Allah yolunda çalışmak

banner37

banner87
Allah yolunda çalışmak
banner90
banner99

   Yeryüzünde ve semâvatta bulunan bütün varlıklar bir düzen içerisinde ve gaye ile yaratılmıştır. Bu düzeni şöyle bir tefekkürle temaşa eden bir kişi mükemmel bir uyumun olduğunu görecektir. Bütün varlıkların kusursuz bir döngü ile asırlardır var oldukları ve kusursuz düzen içerisinde her birinin önemli bir görevi üstlendikleri görülmektedir. Yaratılmış varlıklar içerisinde en özel bir konumda olan insan mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılmıştır. Yaratılmış olan diğer bütün varlıklarda insanın emrine ve hizmetine verilmiştir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği aklının olması ve imtihana tabi tutulmasıdır. Yani bu dünyaya geliş gayemiz yemek, içmek, gezmek, tozmak, zevk ve sefa içerisinde, başıboş bir şekilde yaşamak için değil Allah’a kulluk etmektir. O halde insan kulluğunu yaşamak ve eğriyi doğruyu birbirinden ayırt ederek salih amel işlemek mecburiyetindedir. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Bu dünya hayatı çok kısa ve geçici zevklerle doludur. Ve insan bir gün tekrar Rabbine dönerek hesap verecektir.

   İnsanın ne için yaratıldığı Rabbimiz tarafından zariyat suresi 56. ayette şöyle bildiriliyor: “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”

   Allah (c.c.) insana akıl vermiş, nefis vermiş ve bununla birlikte şeytan engeli ile imtihana tabi tutmuştur. Bütün bu engellere rağmen kimin kulluğunu ve daha güzel amel yapacağını ortaya koymak için hayatı ve ölümü yaratmıştır.

   Mülk suresi 2. ayette şöyle buyruluyor: “O hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir çok bağışlayandır.” Mülk 67/2

   Allah (c.c.) Mü’minûn suresi 115. ayette şöyle buyuruyor: “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”

   Ankebût sûresi, 2. ayette de: “İnsanlar hiç hesaba çekilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?” buyrulmaktadır.

   İnsan kulluk için yaratılmış gibi değil zevki sefa sürmek için yaratılmış gibi davranmaktadır. Yaratılış gayemiz kulluk ise o halde bu başıboşluğumuz ve vurdumduymazlığımızın sebebi ahirete olan imanımızın eksik olmasından başka bir şey değildir.

   İnsanlar sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya dört elle sarılmakta, ahireti hiç düşünmemektedir. Dünya menfaatini elde etmek için her türlü çabayı harcarken, ahiretini kazandıracak manevi ticareti için oldukça gevşek davranmaktadır. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var ki, bir gün mutlaka öleceğiz. Ve bize bütün yaptıklarımızdan hesap sorulacak. Allah ile karşılaşmayı ummayan Allah’tan korkar mı? Bir gün mutlaka Rabbimizle karşılaşacağız.

  “Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatından hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir.” Yunus 7-8

   “Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir. O, her şeyi işiten ve bilendir.” Ankebut-5

   Bir gün canımızı almak için Azrail (aleyhisselam) ansızın karşımıza çıkarsa, biraz bekler misiniz? Falanda alacağım var, filana vereceğim var, hele bir ailemle vedalaşayım ya da biraz ibadet edeyim veya hayırda bulunayım diyemeyeceğiz. Aniden ve bıçak kesiği gibi hayatın içerisinden bizi çekip alıverecek.

   Allah (c.c.) Mü’minûn sûresi, 100 ve 101. ayetlerde buyuruyor ki:

   “Nihayet onların birine ölüm gelip çattığında, ‘Rabbim, der, beni geri gönder. Tâ ki boşa geçirdiğim dünyada iyi amel (ve hareketlerde) bulunayım.’ Hayır, onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecek güne kadar (süren) bir berzah vardır.”

   Çok kısa bir hayat verilmesine rağmen insan ahireti ve hesap gününü bir taraf bırakarak dünyaya dört elle sarılmakta, dünya malını elde etmek ve zevklerini yaşamak için her türlü mücadeleyi kendisine mubah görmektedir. Sonsuz mükâfatlar ile dolu cennet hayatını bir tarafa bırakarak çok kısa olan dünya hayatını tercih edip ahiret için hazırlık yapmamak çok yanlış ve ahmakça bir tercih değil midir? Oysa dünya hayatı boş bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Bu kadar kısa bir hayata sarılıp, ahireti bir kenara bırakan birisi sonsuzlukla altmış ya da yetmiş yıllık dünya arasındaki tercih hakkını dünyadan yana kullanmaktadır.

    Rabbimiz Hadid suresi 20. ayette şöyle buyuruyor:

   “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçıların da hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir, sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir.”

   Yine En’am suresi 32. ayette: “Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değil. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?”

   Lokman suresi 33. ayette şöyle buyruluyor: “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Babanın oğlu, oğlun da babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun. Allah’ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Allah’ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın.”

