Ramazan bir mutluluğun başlangıcıdır

banner37

banner87
Ramazan bir mutluluğun başlangıcıdır
banner90
banner8

   Mümin, Ramazan’da hem kendisiyle hem de başkalarıyla barıştadır. Varsa kötü alışkanlıklarını terk ederek hem kendisine karşı vazifelerini yerli yerince yapmakta, hem de insani ilişkilerini saygı ve sevgiyle tanzim etmektedir. Affedicidir. Ana, baba, dede, nine bol bol ziyaret edilir. Beraberce iftar yemeği yenir. Bütün kırgınlıklara, küskünlüklere son verilir. Ramazan uzun bir mutluluğun başlangıcıdır.

   Kavgadan, hırstan, hasetten tembellikten uzak durulur.

   Ramazan bir tefekkür ayıdır. İnsanın kendisiyle hesaplaştığı kâinata başka bir gözle baktığı aydır.

   Zihinde yanlış ölçüler yer tutmuş mu? fikr-i sabitler iz bırakmış mı? Kalbini kin ve ihtiraslar mı istilâ etmiş? İbadet vecd ve heyecanını mı yitirmişsin?

   Heveslerine yenilmiş misin? Kendine güvenin, doğruya imanın zayıflamış mı? Her engel seni korkutuyor, yıldırıyor mu? Azmin ve iraden zayıflamış mı? Rasûlullah’ın hayatını, ashabın faziletini, onların yolundan giden evliyanın, muttakilerin, şehitlerin, sıddıkların, salihlerin, abidlerin ve zahidlerin gidişatını iyi bilmediğine dair içinde şüphe mi var? Neyin helâl, neyin haram olduğundan tereddüt mü ediyorsun? Dinin ve milletin, Kuran’ın ve vatanın için istenen fedakârlıklara katlanmakta kendini güçsüz mü hissediyorsun? Dilinin söylediğini kalbin tasdik etmiyor mu? İş hayatına adalet duyguların mı yoksa ihtirasların mı yön verdiğinde tereddüt üzere misin? İşte tefekkür ayı: Ramazan... Düşün ki heveslerine hakim olasın; düşün ki kendine güvenin doğruya imanın kuvvetlensin!...

   Düşün ki azmin ve iraden güç kazansın. Düşün ki tefekkür et ki sünnete tutunasın, onun yolunda olanların yoluna giresin. Düşün ki helali, haramı ayırt etme kabiliyetini kazanasın. Düşün ki din ve millet için gerektiğinde fedakârlığa katlanabilesin. Düşün ki olduğun gibi görünüp göründüğün gibi olasın. Düşün ki günlük hayatına adalet ölçüleriyle yön veresin.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ölüm kimin için

   Teknolojik gelişmeler, insanı ölümle içli-dışlı yapmış ve insanın en önemli olan ölüm hadisesi, bir duygusuzluk perdesi arkasına itilmiştir.

   Ünlü şairimiz Yahya Kemal, asrımızın bu duygusuzluğunu, şu mısralarıyla ne güzel dile getiriyor:

   “Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü,

   Lâkayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü.

   İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri,

   Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri”

   Hatta bu duygusuzluğun daha da artmasıyla kalınlaşan gaflet perdesi, sebeplerin arkasındaki gerçeği de göstermez olmuştur.

   Bunca insan neden ölmektedir? Sorarsanız, cevaplar hazırdır. Neymiş efendim; hastalıktan, herhangi bir kazadan, elim bir faciadan gitmişler… Hadi canım güldürmeyin insanı. İnsanlar hiç ara vermeden terhis tezkerelerini almaları ve tam “oh” diyecekleri sırada göçüp gitmeleri tesadüf olabilir mi? Tesadüfler başıboş, kendi kendine olan işlerdir. Ölümde adres vardır, emanet vardır verilecek. Her gün yüz binlerce kişinin vefatı meydanda iken, bu hadise için “tesadüf” kelimesini kullanmak, hata olmuyor mu? Evet, “ecel gelmiş, baş ağrısı bahane” diye boşuna dememişler. Şu var ki, geçmiş asırlara kıyasla Azrail Aleyhisselam’ın vazifesine perde olan sebepler çoğalmış ve bizleri ahrete götürecek olan vasıtalar fazlalaşmış, hepsi o kadar. Genci, ihtiyarı, kundaktakini, yataktakini, vadesi geldiğinde yakaladığına göre, ölüm istisna kabul etmiyor ve Azrail (A.S.) iltimas tanımadan vazifesini yerine getiriyor. Yalnız unutmayalım ki Azrail (A.S.) da arada bir perde olarak bulunmaktadır. Yoksa iş gören kudret ve ilim sahibi ancak Rabbimizdir.

   Evet, ölümün yaşı yoktur, onun için genç ve ihtiyar fark etmez. Biz onun ne zaman geleceğini ve bizi nerede yakalayacağını bilmesek de, o geleceği yeri, yılı, günü, anı çok iyi bilir ve asla şaşırmaz… Onu sık sık anmak ve hatırdan çıkarmamak gerekir. Cenazelerin omuzlarda taşınması da, bu gaye için değil midir? O halde akıllı insan ölmemek için ölüme çare arayan değil, ölüme ebedî saadet için ne gerektiğini bilerek hazırlanandır.

   Yazımızı Yunus Emre’den bir beyitle noktalayalım:

   “Ölümden ne korkarsın,

   Korkma, ebedi varsın.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75