Otobüse binecek parası kalmayan gençlik mi geleceğimiz?

Ülkemizde yaşam koşullarının her geçen gün zorlaştığını eminim herkes en azından kendi yaşamında hissetmektedir.

Bir de bizden daha zor durumda olanların içinde bulundukları durumu düşünmeyi denediğimizde içimize bir hüzün çöker. Ama bunun dönüşmesi için ne yapıyoruz sorusuna da cevap aramayı başarırsak iyi olur diye düşünüyorum.

Ağustos ayının son günlerinde bir cumartesi günü saat 19.00 sıralarında Mağusa’ya gidecek son otobüsü bekliyordum.

Benimle aynı yerde olan yirmili yaşlarda bir genç de otostop çekiyordu. Belli ki o da benim gibi işten çıkmış evine gitme derdindeydi.

Gelen minibüse ben binerken bu gencin orada durduğunu fark etmemle şoförün ona “gel” diye işaret etmesini aynı anda fark ettim.

Genç “yok” deyince sebebini bilircesine şoför ısrar etti. Aşırı ısrar karşısında cama yanaşan genç “param yok abi” deyince; şoför, “sorun değil gel ben seni gideceğin yere götüreceğim” demişti.

Öncelikle İtimat şirketinin genç şoförünü bu insanlığından dolayı tebrik ederim.

Herhalde deneyimlerinden olacak, insan halinden anladı ve ayın sonuna parasız giren gencin evine ulaşmasına yardımcı oldu.

Olayın insanlık boyutu dışındaki özeti, ay sonunu çıkaramayan bir çalışan gencin varlığının ne anlama geldiğiyle ilgili bazı sorular sormak isterim.

Asgari ücret maaş alan bir kişinin evini geçindiremediği gerçeği bilinmesine rağmen ülkemizde çalışan nüfus içinde asgari ücretlilerin oranının azalması yerine çoğalması, hatta asgari ücretin altında çalışanlardaki artış ne tür toplumsal sorunlara gebedir?

Hafta sonu da akşam saatlerine kadar çalışan ama kazandığıyla geçimini sağlayamayan bir genç bu ülkede bir gelecek kurabilir mi?

Kendi ülkesinde çalışarak, kendi yağıyla kendi ciğerini kavuramayan bir gencin geleceğini kurmak için suça karışma ya da göç etme dışında üçüncü bir seçeneği var mı?

Gençliği ve aile reislerinin bu koşullar altında çalıştığı bir ülkeyi yönetenlerin vicdanı hangi gezegende kalmıştır?

Maaşlarla hayat pahalılığı da aynı oranda ilerlemiyor. Maaşlar hep hayat pahalılığından yavaş yükseldiği için alım gücü hızla azalıyor.

Sorular daha da çoğaltılabilir. Bunun yanında hepimizin sarmalına girdiğimiz bir ekonomik gerçeğimize de değinmek yerinde olacak.

Yavaş yavaş, çaktırmadan her gün kazıklandığımızı 2 küçük örnekle göstermek isterim.

Biz aile olarak her ayın başında yüklü bir market alışverişi yapmaktayız. Her geçen ay ödediğimiz miktar artmaktadır. Bir önceki ay kadar ödemeyi yakalayamıyoruz. Ve bu her ay artmaktadır.

Daha fazla ürün almadığımızı gözlemlediğimden, market ürünlerinin her gün zamlandığını hissettiğimi söyleyebilirim. Biraz daha örnekli açıklamak gerekirse, sebze ve meyve fiyatlarına baktığımızda acı tablo tüm açıklığıyla ortadadır.

Ben mi abartıyorum diye düşünürken, bir dostum imdadıma yetişti.

Yazda iki ay Türkiye’de kalan bu dostum da eşiyle birlikte önceki gün alışverişe gidince yaşadığı şoku benimle paylaşmış ve ne oldu Kıbrıs’ta ki 2 ayda bu kadar pahalılık oldu diye sorduğunda, cevabım yoktu.

2 ayda ne oldu da marketteki ürünlerin pahalılaştığını artık sorgulamıyoruz Çünkü küçük küçük zamları o kadar kanıksadık ki, her şey normalleşiyor hayatımızda.

Utku Karsu’nun karikatürlerinde sık sık kazık sembolünü kullanmasını yukarıda yazıklarımı düşündüğümde daha iyi anlıyorum.

Ekonominin iki sıcak sorununa değindikten sonra, biraz kendimizi sorgulamamız açısından aşağıdaki soruya yanıt vermeyi deneyelim lütfen…

Hep deriz ya “gençlik geleceğimizdir”, hangi gençlikten bahsederiz acaba, bugününü kararttığımız yarınını göremeyen gençlik mi geleceğimiz?

YORUM EKLE

banner96