Pazartesi notları…

   İHMALE GELMEZ: Arazi yangınları başladı… Meteoroloji’den bu mevsimde arazi ve orman yangınları olasılığının çok yüksek olduğu uyarıları geliyor boyuna… “Yangınlarla Mücadele Yasası” mız var bizim, bilir misiniz? Ve o yasaya göre Belediyeler ile Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı her yıl zamanında, yani yaz mevsimine girilmeden sorumluluk bölgelerinde kuru ot temizliği yapmakla yükümlüdürler... İşte bu yasal yükümlülük ilgili kurumlar tarafından hâlâ tam olarak yerine getirilmiş değil... Bu ihmalin hesabını soracak birileri neden çıkmaz peki?.. Sadece kırsalımız değil, yerleşim alanlarımız da devasa kuru otlarla sarılmış durumda…Haftalarca süren bereketli yağışların günümüze bıraktığı riskli miras!..
                                                               ***
   TAKINTI: Öteden beri gerçekçi görüşleriyle tanınan, eski dışişleri bakanlarından, deneyimli ve duayen Rum siyasetçi Nikos Rolandis “İşte Türkiye sondaj yapamaz takıntımızla başbaşa kaldık” dedi... Bir zamanlar da Rumların "Türkiye Kıbrıs'a askeri müdahalede bulunamaz" takıntısı vardı… Ortaklık devletinden kovdukları ve ezip eledikleri Kıbrıslı Türklere de gece – gündüz  "bekledim de gelmedin" şarkısını çalarlar ve hamasetçi "Molonlave" sloganları atarlardı... Güney Kıbrıs Rumluğu her dem takıntıları olan tuhaf egoların sahibi bir topluluk işte…
                                                                              ***
   MANZARAMIZ: Genç nüfusumuzun yüzde 22’si işsiz… Ülkemizdeki yabancı işçi sayısı ise rekor düzeyde!..
   “Genç nüfusun çoğu 30 yaşına kadar üniversitelerde okuyor… Aslında ‘gizli işsizlik’ dediğimiz olay bu…” Hariciyeci Namık Cafer dostum diyor bunu… Ve çok da doğru diyor..
   Osmanlı, fetihten sonra Kıbrıs'a nüfus aktarırken vasıflı olanları seçmişti teker teker... Şimdilerde ise her ülkeden gelenlerin içinde “vasıflılar” ne gezer!.. Önüne gelen buralara gelir, ülke de sorma gir hanına dönüşür!..
   O her gün her konuyu sokaklarda, meydanlarda eylemlerle protesto edenler de Kıbrıs’a Anadolu’dan sürülen isyancıların günümüzdeki torunları olsa gerek!..
                                                                              ***
   SÜMÜKLÜBÖCEKLER: Şu tiksinerek baktığımız sümüklüböceklerin taşıdıkları ve salgıladıkları “A grubu” enzimlerle koli basillerine karşı korumacı olduklarını bir kıdemli sağlıkçımızdan öğrendim... Vay be!..Zararlı basillerle uğraştığımız bu ülkede cümle sümüklüböcekleri biyolojik mücadele amaçlı, toplumsal sağlık adına korumaya almamızda ve beslememizde yarar mı var dersiniz?!..
   Sağlıkçımız “Çok gereksiz sanılan o sümüklüböcekler eskiden su kanallarımızda ve haznelerimizde gezerlerdi. O zamanlar bizlere hastalık bulaşmazdı. Yani tiksinsek de bir faydalı tarafları var onların” diye savunmakta tezini…
                                                               ***
   HATA PAYI: Birleşik Krallık'ta yapılan bir araştırma, arabaların sürat göstergelerinin tam anlamıyla doğru olmayabileceği gerçeğini ortaya çıkardı…  Göstergelerde artı ya da eksi 5 km. saat hatası olabiliyormuş…
   Güncel konuyu burada paylaşırken diyeceğim o ki, arabanın gazına basarken bu gerçeğin de bilincinde olalım artık…
   Ve bir de sorum olacak bu konu açılmışken:  Bizim ülkenin tüm yollarına donatılan şu hız tespit kameralarında hata payı hiç mi olmuyor; haksız ve boşuna yazılım hiç mi olmaz?
   Bilinen şu ki, hız kameralarından sorumlu şirketin üç ayda bir denetim yapması ve İçişleri Bakanlığı’na bu denetimlere ilişkin rapor vermesi gerekmektedir… Peki, düzenli yapılıyor mu bu denetimler?.. Bugüne dek verilmiş olan raporlarda sadece “testi geçti” vurgusu yapılmıştır…
   Bu raporlar kamuoyuna açıklanmadığı için testin geçilebilmesi için kriterlerin neler olduğu da tabii ki bilinmiyor... Zaten ülkemizde şeffaflık hangi konuda var ki?!..
                                                                              ***        
   ARAPÇA KUTSAL DEĞİL: Prof. Dr. Neşet Çağatay’ın “100 Soruda İslam Tarihi” adlı kitabından:
   “Kur’an, bugünkü biçimi ile yazılı sahifeler halinde gökten yaprak düşer gibi düşmedi. Onun gökten indiğini, yazılı olarak geldiğini veya Allah tarafından Arapça hitap edildiğini söylemek küfürdür…  Allah, buyruklarını ve yasaklarını Peygamberlerin kalbine doğdurur…  Bazı kişiler Kur’an metninin Arap harfleri ile ve Arap dili ile yazılmış olmasından dolayı Arap dilini, hatta Arap harflerini kutsal saymaktadırlar. Bu nedenle de Kur’an’ın Türkçeye çevrilemeyeceğini, başka harflerle yazılamayacağını söylerler. Kur’an Araplara indiği, Peygamber de Arap olduğu için onların dili ile yazılmıştır. Gerçekte kutsal olan ne Arap dili, ne de Arap harfleridir. Kutsal olan, Kur’an’ın içindeki Allah’ın yasakları ve buyruklarıdır. İslâm’da ‘zarf’ değil ‘mazruf’;  yani, ‘kap’ değil ‘içindeki’ önemlidir”(N. Çağatay, 100 Soruda İslam Tarihi, Gerçek Yayınevi, 1972, s. 132-134)”
                                                               ***
   DÜNYA HALLERİ: İstanbul Darülaceze Başkanı Hamza Çelebi diyor ki:
   "Dünyanın en zengin adamı 56'sında öldü…
   En zekisi 20 yaşında tekerlekli sandalyeye mahkum oldu… En iyi boksörü kibriti bile çakamaz hale geldi… Türkiye'nin en zengin adamı yaptırdığı lüks hastanesine ulaşamadı ve devlet hastanesinde öldü…
   Ne servet, ne şöhret ve ne de makam bizi yanıltmasın..."
               

 

YORUM EKLE