Rabbimizi unutmadan yaşamak

banner37

banner87
Rabbimizi unutmadan yaşamak
banner90
banner99

   Ölüm yokluk değildir. Bir mekândan başka bir mekâna göçmek, yer değiştirmektir. Her iki mekân da Allah'ın mülküdür. Allah’ın mülkünden yine Allah'ın mülküne sefer edilir. Fakat ahretteki durum dünyada yapılanlara bağlıdır. Tövbenin önemi de bu yüzdendir. Ölümü bilen hazırlıklı olur. Ölüme hazırlıklı olan Allah'ı bilir. Ölümü ve Allah'ı bilen günahtan sakınır.

   Tövbesiz kul olmaz. Peygamberler dahi sürekli tövbe ederlerdi. Bu isyandan değil, azamet-i ilâhiyeye layık olan tazimden, haşyetten, Allah'a olan muhabbetten dolayıdır. Allah'ı bilmek Allah'a itaati, Allah'a itaat Allah'ı sevmeyi gerektirir. Allah sevilince de Allah'tan korkulur. Sevgi ile korku müşterektir. Ben Rabbimi çok seviyorsam O'ndan korkarım ki emrine asi olmayayım ve Rabbimin fermanından bir lahza dışarıya çıkmayayım.

   Allah'tan korkmak aslandan korkmak gibi midir? Hayır... Aslan maddi hayatımıza son verir. Bizi sakat bırakabilir ya da öldürebilir. Allah'tan korkmak haşyettir, O’na saygısızlık etmemeye titizlik göstermektir.

   Allah'ı bilmek ilim ister. İlim de amel ister. İlmi olup amel etmeyenlerin ahrette karşılaşacakları şey hesap ve azaptır. “Niçin bildiğinle amel etmedin?” suali ile karşılaşırlar. Allah'ı bilmemek günaha ve isyana götürür. Ya Hakk’a giden yola girilir, ya nefse ve şeytana itaat eden yola... Üçüncü bir yol ve ahrette de üçüncü bir mekân yoktur. Ya cennet ve cemal veya cehennem ve azap...

   Bu yüzden sırf dünya için çalışıp ahreti bırakmak olmaz. Asıl gaye ebedi saadetin yaşanacağı bir ahret hayatına erişmektir. Bu sebeple dünyada yapılacak her şeyin ahrette iyi bir karşılığı olmalıdır. Dünyada ne için bulunduğunu bilmek, Rabbinden gafil olmamak şarttır.

   Manevi ilimlere önem vermek, iç alemi daima kontrol edip kalplerin günahla, isyanla dolmasını engellemek ve yapılan her işin amel-i salih olmasına çalışmak, alimlerimizin, maneviyat büyüklerimizin şiarı olmuştur. Allah Tealâ da onların yardımcısıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Bizim uğrumuzda çalışanlara elbette yollarımızı açarız.” (Ankebût, 69).

   Rasulullah s.a.v. Efendimiz de: “Bir kimse öğrendiği ile amel ederse Allah Tealâ ona bilmediklerini de öğretir”. buyurmuşlardı. Bildiklerini hayatlarına tatbik eden kimseler tövbeyi de hakkıyla yapmış olurlar. Zira tövbeden maksat bugün günah işleyip yarın tövbe etmek değil, Allah'ın rızasına uygun olmayan hallerden vazgeçmektir. Böylece "Eğer Allah’tan korkarsanız, Allah size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir”. (Enfal, 29) mealindeki ayete muhatap olunur. Bu anlayışı ele geçirmek çok önemlidir. Çünkü anlayış sahibi olan kişi, her hakkın gereğini yerine getirir. Allah Tealâ’nın, aile, akraba ve komşu gibi her tür hakkın gereğini yerine getirerek rahmete, merhamete mazhar olur.

