‘Orman fakiri’ damgasını üstümüzden atamıyoruz!

   Dünya ile birlikte, KKTC de Koronavirüs (Covid-19) sürecini noktalamak üzere… Gerçi tehlike tam olarak geçti diyemeyiz, ama önümüze de bakmak, yarım kalan işlerin peşine düşmek gerek! Salgının etkilemediği sektör hemen hemen yoktur. Tedbir amaçlı kısıtlamalardan sonra, vatandaşlar ‘Oh be, özgürlük gibisi yok’ dercesine kendilerini sokaklara, parklara, deniz sahillerine atmakta haksız mı? Ancak her şeye karşın yine de tedbiri elden bırakmamak lazım.

   Isının birdenbire yükselmesi ve sıcakların bastırmasıyla ‘orman fakiri’ ülkemiz yangın felaketleri yaşamaktadır. Yangınların nedenlerine değinmek istemiyoruz, ancak her şeyin bir nedeni olduğu gibi, elbette yangınların da nedenleri vardır. Ya kasten, bir sabotaj sonucu yakılır, ya sorumsuzca atılan izmaritten, elektrik tellerinin birbirine çarpmasıyla meydana gelen kıvılcımlardan veya gelişigüzel atılan atıkların arasında bulunan ve güneş ışınlarına karşı hassas olan camlardan!

   Daha nice nedenleri vardır yangınların. Açık konuşmak gerekirse, büyük yangınlarla başa çıkabilecek bir ülke dünya üzerinde mevcut değildir. Geçen gün de örnek vermiştim. Dünyanın süper gücü ABD bile her yıl günlerce, bazen haftalarca yangınlarla boğuşmaktadır. En sonunda yangınlar şu veya bu şekilde söndürülse de, yanan alanların haddi hesabı yoktur. Her türlü yangın uçağı, yangın helikopteri olmasına rağmen! Her türlü modern araç ve gerece sahip olmasına rağmen!

   Örneğin geçen yıl Avustralya’da, bilmem kaç Kıbrıs adası kadar orman yandı. On binlerce ağacın yanında, yaban hayatı da küle döndü. ABD kadar olmasa da, yangın uçaklarına, yangın helikopterlerine sahip Avustralya, yangınlarla başa çıkabilmek için aylarca uğraştı. Bunları vurgularken, yangın uçağını geçtik, bir yangın helikopteri alınmasına karşı olduğumuz sakın anlaşılmasın. Mutlaka bir yangın helikopterine ihtiyaç vardır.   Çünkü örneğin Beşparmak Dağları’nda öyle sarp kayalıklar vardır ki, itfaiye araçlarının, su tankerlerinin oralara   ulaşabilmesi mümkün değildir.

   Ancak yine de eğitimli ve donanımlı insan gücüne ihtiyaç vardır ki, KKTC olarak da bizim en büyük eksikliğimiz bundadır. Bir de felaketler geçtikten sonra, gevşemeye yatar, bir başka felakete kadar umursamazlık gösteririz. Sıkça yaşanan sel felaketlerinden dersler alınacağına, aynı yanlışları yapmaya, aynı hataları tekrarlamaya devam ederiz. Çünkü yaptırımlar yetersizdir, frenleyici olmaktan uzaktır. Birçok yasalar yıllar öncesinin koşullarına göre hazırlanmış olup, çağdaş bir şekle dönüştürülmüş değildir.

   Tepebaşı yangınında 7 bin 500 dönümün yandığı ifade edilmektedir. Koruçam bölgesindeki yangında ise, 3 bin 500 dönüm alanın yandığı saptandı. Ülke genelinde 11-19 Mayıs tarihleri arasında orman, arazi ve araç yangını olmak üzere polis itfaiye merkezlerine 67 yangın ihbarı alınarak, müdahale edildiği kaydedildi. Bu arada Tepebaşı bölgesinde yeniden ağaçlandırmanın Şubat 2021’de başlayacağı bildirildi.

   Bazılarının fenasına gidecek, ama bir anda aklıma bir söz geldi: “Ölme eşeğim ölme, arpa saman çıkacak.” Burada kimseyi suçlamak istemiyoruz. İş ola bu sözü anımsadım. Ancak gerçek olan şu ki,

normal bir fidanın büyüyüp ağaç olması bir yana, Kalkanlı’da yanıp kül olan ‘Anıt Ağaçları’ geri getirmek mümkün olabilir mi? Aralarında 400-500 yıllık, hatta daha fazla ömre sahip ağaçlar vardı ve her birinin gövdesinde kaç yaşında olduklarına dair bilgiler bulunmaktaydı. Üniversite öğrencileri, turistler ve halkımız tarafından büyük ilgi gören bir mekândı orası. Yazık oldu Anıt Ağaçlara.

   Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, orman yangınlarında profesyonel bir yapının oluşturulması gerektiğini vurguladı, herhangi bir acil durumda veya çağrıda organize olunamadığını söyledi. Özçınar, orman yangınlarının söndürülmesinde veya yayılmasını önlemede araç gerecin en önemli unsurlardan biri olduğuna dikkat çekti.

   Tamamen hemfikiriz. Son olarak diyoruz ki, bu ülkenin orman fakiri olduğunu her vesile ile vurguluyoruz. Her yıl binlerce fidan dikilmesine rağmen, açığı kapatmış değiliz. Bu gidişle kapatacak da değiliz. Çünkü bir yandan dikiyor, bir yandan da yakıyoruz. Kaldı ki, dikilen fidanın yıllar sonra yemyeşil bir ağaç olacağına dair garantisi de yoktur. Ya kurursa, keçiler tarafından yutulursa, lahmacun fırınlarına malzeme olursa, ya da bir yangına kurban giderse?

   Bu ülkede yeni fidanlar dikerken, tek bir ağacı bile feda etmemeyi ilke haline getirebilirsek, işte o zaman orman fakiri ülke olmaktan kurtulabiliriz. ‘Orman fakiri’ damgasını üstümüzden bir atabilsek… 

                                                                                     ***

Ülfet Medih Köprülü’de, Erdadaş Lefkoşa’da, Tosun

Minareliköy’de, Sekizler de Akova’da toprağa verildi

                                            

   Bayram öncesi nice değerlerimizi daha yitirdik. Onlardan biri de, herkes tarafından sevilen Ülfet Medih… Yakalandığı amansız hastalığa yenik düşerek, geçen pazartesi günü Köprülü köyünde toprağa verildi.

   Sevgili eşi Ali İzzet Medih, evlatları Cüneyt-Nazlı Medih, Neşe-Sertaç Kahyaoğlu, Serkan-Aylan Medih, Fatma-Ersan Medih Uluçaylı, torunları İlde, Ali İzzet, Şaziye, Göktan, Su Medih; kardeşleri İsmail, Hakan Oktay, Kenan ve Tezcan Giritli, Zühre Öztürk, İlkay Mahmut ve Yıldız Reyhan, canlarından çok sevdikleri Ülfet hanımın vefatından dolayı acılarının sonsuz olduğunu ifade ederek, ‘Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun’ dediler.

   Bu arada Erdadaş ailesinin büyüğü Refet Ergün Erdadaş da Hakkın rahmetine kavuştu ve dün Lefkoşa’da defnedildi. Kardeşi Yücel Kaleli ile yeğenleri Değer-Tarık-Begüm Haydar, Mustafa-Özen-Mehmet Ali Kaleli, üzüntülerini tüm akraba, dost ve sevenlerine duyurarak, nur içinde yatması ve mekânının cennet olmasını temenni ettiler.

   Aslen Limasol’lu olup, Demirhan’da ikamet eden, Tosun ailesinin direği ve bölgenin sevilen siması Mustafa Tosun ise 19 Mayıs günü Minareliköy’de defnedildi. Sevgili eşi Şengül Hanım, çocukları Tülay-Menteş Dürüst, Behaeddin Tosun, Misli-Ali Tayfur, torunları Merve, Ahmet, Hasan, Belin ve Mustafa, kardeşleri Şaziye-Mazhar Evsal, Tülay-Bekir Kudret, Adnan-Pembe Sema Tosun, Pembe Tosun, ayrıca yeğenleri, acısına asla alışamayacaklarını ifade ederek, nur içinde yatmasını dilediler.

   Diğer yandan Akova köyünün sevilen simalarından, iyi insan Hüseyin Sekizler ise dün Akova’da son yolculuğuna uğurlandı. Sevgili eşi Sevilay Hanım ile evlatları Fatih Sekizler, Funda Tatlıcı Candaşer, Cemil Candaşer, Ferhat Sekizler, Fırat-Ayşe Sekizler, Fikret-Emine Temizkan Sekizler ve Şermin Sekizler, torunları Sevilay, Utku, Can, Eren, Violet ve Armin, derin üzüntülerini akraba ve dostlarına ileterek, ‘Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun’ dediler.

   Öte yandan Değirmenlik Belediye Başkanı Ali Karavezirler ile Belediye Meclis Üyeleri ve tüm belediye çalışanları taziye mesajlarında, değerli iş arkadaşları Hasan Yaşınses’in kıymetli annesi Pembe Yaşınses’e Tanrı’dan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediler. Ziraat Mühendisleri Odası da, üyeleri Şevket Özen’in değerli annesi Güler Özen’e rahmet, yaslı ailesine başsağlığı temennisinde bulundu. 

YORUM EKLE

banner75