Ramazan ayının güzelliği

banner37

Ramazan ayının güzelliği
banner90
banner99

   Ramazan ayı, birçok güzellikleri bağrında bulunduran bir aydır. Ramazan ayı bir yönden Kur’an ayı, bir yönden insanlık âlemine namzet olması için arınma ayı, bir yönden nefsin terbiyesi için oruç ayıdır. Bu ayı kendi imkânları ölçüsünde değerlendirmeye çalışan herkes mutlaka bir şeyler kazanır, eli boş dönmez. Her şeyin bir hasat mevsimi var. İlkbaharda yeşeren bitkiler, yazın olgunlaşır. Yapraklar sonbaharda dökülür. Bu, Yaratıcının

koyduğu bir kanun. Mana dünyamızın hasat mevsimi de, Recep, Şaban ve Ramazan aylarıdır. Özellikle Ramazan, bir yılın zirve noktasıdır. On iki ay arasından Allah’ın seçtiği ve pek çok güzellik ve ikramlarla donattığı aydır. Allah u Teâlâ, Kur’an’ı bu ayda indirmeye başlamış ve vahyin başladığı gecenin çok kıymetli olduğunu, özel bir sure ile bize bildirmiştir. Bu gecenin ismini de bizzat kendisi koymuş ve Ramazan’ın otuz gecesi içinde onu saklamıştır. Böylece gündüzü ve gecesi ile Ramazan ayının tamamının değerlendirilmesini murat etmiştir. Allah u Teâlâ, her yıl Ramazan ayını kullarını affedip kendisine yaklaştırmak için özel olarak hazırlıyor. Bu hazırlığı Hz. Peygamber (A.S.) şöyle haber veriyor: “Bu ay gelince gök kapıları açılır, Cehennem kapıları kapatılır, şeytanların azgınları zincire vurulur. Ramazan ayında bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan kimse, hakikaten mahrum kalmıştır.” (Nesai)

   Resul-ü Ekrem (A.S.), diğer hiçbir ümmete verilmemiş olan ve sadece Ramazan ayında ikram edilen beş nimeti şöyle anlatıyor:

   “Benden önce hiçbir Nebi’ye verilmemiş olan beş şey vardır ki, onlar benim ümmetime verilmiştir:

   Birincisi; Ramazan ayının ilk gecesinde Allah, onlara (oruç tutanlara) bakar. Allah, baktığı kişiye ebediyen azab etmez.

   İkincisi; oruç tutanların ağız kokusu. Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

   Üçüncüsü; melekler gündüz ve gece boyunca oruç tutanlar için Allah’tan af diler.

   Dördüncüsü; Allahu Teâlâ, cennetine emreder ve şöyle der: Kullarım için hazırlan ve süslen. Kullarımın dünya yorgunluğundan kurtularak, benim ikramlarıma ve benim evime gelip dinlenmeleri yakınlaşmıştır.

   Beşincisi; Ramazan’ın son gecesi olunca Allah, onların hepsini affeder.” (Ahmed, Beyhaki)

Oruç ibadeti, diğer ibadetlerden farklı bir özelliğe sahiptir. Gün boyunca, saniyelerine varıncaya kadar bir ibadettir oruç. Saniye saniye, dakika dakika akşama kadar arzu edilen her şeyden Allah istediği için uzak durmak… Bir de bu düşünce ile yani sürekli ibadet içinde bulunma düşüncesi ile kimseyi incitmemek, yeryüzünde tevazu ile dolaşmak…

   İşte böyle bir orucun mükâfatı, insanların anlayamayacağı büyüklükte… Kudsi hadiste şöyle buyurur Rabbimiz: “Âdem çocuklarının bütün amelleri kendileri içindir. Fakat oruç böyle değil. O benim içindir ve mükâfatını (sadece) ben (bilir) ve veririm…” (Buhari, Müslim)

   İşte yılın son fırsatı… Bir sonraki Ramazan ayına kimler yetişir bilinmez. Bize düşen önümüzdeki bu bereketi değerlendirmektir. Hz. Peygamber (A.S.), insanoğlunun her şeyini uğruna vereceği büyük bir nimetin Ramazan’da isteyen herkese verildiğini şöyle anlatıyor: “Allah u Teâlâ Ramazan orucunu size farz kıldı. Ben de gecelerini (teravih ve diğer amellerle) ibadet etmenizi sünnet edindim. Kim Ramazanı inanarak ve mükâfatını bekleyerek oruçla geçirir, gecelerini kalkarak değerlendirirse, annesinin doğurduğu günde olduğu gibi bütün günahlarından kurtulur.”

