’in hoyratça sahile vuran dalgalarının şehrin kıyılarına nasıl ulaştığını ve nazikçe geri çekildiğini gözlemliyorsunuz.

Bu güzel anlarda, serin ve temiz havanın da etkisi ile biraz acıktığınızı hissediyorsunuz. Daha fazla yöresel tatlar ve souvenir eşyaları satılan küçük küçük tezgahlar çok uygun fiyatlarla sizlere önemli alternatifler sunuyor.

Fatsa'da pide ve deniz ürünleri

Ordu’nun gördüğüm kadarı ile en büyük ilçesi Fatsa. Yeşilin  her tonunu  mavi deniz ile nasıl buluştuğuna tanıklık ediyorsunuz.

Birbirini tekrar eden ama kesinlikle hiç bitmesini istemeyeceğiniz sahiller ve yazlık evler var. Fatsa pideleri çok fazla tereyağlı olmasına rağmen bir o kadar da farklı ve lezzetli.

Fransızlar tarafından Osmanlı İmparatorluğuna borçları nedeni ile 1880 yılında yapılmış deniz fenerinin hemen yanındaki restoranlar, istavrit, hamsi ve Karadeniz hamsisinin mısır ununda yapılmış en güzel örneklerini sizlere sunuyor.

Bizim gibi mevsiminde gittiyseniz bunları mutlaka tatmalısınız.

Yaylalar ve farklılaşan seyahat seçeneği ve huzur

"Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa, vermem seni ellere ordu üstüme gelse" diye çocukluğumuzdan beri bildiğimiz bu türkülerin gerçek sebebi olan derelerin gürül gürül aktığını görüyorsunuz. Ordu’nun yaylaları o kadar baş döndürücü ki üzerine bu denli aşk kokan türküler yazılmasını sonuna kadar hak ediyor.

Ordu'da çok önemli Yaylalar var ama eğer zamanınız dar ise hepsini görmeniz, birbirlerinden en az bir buçuk iki saat uzaklıkta mesafede oldukları için imkansız.

Seçmeniz lazım. Perşembe  Yaylası olmak üzere Çambaşı, Keyfalan, Argın, Korgan, Turnalık, Topçam, Toygar…

Yaz aylarında bu yaylalarının çoğunda eğlenceler ve cıvıl cıvıl bir hayat varken, bizim geldiğimiz sonbahar kış mevsiminde bu yaylalar bomboş.  Hem doğayla iç içe hem de eğlenceli bir zaman geçirmek isterseniz bu yaylaların eğlence zamanlarında ziyaret etmeniz başka, bizim gibi sessizlik arayışında iseniz mevsim size sadece heybetli duruşu ile kendiyle baş başa olmanız fırsatını veriyor.

Ordudaki yayla tercihimiz Çambaşı oldu

Radisson Blu Otel’den Çambaşı yaylasında yolculuğumuz yaklaşık iki saat sürdü. Yollar genellikle asfalt, yükseklere çıkıldıkça akan dereler eşliğinde toprak yollara da rastlıyorsunuz.

Yayla yolundan on kilometre sapılan bir yoldan "Ablak taşı" sizlere farklı bir deneyim yaşatıyor. İki bin rakım üzerinde olan bu özel yerde yaşayan Ermeniler mağaralar içinde samanları karlar içerisinde saklarlarmış. Çok önemli bir kanyon harika doğa.

Burada ateş yakıp ekmek arası sucuk yemek muhteşem bir deneyim oldu.

Giresun Kümbet Yaylası

Geceyi Çambaşı’nda geçirmek yerine, seyahatimizin  devamını geçireceğimiz Giresun Kümbet'e doğru yola çıktık. Beklediğimizden daha uzun bir yolculuk gerçekleştirdik çünkü üç saati aşan bir mesafede bizi bekleyen Birun Dağevlerine vardık.

Çok uzun zamandır dillendirdiğim ve Kıbrıs Türk Turizm sektöründe mutlaka kış turizmi ve alternatif turizm kapsamında görmek istediğim bir model.

Muhteşem ve doğa tahrip edilmeden konumlandırılmış ahşap evler ve yürüyüş yolları ile birbirine bağlanmış parkurlar.

Citta-slow hareketine çok uygun bir doğa, şehir hayatından gürültüden arındırılmış dağ ve yamaçlarını süsleyen köyler.

Dağ evleri ve çam ağaçları içinde uyanmak

Son derece soğuk bir gece yolculuğundan sonra sımsıcacık bizi bekleyen dağ evlerimize vardık. Ahşap dağ evlerimiz merkezi ısıtma sistemi ile ısıtılan, son derece çetin kış şartlarına dayanıklı beş yıldızlı otel konforunda idi.

Ne kadar güvenli olsa da geceleyin zifiri karanlıkta seyahat etmek bir şekilde sizleri tedirgin edebiliyor.

Otelde, spa, hamam vs her şey vardı ama en önemlisi mis gibi kokan çaylarınız eşliğinde yaptığımız yayla kahvaltısı oldu. Yumurtası, sütü, peyniri, balı, reçeli, ekmeği eşsiz bir tat cümbüşü idi.

Kahvaltıdan sonra Gümbet yaylasında doğru yola çıktık. Gümbet köyü üzerinde yol kavşağında sıralanmış köylü kadınların kurduğu bir pazar yeri var.

Adı da kadın pazarı. Burada köyde yetiştirdikleri manda ve ineklerden elde edilen süt, dağ keği, cennet otu, pancar, lahana, elma, çilek, armut, böğürtlen reçelleri, tulum, kaşar peynirleri, pekmez, pastelli vs  satıyorlar.

Bizim ekiple birlikte duran başka midibüsler ile taşınan kişiler ile birlikte bomboş olan bu pazar alanı bir anda kalabalığa büründü.

Herkes doluşunca ve birşeyler satın alma yarışına girince bu güzel yöre insanının yüzü de daha fazla güldü.

Tüm taraflar memnun bir şekilde oradan ayrıldık. Bir gün yolunuz düşerse manda ve inek sütünden yapılmış tereyağ ve tulum peynirini özellikle tavsiye ederim. Çok leziz ve gerçekten de hesaplı.

Giresun kirazı, yaylaları, bakir ormanları, akarsuları ve fındığı ile ön plana çıkıyor. Giresun tıpkı Ordu gibi tarihi çok yok açıkçası. Şehir merkezinde görülmeye değen birkaç tarihi yapıdan biri olan Giresun Kalesi var.

Asıl görülmeye değen yerler, doğal güzellikleri ile yaylalar. Yaylaya çıktığınız zaman arabalarının teyplerinden Karadeniz ezgileri ile dans eden insanları görüyorsunuz.

Çok eğlenceli olan bu insanların yüzlerinden tebessüm de eksik olmuyor. Yazın bu yaylalarda daha önce de söylediğim gibi şenlikler de organize ediliyor.

Yaylalar bize söylenildiğine göre yazın bile çok serin ve yöre halkları zamanlarının çoğunu buralarda geçiriyorlar. Bu arada söyleyeyim, Fındık dünyada rekolte ve üretim olarak tüm değişik türleri ile Ordu ve Giresun da üretiliyor. Dünya fındığı Türkiye'den alırken çikolatanın en güzelini  üretenler İsviçreliler, Fransızlar, İngilizler.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, mutlaka Gümbet yaylasına çıkarken Gümbet merkezde herhangi bir restoranda kuzu etinin mutlaka tadına varın. Kekik kokusu ve tadı ağzınızdan uzun bir süre eksilmiyor.

Turizm dolu günler dilerim.

YORUM EKLE

banner107

banner96

banner108