Hedefte isabet yolda istikamet

banner37

banner87
Hedefte isabet yolda istikamet
banner90
banner99

   İnsan, iradesiyle yönlendirir hayatını. İradenin ilk özgürlük sınavı “yol”u seçebilmektir. Seçenekler arasından en doğru yolu bulabilmek kirlenmemiş zihinlerde yerleşen bilgi ile olur. Zihin arı duru ve adil, niyet katışıksız ve içten, bilgi sahih olmadıkça seçilecek yol seçilmesi gereken yol olamaz. Yanlış bilgiye yaslanarak doğru bulunmaz. İstikametin imandan sonraki birincil şartı budur: Doğru bilgi. Demek ki istikamet, iman ve doğru bilginin aydınlattığı yolu görebilmek, o yolu seçebilmekle başlar. Sonra sıra, yola düşmeye gelir.

   Yola düşmek için önce yerinden kalkmak gerektir. Yekinip doğrulmadan yola düşülmez. Öncelikle kalkıp üzerindeki tozu toprağı silkelemek, niyete ameli azık eyleyip yere sağlam basmak gerekir. “İstikamet”in “kıyam”la aynı kökten (ka-ve-me) gelmesi, “oku” emrinden sonraki ilk emrin “kalk” olması boşuna değildir. Yürümeye değer tek yol için kalkmak, yolcuyu istikametten ayırmaya kilitlenmiş şeytanın ilk yenilgisi olur.

   Kalkıp yola düşenin yeterli ve kaliteli azığı olmalıdır yanında. Yolda yapayalnız kalsa da insanın yanından hiç ayrılmayan, bitip tükenmeyen, azıklar güven verir ancak. Takvayı azık edinerek, sadece yaratana güvenerek, O’na sığınarak düşülmelidir yola.

   İstikamet mahza çabadır, gayrettir. Civa gibidir, bir kez elde edilince kaybetmemenin garantisi yoktur. Daima özde, sözde ve amelde doğrudan ayrılmama azmidir. Yolda kalabilme çabasında adımlar ne hızlı ne yavaş olmalı. İtidalli, istikrarlı, aşırılığın her türüne kapalı, kıvamında yürüyüş… Ölçüyü kendi nefsinde, sağında solunda değil, "Siz gücünüzün yeteceği amellere bakın! Çünkü siz usanmadıkça Allah usanmaz.” (Buhâri, îmân, 32; Müslim, Müsâfırîn, 215, 22.) buyruğunda arayan bir yürüyüş. Bu çaba ve gayret dahi kusurdan muaf değildir. “... Hepiniz Allah’a giden doğru yolu tutun, O’ndan bağışlanmak dileyin...” (Fussılet, 41/6.) ayetindeki mağfiret isteme tavsiyesi, istikametteki kusurlarla ilgilidir. Bir hadis-i şerifte de Hz. Peygamber “Tam anlamıyla başaramazsınız ya, siz (yine de) dosdoğru olun!” (İbn Mâce, Tahâret 4; Dârimî, Vudû 2; Muvatta’, Tahâret 36.) buyurarak tam da buna işaret buyurur.

   Yolda ilerlerken ortayı bulma konusunda Gazali, ifrat ve tefrit arasındaki orta çizginin “kıldan ince kılıçtan keskin” olduğunu ifade eder ve şöyle der: “İstikametin zorluğundan dolayı her mümin kulun günde on yedi defa (beş vakit namazın farzlarında), ‘Bizi sırat-ı müstakime ilet!’ (Fâtiha, 1/6.) diyerek dua etmesi gerektiği ifade edilmiştir.” (İhya, III, 63-64.)

   Yolda kalma çabasının hangi konularda olacağı da En‘am suresinde (6/151-153.) Allah’a ortak koşmamak, ana babaya iyilik etmek, evlatların canına kıymamak, kötülük ve iffetsizlikten uzak durmak, hayata saygılı olmak, yetim malına yaklaşmamak, ölçü ve tartıda dürüst olmak, doğru konuşmak, Allah’a verilen ahde vefa göstermek şeklinde dinî ve ahlaki ödevler olarak sıralanır ve bunun Allah’ın dosdoğru (müstakim) yolu olduğu bildirilir.

