Helâl-haram hassasiyeti

banner37

banner87
Helâl-haram hassasiyeti
banner90
banner8

Oğuz METİNER

   Yüce Allah öncelikle Peygamberlerden, sonra inananlardan ve nihayet top yekün bütün insanlardan yiyip içtiklerinin helal olmasını istemiştir. Ey Peygamberler! Temiz ve helal nimetlerden yiyin ve salih amellerde bulunun; ve bilin ki, yaptığınız her şeyi eksiksiz biliyorum.”

   Ey İmân edenler! Size rızık olarak sağladığımız şeylerin temiz/helal olanlarından yiyin ve gerçekten sırf Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin. ”

   Ey İnsanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin apaçık düşmanınızdır. ”

   İslâm bireylerde helal bilincinin o derece canlı ve üst düzeyde olmasını ister ki, Müslüman, haram olduğu aşikâr olan bir şeye el uzatmak şöyle dursun, haram ya da helal olduğu şüpheli şeylerden de şiddetle sakınmalıdır. Zira değerlerin korunması ancak hassasiyetlerin canlı tutulması ile mümkündür. Bu da şüphelilerden uzak durmayı gerektirir. Aksi takdirde şüphelilerle başlayan hassasiyet aşınması zamanla değerlerin yok olasına ya da buharlaşmasına yol açar. Onun için sevgili Peygamberimiz, ümmeti için uyarıcı olma özelliği bağlamında bu duruma dikkat çekmiştir. O şöyle buyurur: Helal bellidir, haram da; bu ikisi arasında insanların çoğunun bilmediği şüpheliler vardır. Dolayısıyla kim şüphelilerden uzak durursa, hem dinini hem de şahsiyetini korumuş olur. Kim de şüpheli olan şeylere karşı hassasiyet göstermezse, bir gün gelir kendini haramların içinde bulur. Aynen bir koruluk etrafında hayvan güden çobanın durumu gibi; hayvanların koruluğa girmesi her an olasıdır. Şimdi dikkat edin! Her güç sahibinin girilmesini yasakladığı bir koruluğu vardır. Allah Teâlâ’nın koruluğu da haramlardır. ”

   Şu halde bir Müslüman’ın inandığı değerlerden kaynaklanan söz ve davranışlarında kesinlik esastır. Zira iman kesinlik (yakîn) ister. Kuşkulu ve tereddütlü işler yapmak ise, yakîne aykırıdır ve her an harama düşme tehlikesi ile baş başa olmak demektir. Özellikle haram sınırlarının hızla yok edildiği günümüzde bu husus daha bir nezaket ve ehemmiyet kazanmıştır. Dolayısıyla helal haram bilinci, şüphelilere karşı gösterilecek dikkatli tavırla canlı tutulabilir ve ancak bu şekilde günah işlemiş olma ihtimalinin kahredici endişesinden kurtulunabilir.

   Efendimiz helal bilincinin diri tutulması ve bunun için şüphelilerden de sakınılması hususunda bizi bu şekilde uyardığı gibi, kendi kişisel hassasiyetini de şu şekilde dile getirmiştir: Ben ailemin yanı başında yatağa uzandığım sırada döşeğin üzerine düşmüş bir hurmanın farkına varırım. Alıp yemek üzere elimi ağzıma kaldırdığımda, onun zekât malı olabileceğinden endişe duyar ve yemekten vazgeçerim. Helal bilinci konusunda Hz. Ali (ra) de Rasûl-i Ekrem’den şu temel ilkeyi bellediğini söyler: Şüpheli olanı bırak, şüpheli olmayana yönel.”

   Aslında hayat bir değerler mücadelesidir. Müslüman ömrü boyunca hep dininin değerlerini yaşama ve yaşatmanın mücadelesini verir. Elbette değerlerin muhafazası kimi zorluk, sıkıntı ve mahrumiyetleri de beraberinde getirir. Nitekim açlık, yoksulluk ve servet azalması ile imtihana tabi tutulacağımızı Kur’ân kesin bir dille ifade etmektedir: Muhakkak ki sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve hasılattan eksiklik ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabırlıları ki, başlarına bir musibet geldiği vakit doğrusu biz Allah’a aitiz ve muhakkak O’na döneceğiz derler. ”

   Şu halde imtihan kaçınılmaz bir durum olarak karşımızdadır ve böyle olması da tabiidir. Aksi takdirde değerlerini koruma hususunda direnip sebat edenlerle, en ufak sıkıntıda her şeyden kolayca vazgeçen, nefsine yenik düşüp şeytana ve dünyaya teslim olanların birbirinden ayrılmasını amaçlayan imtihanın bir anlamı olmazdı.

