Ne gariptir şu insanoğlu

banner37

banner87
Ne gariptir şu insanoğlu
banner90
banner8

   Ne gariptir şu insanoğlu… Ne garip… Elinde olanları hiç görmez… Onları bir nimet olarak bilmez… Hep ama hep daha fazlasının peşindedir… Gözü yukarılardadır… Aşağıda olanı hiç görmez… Dünyayı versen ona yetmez… Başını kaldırıp aya göz diker… Onu da ister… Ne hırsı geçer, ne emeli biter, ne de arzusu söner…

   Ne gariptir şu insanoğlu… Ne garip… Kendisine verilen nimetlerin kıymetini kaybetmeden bilemez. Çocukluktan usanır, bir an evvel büyümek ister. Büyüdükten sonra da çocukluğuna hasret çeker. Mal mülk, şan şöhret uğruna sıhhatini kaybeder, sonunda tutar, sağlığına kavuşmak uğruna ne kazandıysa sarf eder.

   Ne gariptir şu insanoğlu… Ne garip… Yarın başına ne gelecek endişesiyle elindeki biricik nimet olan bugününü kaybeder.

   Yaşarken hiçbir zevki, hiçbir lezzeti kaçırmaz ama hiç yoktan ona bu hayatı veren Allah’ı unutur, nankörlük eder.

   Günler böyle geçer gider, her gün birbirine benzer… Hayattan sıkılmaya başlar…

   Sürekli kendine yeni eğlenceler arar. Hakikatte ne bugünü, ne de yarını yaşar… Ve o an gelir, bir gün kapı çalınır, ölüm de hayattan payına düşeni alır. Zevkler, lezzetler bir bir söner, geride günahların dumanı kalır.

   Ne gariptir şu insanoğlu… Ne garip… Hakkıyla ne bugünü yaşar ne de yarınları… Düşünmez hiç hayatın sonunu, bir gün ölümle olan randevusunu…

   Dünyada hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar durur. Bir gün olur, o da bu dünyada hiç yaşamamış gibi ölür gider…

   Ne gariptir şu insanoğlu… Ne garip… Ölümü, hastalığı görür ama hiç kendi üzerine almaz. Bir gün akıbet onu da bulur, göz kapamanın bir faydası olmaz.

   Ne gariptir şu insanoğlu… Ne garip… Zevke, eğlenceye geldi mi, hiçbir şeyi kaçırmaz; nefsi adına en küçük menfaati bile unutmaz. Ama ona her şeyi veren Rabbini çabucak unutur. Aldığı her nefesle ona yeniden can bahşeden Allah’ı çok kolay unutur… Günler böyle gelir geçer… Sonunda bir gün o da toprağa girer. Her fani gibi o da unutulur gider.

   Böyledir ilahi hüküm. Böyledir kader. İnsan ektiğini biçer.

   İnsan, eninde sonunda yaptığını bulur. Hiçbir şey yanına kâr kalmaz. Hesap kitap, sadece mahşere bırakılmaz. Bu dünyadan göçer göçmez ilk menzil olan kabirde başlar.

   Şimdi, mezarının başucunda taş dikili nice insan bize ders veriyor. İbret almak istersek, bunları görmek gerek. Anlamak için uyanmak, uyanınca da düşünmek gerek.

   Hayat bir uykudur derler. Ölünce uyanırmış insan. Biz bari hayatta iken gözümüzü dört açıp da ölmeden önce uyanalım.

==

Ramazan ayı

   Ramazan ayı, üç aylar olarak bilinen mübarek ayların sonuncusudur. Bilindiği gibi bu ayların kendilerine mahsus bazı özellikleri vardır. Ancak, Ramazan ayının özelliği diğer aylardan daha farklıdır. Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz: “Ey Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl, bizi Ramazan’a kavuştur.”  diye dua etmiştir.

   On bir ayın sultanı olarak bilinen Ramazan ayı manevi olarak ruhlarımızın temizlendiği, ahlâken yüceldiğimiz bir rahmet, bereket ve bolluk deryasıdır. Ramazan ayı, ibadet ayıdır. Çünkü İslâmın beş temel şartından birisi olan oruç bu ayda tutulmakta, teravih namazları bu ayda kılınmakta ve Müslümanlar bu ayda Kuran-ı Kerim’i şefaatle hatmetmeye gayret göstermektedirler.

   Hz. Peygamber (s.a.s): “Her kim Ramazan-ı Şerif’in gecelerinde ibadetin sevabına inanarak ve mükâfatını umarak Allah rızası için Teravih namazını kılarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, Teravih, 1) buyurmaktadır.

   Kuran-ı Kerim, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’e bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Cenab-ı Hak, Kuran-ı Kerim’de: (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kuran’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır...” (Bakara süresi, 185) buyurmaktadır.

   Kısaca, feyz ve bereketi saymakla bitmeyen bu mübarek ayı Müslümanlar gafletle geçirmemeli ve onun manevi nimetlerinden doya doya nasibini almaya çalışmalıdır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75