   İstikamet insanın bütün eylemlerinin değerini belirleyen ahlaki bir özdür. Çünkü iyilikler onunla mükemmellik kazanır ve onun ortadan kalkmasıyla bütün iyilikler kötülüğe dönüşür. Tasavvufi kaynaklarda istikametin dilin istikameti, hâl ve hareketlerin istikameti, nefsin veya kalbin istikameti şeklinde başlıca üç çeşidinin bulunduğu anlatılır.  Ahmed b. Hanbel’in kaydettiği bir hadiste (Müsned, III, 198.), kalp ve dil istikamette olmadan imanın istikamette olamayacağı belirtilmektedir. Hâl ve hareketleriyle istikamet sahibi olmayan bir kimsenin bütün gayretleri boşuna harcanmıştır. Ahlaki nitelikleri ve huyları düzgün olmayan kişinin manevi dünyasında gelişmesi, davranışlarının güzelleşmesi mümkün değildir.

   Bir başka hadiste Peygamber Efendimiz, “Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.” buyurur.  (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 198.) Anlaşılmaktadır ki özüyle sözüyle dosdoğru olmak Müslümanlığın gereğidir. Efendimizin  “Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” tavsiyesinin manası budur.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Rüşvetin toplum hayatına zararları

   Toplumda güven ve itimat bağlarını koparan, fertleri haksız kazanç sahibi yapan, dinimizin kesinlikle yasaklamış olduğu toplumsal hastalıklardan biri de rüşvettir. Rüşvet, iş yapma durumunda bulunan bir kimsenin yasalar ve mevzuat ölçüleri içinde işi yapmayıp, ondan herhangi bir menfaat sağlamasıdır.

   Kısacası kişinin görevi gereği yapması gereken işten dolayı, hakkı olmadığı halde iş sahibinden çıkar sağlamasıdır.

   İslâm dini, hangi isim altında olursa olsun, rüşveti haram kılmıştır. Alan da, veren de günah işlemiş olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) “Rüşveti veren de alan da ateştedir.” “Ebu Davud, Akdiye, 4; Mecmeu’z-Zeva’id, c.4, s.199 buyurmuşlardır.

   Rüşvet, toplumu felâkete götüren tehlikeli bir hastalıktır. Böyle toplumlarda haklı hakkını alamaz. İnsanlar arasında kin, nefret, dedikodu, güvensizlik ve haset yaygınlaşır. Makam ve mevki sahibi olanlarla maddi gücü olanlar, hakkı olmayan şeyleri kolayca elde ederler. Rüşvet yüzünden kaçakçılık ve vurguncular çoğalır, toplumda huzursuzluklar daha da fazlalaşır. Bürokraside haksızlıklar artar, devlet idaresi zaafa uğrar. Adaletin yerini adaletsizlik ve zulüm alır.

   İşte bunun için İslâmiyet, rüşveti haram kılmıştır.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

NE OL, NE OLMA

Paranı ver, selâm ver, canını ver ama SIRRINI VERME!

Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama YERİNDE SAYMA!

Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman BOŞ VERME!

Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama BÖLÜCÜ OLMA!

Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

Fidan büyüt, gariban doyur, çocuk besle ama KİN BESLEME!

Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama İHANET ETME!

Hedefe koş, yardıma koş, ama ORTAK KOŞMA!

Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama AĞZINI AÇMA!

Okumaktan zarar gelmez oku, ama LANET OKUMA!

Rakibini geç, sınıfını geç, ama GÜLÜP GEÇME!

Ev al, araba al, abdest al, ama BEDDUA ALMA!

Zulmü devir, nefsi devir ama ÇAM DEVİRME!

Yaklaş, konuş, tanış ama UŞAKLAŞMA!

Doğrul, devril ama EĞRİLME!

Seslen, uslan ama YASLANMA!

İtil, atıl ama SATILMA!

Oruç ile ilgili hadisler

   “Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçlarından onlara, açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmaz.”

   “Oruç yalnız yemeyi, içmeyi terk etmekten ibaret değildir. Oruç, faydasız lâftan, boş vakit geçirmekten ve kötü söz söylemekten de vazgeçmektir.

   Şayet biri sana sataşır veya cahilce davranırsa “ben oruçluyum, ben oruçluyum” de. (Karşılık verme).”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75