   Tam da bu noktada Müslüman bireyin helal hassasiyetinin diriliği ve düzeyi bakımından bölgesel ve global iktisadî buhranlar, ekonomik krizlerin hüküm sürdüğü şartlar/dönemler son derece önemli ve belirleyici bir veri teşkil etmektedir. Hatta bu gibi şartların dinde samimiyetin ortaya çıktığı anlar olduğunu kolaylıkla ifade edebiliriz. Zira Müslüman’ın, aza kanaat etme hatta açlık pahasına helal ısrarı devam mı edecek, yoksa her hâlükârda korumak durumunda olduğu değerleriyle çelişen ve fakat günün genel anlayışı bakımından sakıncasız görülen davranışlar mı sergileyeceği ortaya çıkacaktır. İkinci ihtimalin geçerli olması durumunda hemen mazeretlere sarılma ön plana çıkmaktadır. Aldığım maaşla geçinemiyorum, siftah etmeden kepenk kapatıyorum, şu kadar masraf yaptım hiç ürün kaldırmadım Mazeretlere sığınma baş gösterince artık bir daha bunun sonu gelmez.

   Helal bilinci konusunda dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da yetki dağılımı ve görev paylaşımında helal hassasiyeti meselesidir. Helal haram gibi kavramlardan söz edildiğinde nedense konunun bu boyutu pek akla gelmez. Halbuki bu bilinç, hayatın tamamını kuşatmak ve bir biçimde Müslüman’ın aile bütçesine, ekonomik seviyesine ve hayat standardına tesir eden her hususta sergilenmek durumundadır. Yetki dağılımı ve görev paylaşımındaki adâletsizlikten, haksızlıktan kaynaklanan artı ekonomik değerin helal olduğunu iddia etmek mümkün müdür?! Dolayısıyla imkân ve fırsatlar paylaşılırken adâlet, hakkaniyet, ihtiyaç ve ihtiyaç bakımından öncelik gibi kriterler mutlaka dikkate alınmalıdır.

   Diğer yandan helal ve haram hususundaki hassasiyet, Müslüman’ı gerçek iflastan koruyan bir sigorta konumundadır. Çünkü haksızlığa uğrayanlar hesap gününde, helal haram demeden ne bulduysa zimmetine geçirenlerden haklarını alacak ve söz konusu şahıslar eli boş kalacaklardır. İşte Hz. Peygamber gerçek iflasın bu olduğunu haber vermektedir. Bilir misiniz müflis kimdir? Ashâb-ı kirâm: Bildiğimiz kadarıyla müflis, parası ve malı kalmayan kimsedir dediler. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu: Ümmetim içinde gerçek müflis durumuna düşenler,  kıyamet günü, namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerde bulunduğu halde, vaktiyle kimine onur ve haysiyet kırıcı kaba sözler sarf ettiği, kimine iftirada bulunduğu, kiminin haksız yere malını yiyip kiminin kanını akıttığı, kimine şiddet uyguladığı (dövdüğü) için, hak sahiplerinin haklarını bu şahsın iyiliklerinden (güzel ve makbul amellerinden) almasıyla ortada kalan kişidir. Şayet bu zulüm ve haksızlıkların telafisi için iyilikleri yeterli gelmezse, hak sahiplerinin günahlarından alınır ve bu şahsa yüklenir, sonra da cehenneme atılıverir.

   Helal bilincinin kaybolması veya aşınmaya uğramasının önemli bir etkisi de duaların kabul olunmamasıdır. Allah’a niyazda bulunuyoruz ama dualarımız kabul olunmuyor, duası makbul insanlar pek kalmadı, nerede o duası makbul eski insanlar gibi yakınmalarımızın sebebini biraz da boğazımızdan geçen gıdada, sırtımızdaki elbisede, evimizi süsleyen eşyada, bindiğimiz arabada aramak durumundayız. İşte dua ve helal kazanç arasındaki birebir ilişkinin Kâinatın Efendisinin ağzından ifadesi: Sonra Hz. Peygamber Allah için uzun yolculuklara çıkıp cihadda bulunmuş, saçı başı toz toprak içinde kalmış bir adamdan söz etti. Bu adam kaldırmış ellerini semaya: “Ya Rab! Ya Rab! diye niyazda bulunuyor. Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, baştan aşağı haramla beslenmiş. Böyle birinin duası nasıl kabul olunur! ”

   Konunun önemli bir boyutunu da İslâmı temsil oluşturmaktadır. Bireylerin ekonomik gelir düzeyleri ve yaşam standartları arasındaki farkın oldukça açıldığı, toplumsal sınıflar arasında uçurumların meydana geldiği, sosyal dayanışmanın geleneksel aile bağları ile sınırlı kaldığı bir ortamda Müslüman’ın mal ve para ile olan ilişkisi ayrı bir öneme sahiptir. Bir bütün olarak İslâm’ın değerlerine sahip çıkmak ve hayatında pratik olarak göstermek zorunda olan Müslüman bireyin, özellikle helal haram konusundaki bilinci, İslâmı temsil özelliği bakımından neredeyse tek belirleyici konumundadır. Günümüz Müslümanları ile ilgili olarak sıklıkla şikâyetçi ve tanık olduğumuz olumsuzlukların başında para karşısındaki zaafları gelmektedir. Dolayısıyla dini temsil sorumluluğu ve bu noktada başkalarına fitne unsuru olmanın ağır yükünü her an omuzlarımızda hissetmek zorundayız.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75