   Peygamberimiz dünya hayatına önem vermemiştir. İbn Mesud (r.a.) diyor ki, bir gün Resulullah (s.a.v.)’in yanına girmiştim. Onu bir hasır örgünün üzerinde uyumuş buldum. Hasır, (vücudunun açık olan) yan taraflarında izler bırakmıştı. “Ey Allah’ın (c.c.) Resulü dedim, sana bir yaygı te’min etsek de hasırın üstüne sersek, onun sertliğine karşı sizi korusa!” “Ben kim, dünya kim. Dünya ile benim misalim, bir ağacın altında gölgelenip sonra terk edip giden yolcunun misali gibidir.”(Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir.)

   Dünya hayatının ne kadar boş olduğu hakkında peygamberimiz (s.a.v.)’den birçok rivayet vardır.

   Sehl İbni Sa’d (r.a.)’den rivayete göre Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Eğer dünya Allah (c.c.) nazarında sivrisineğin kanadı kadar bir değer taşısaydı tek bir kâfire ondan bir yudum su içirmezdi.” Tirmizi, Zühd 13, (2321); İbnu Mace, Zühd 11, (2410)

   İbn Ömer (r.a.)’den, dedi ki: Rasulullah {s.a.v.) omuzlarımı yakalayıp şöyle buyurdu: “Dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol!” İbn Ömer (r.a.) de şöyle derdi: Akşamı ettin mi sabahı bekleme Sabahı ettin mi, de akşamı bekleme Sağlığında hastalığın için bir şeyler hazırla, hayatında da ölümün için.” Buhâri, VII, 170, Rikaak 3

   Allah (c.c.) ve Rasulü dünya hayatının boş bir oyundan ibaret olduğu ve bir gün yapılan bütün işlerden hesaba çekileceği hakkında insanlara uyarılarda bulunmaktadır.

   Ancak şu unutulmamalıdır ki, dünya hayatı ahirete geçiş yolu olduğundan ve ahiretin tarlası olduğundan büyük önem taşımaktadır. Bazıları derler ya dünyaya önem vermeyin. Aslında bu çok yanlış bir düşüncedir. Dünya ebedi olan ahireti kazandıran bir yer olduğundan aslında çok büyük önem taşımaktadır. Ahiret mutluluğu ancak bu dünyadaki amellerle kazanılacağından hayata büyük önem verilmeli ahireti kazandıracak her türlü gayret gösterilmeli ahiret hayatında gerekecek olan bütün azıklarını dünya hayatındayken kazanmalı azık çantasını bolca salih amel ile doldurmalıdır.

   Nasıl ki dünya hayatında tarlasına buğday eken buğday, arpa ekende arpa biçiyorsa, insan da dünyada ne ekerse ahirette mutlaka onu biçecektir. Ömrünü Allah (c.c.) yoluna adamış onun yolunda her türlü sıkıntıya katlanan ve hatta canını veren ile bomboş bir hayat geçiren elbette Allah (c.c.) katında bir olmayacaktır.  Allah (c.c.) kullarını mutlaka ayıracak ve herkesi hak ettiği cennet ya da cehenneme koyacaktır. Kimseye haksızlık edilmeyecektir. Kim dünyada zerre kadar bir iyilik ya da zerre kadar bir kötülük yapmışsa hesabını verecektir.

   Dünya hayatında emekli olmak için her türlü çabayı gösteriyoruz. Ne için ömrümüzün son 10-15 yılını rahat geçirelim diye. Peki sonsuz hayatımızı garanti altına alacak neden bir şey yapmıyoruz?

   Allah yolunda maddi ve manevi elden gelen bütün fedakârlıklar gösterilmelidir. Çünkü ayet ve hadislerde en küçük bir gayretin dahi çok büyük bir şekilde mükâfatı olacağı bildirilmektedir.

   Zilzal suresi 7 ve 8. ayetlerde: “Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür.” Buyrulmaktadır.

   Bakara suresi 218. ayette şöyle buyruluyor: “İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya, işte bunlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, gafûr ve rahîmdir.”

   Bakara suresi 261. ayette ise “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki, her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilir.” Buyrulmaktadır.

   Allah yolunda her türlü gayreti göstermek Müslümanların üzerine farzdır. Müslümanlar Allah’ın yolunda elinden ne geliyorsa yapmalı, son nefesini verinceye kadar Allah yolunda çalışmaktan ve hizmetten geri kalmamalıdır.

   Peygamberimizin sahabesinden ellisinin kazandığı sevabı kazanabileceğimiz bu günler gerçektende sabır günleridir. Büyük bir karmaşanın, başıboşluğun, fitnenin ve gafletin yaşandığı günümüzde peygamberin sünnetine sarılanlar Allah yolunda çalışanlar mutlaka büyük bir kazanç elde edeceklerdir.

    Allah, yolunda çalışanlara yardım edecek:

   Allah (c.c.) her zaman müminlere yardım etmiştir. Ve bundan sonrada yolunda çalışan ve mücadele edenlere yardım edecektir. Rabbimiz Rum suresi 47. ayette Allah dinine yardım edenlere yardım etmeyi üzerine hak olarak aldığını bildirmektedir.

   Biz bu dünyada Allah için çalışırsak Allah’ın dinini kendimize dert edinirsek. Hiç şüphesiz Allah da bize dünyada ve ahirette yardım edecektir. Şeytana ve nefsimize karşı ve diğer sıkıntılarımıza karşı bize yardım edecek ve ayaklarımızı sağlamlaştıracaktır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75