--------------------------------------------------

Dosdoğru olmak

   Bir gün Peygamberimize bir sahabe gelerek “Ya Rasulullah! Bana İslâm hakkında öyle bir söz söyle ki, bu konuda, senden başkasına bir şey sormaya gerek duymayayım” dedi. Allah Resulü de bu soruya kısa ve net olarak şu cevabı verdi: “Allah’a inandım de ve sonra dosdoğru ol”.

   Dosdoğru olmak! Evet, dosdoğru olmak insan neslinin yeryüzündeki imtihanıdır. Doğru olana inanmak, doğru yerde durmak, doğru bir öze ve doğru bir söze sahip olmak, doğru bir istikamette ilerlemek hepimiz için bir kulluk görevidir.

banner134

------------------------------------------------------------------------------------

Zenbildeki sır

   Mûsâ aleyhisselâm bir gün: - Ya Rabbi, Cennet’te benim komşum kim olacak, bana bildir de gidip onunla görüşeyim dedi: Falan beldeye git! Orada çarşının başında bir kasap dükkânı var. O dükkânın sahibi olan kasabı gör! O, veli bir kulumdur. İşte o senin Cennet’teki komşundur.

   Mûsa aleyhisselâm, hemen Allah’ın kendisine bildirdiği yere gider, kasabı bulur ve ona: “Ben sana misafir geldim” der. Kasap, Mûsa aleyhisselâmı tanımıyordu. Ona “Hoş geldin” deyip bir kenara oturttu. Dükkândaki işi bitince de misafirini alıp evine götürür. Evinin başköşesine oturtup, çok ikramda bulunur.

  Mûsa aleyhisselâm, dikkatle ev sahibini takip ediyordu. Ev sahibi kasabın ocakta çömlek içinde, et pişirdiğini gördü. Et pişince, çömlekteki eti küçük küçük parçalara ayırdı. Bunları bir tabağa koyup bir kenara bıraktı. Sonra bir et parçası daha çıkartıp, onu da misafiri Mûsa aleyhisselâma ikram ederek dedi ki:

   - Benim önemli bir işim var. Sen beni bekleme yemeğini ye!

   Sonra yanından ayrıldı. “Önemli bir işim var” deyince, Mûsa aleyhisselâm, önemli işi nedir diye iyice merak etti.

   Kasap, yan duvarda asılı duran büyük zenbili indirdi. İçinde çok yaşlı, mecalsiz bir kadın vardı. İhtiyar kadına küçük küçük parçaladığı etleri yedirdi. Karnını iyice doyurduktan sonra altındaki kirlenmiş bezleri aldı. Yerine temizlerini koydu. Sonra kirli bezleri yıkayıp ipe astıktan sonra, kendi ellerini de güzelce yıkayıp Musa aleyhisselâmın yanına geldi. Daha yemeğe başlamadığını görünce sordu: Niçin yemeğe başlamadınız?

   - Sen bana zenbildeki sırrı söylemedikçe, bir lokma bile yemem!

   - Madem çok merak ediyorsun anlatayım; ey misafir, bu zenbildeki benim yaşlı hasta annemdir. Çok yaşlı olduğu için takatten düştü. Evde bakacak başka kimsem de yok. Her gün annemi yediriyor, içiriyor, diğer hizmetlerini de görüp, gönül rahatlığı içinde işime gidiyorum.

   Bunun üzerine Mûsa aleyhisselâm dedi ki:

   - Ancak anlamadığım bir şey daha var. Sen annene yemek yedirip suyunu da içirdikten sonra, dudaklarını kıpırdatıp bir şeyler söyledi, sen de “Amin” dedin. Annen ne söyledi ki sen de âmin dedin?

   - Annem, her hizmet edişimde, “Allah seni Cennette Mûsa aleyhisselâmla komşu eylesin” diye dua eder. Ben hiç ihtimâl vermediğim halde, bu güzel duaya âmin derim. Ben kimim ki o büyük Peygamberle komşuluk edebileyim. Onunla komşuluk edebilecek ne amelim var ki.

   O zamana kadar, kim olduğunu saklayan Hz. Musa, buyurdu ki:

   - Ey Allahın sevgili kulu, ben Hz. Mûsa Peygamberim. Beni sana Allah-u Teâlâ gönderdi. Annenin rızasını kazandığın için Cennet-i alâyı ve orada bana komşu olmayı kazandın.

   Kasap hemen kalkıp Hz. Musa Peygamber’e sarılıp elini öptü. Sevinç içinde yemek yedikten sonra zenbildeki annenin ellerini öpüp Allah’a onun için duada bulundular.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75