   Muhammed Parisa Hazretleri “Faslu’l-Hitab” isimli eserinde Ebu Said Ebu’l-Hayr Hazretleri’nin şöyle buyurduğunu naklediyor:

   “Cüz’î aklımızla yaptığımız küçük bir işe kıymet verip onu büyük görüyoruz. Cenab-ı Hakk'ın bunca fazl u keremini, nihayetsiz rahmetini görmezlikten geliyoruz. Bu gaflet halinin, bu unutkanlığın büyük bir perde, kalın bir hicap olduğunu anlamamız, kötü huyların, kötü düşüncelerin, insanın gözüne perde olduğunu bilip bu hallerden kurtulmaya çalışmamız lazım geliyor. Biz hesabı kendimize göre yapıyoruz. Oysa Allah'ın kitabına göre olması gerekir. İşlerimizi Allah'ın emrine göre yapmamız gerekiyor. İki cihan derdinden kurtulmadıkça, yaratılmışların cümlesinden gözümüzü kesip Allah'a dönmedikçe hakiki hürriyete ve hayra kavuşmaya imkan yoktur. Çünkü bizim düşüncemiz ya nefsimizin hesabı ya şeytanın, kötü arkadaşın iğvası ya da dünyanın muktezasıdır. Bunlarla Allah Tealâ Hazretleri’ni unutup, kulların köleliğini kabul etmiş oluyoruz”.

   Ebu’l-Hayr Hazretleri’nin sözünü ettiği köleliğe düşmeden yaşamanın yolu belli. Hayatımızın her anını Allah Tealâ’yı unutmadan yaşamak… O zaman yaptığımız bütün işlerimiz hayra döner, dünyada yaptıklarımız da ahirette kurtuluşumuza vesile olur.

Ramazan Fırsatı

Ramazan anlatılmaz, yaşanır. Orucu yaşamak, teravihi yaşamak, sahuru, iftarı, ikramı yaşamak… Amel hayattır. Hareketsizlik ölümdür, amelsizlik de bir bakıma manevi ölümdür. Biz Kur’ânla, Ramazanla, namazla, oruçla canlıyız. İbadetler kalp atışıdır, nefistir, dirilik işaretidir. Dinî hayatın canlılığı başka neyle ifade edilebilir?

   Ramazan başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluştur. Ramazanda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Zira sevaplar çoğalır, günahlar azalır. Mazlumun, adaletli yöneticinin ve iftar vaktinde oruçlunun duası geri çevrilmez. Oruç cehenneme karşı bir kalkandır. Oruç ve Kur’ân kıyamet günü kula şefaatçi olurlar. Oruç der ki: Ya Rabbi! Onu yemekten ve şehvetten alıkoydum, beni oruçlu için şefaatçi kıl. Kur’ân da: Ya Rabbi! Onu uykudan alıkoydum, beni oruçlu için şefaatçi kıl, der. Allah da onları şefaatçi kılar. (Terğîb, 2/84)

   Görüldüğü gibi Ramazan bütünüyle rahmettir. Tamamıyla fırsattır. Hele seksen üç senelik bir ömre bedel bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesini değerlendirmek bulunmaz bir fırsattır.

Oruçla elde edilen güzel hasletler

   Oruç, insana nefse hakimiyeti öğreterek, onu esir olmaktan kurtarır. Nefsin kötü arzu ve isteklerine karşı koyabilen insan, irade kuvveti kazanacağından hayatta başarılı olur.

   Oruç, insana nimetlerin kadrini bilmeyi öğreterek, o nimetlere karşı şükretmeyi hatırlatır.

   Oruç, zenginlerin yüreğini yumuşatır, onlara yoksulların hâlini hatırlatır ve yoksullara karşı şefkat ve yardım hislerinin güçlenmesini sağlar.

   Oruç, insanı sabır ve tahammüle alıştırır. Kötülüklerden vazgeçme alışkanlığı kazandırır. Bir kudsi hadiste: “Oruç bir siperdir ki, kulum bununla ateşten siperlenir” buyrulmuştur.

(İlahi Hadisler, H. No: 34)

   Oruç, insana sıhhat ve âfiyet kazandırır. Peygamber (SAS): “Oruç tuttunuz ki sıhhatli olasınız” buyrulmuştur. (Mecmau’z-Zevâid, 3/179) Orucun sıhhî yararları hakkında batılı bilim adamları da önemli açıklamalarda bulunmuşlardır.

   Sonuç olarak oruç, insanın ahlâkını güzelleştirir, ona iyi huylar, güzel hasletler kazandırır, insanın bedenen ve ruhen olgunlaşmasını sağlar.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75