Ramazan’ı uğurlarken

banner37

Ramazan’ı uğurlarken
banner99

   Daha dün denecek kadar kısa bir zamanda, büyük bir sevinçle; “Merhaba ya Şehri Ramazan Merhaba” diyerek karşıladığımız, Şehr-i Mübarek’i bugün büyük bir hüzünle, “Elveda ya Şehri Kuran elveda” diyerek uğurluyoruz.

   Şu anda mahzunuz. Çünkü Ramazan gibi rahmet, hidayet, mağfiret ve bereket ayı bizlere son gününü yaşatmaktadır. Diğer taraftan sevinçliyiz çünkü neşe, huzur, sevinç günü olan BAYRAM gününün ARİFESİNDEYİZ.

   Ramazan-ı Şerif öyle bir aydır ki, onu hakkıyla ihya edebilen için bundan daha kârlı bir ay olamaz.

   Aziz Müminler: Gerçi Ramazan-ı Şerif bizden ayrılmakla, hepimizi meyus ve mahzun bırakıyor.

   Fakat ondan hakkıyla hissesini alabilen, onu güzelce ihya edebilen, o ayda birbirleriyle muhabbetleşen, fakir ve düşkünleri, muhtaçları gözeten, onu memnun ederek uğurlayan ve böylece bayrama hazırlanmış olan müminlere Ramazan ayının hayır ve bereketi aylarca, hatta yıllarca yeter.

   Nasıl ki onda indirilen Kuran-ı Kerim kıyamete kadar yetecek, devam edecek, bu Kuran’ın nuruna Ramazan ayında kavuşan Müslümanlara da Ramazan’ın feyzi ilelebet yetecektir.

   Değerli müminler: Hiç kimse, Ramazan geçiyor diye Müslümanlık bitti zannetmesin. İslâm ahlâkı, Kuran ahkâmı da geçti diye aklına gelmesin. Ramazan on iki aydan biridir, o geçer.

   Fakat o ayda insanlığa gönderilen Kuran-ı Kerim ve Kadir Gecesi’nde doğmaya başlayan İslâm Güneşi hiçbir zaman asla geçip gitmez.

   Bizlere veda eden çok bereketli misafirimizi, kendimizden şikâyetçi olarak değil, Allah’ın huzurunda bizlere şefaatçi olarak uğurlayalım.

   Muhterem kardeşlerim: Şunu da unutmayın ki, sizler deruni haz ve neşe içinde bayrama hazırlanırken, kaderinden, yoksulluğundan, herhangi bir derdinden dolayı bu neşeden mahrum kalan mümin kardeşlerinin acılarını hafifletmeyi unutma. Onları da sevindirmekten geri kalma.

   Belki hiçbir amelin değil de, bunların derdini hafifletmen, bayrama onları hazırlamış olman seni Ramazan’ın ve Kuran’ın şefaatine mazhar eder.

   Cenab-ı Hak bütün Müslüman kardeşlerimizin oruçlarını, teravihlerini kabul ederek, daha nice Ramazanlara ve Bayramlara erişmelerini nasip etsin.

   Cennetiyle müjdelenen kullarından eylesin.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Aldanma dünyanın sahte yüzüne

   Dünya, insanoğlunun geçici hanesi… Âlem-i ervahtan (ruhlar âleminden) âlem-i dünyaya, oradan da ahret yurduna doğru seyreden bir yolculukta dünyaya geçici ve insanı aldatıcı heveslerle dolu bir mekândır.

banner134
Yunus ne güzel ifade ediyor:

   Bilirim seni, yalan dünyasın,

   Evliyaları olan dünyasın,

   Kaçan kurtulmaz, senin elinden,

   Demir kafesler ören dünyasın.

   Annesinden günahsız, tertemiz, saf ve pâk olarak dünyaya gelen insan, dünyanın içine daldıkça kendinden uzaklaşır ve dünyanın ihtiras yüklü hamuruna karışır.

   Bu dünya var olduğu tarihten itibaren kimseye yâr olmadığı gibi, bize de yâr olmayacaktır. Dünya bir mevsimdir. Hatta mevsimlerden sonbahardır. Hep bir hazan, hep bir hicret ve hep bir ötelere göç vardır buradan… Mütemadiyen bir gidiş ve bir bitiş olan bu dünyanın sahte gösterişine aldanmamak gerek…

Evlerimizde önce iyi niyet

   Niyet, yapılan işin rengidir. Bir işe hangi niyet ile başlarsak, o kapılar bize açılır.

   Evlilik, haramdan uzaklaşmak için bizlere verilen bir öğüttür. Peygamber Efendimiz –sallâllâhu aleyhi ve sellem- evliliğin bu yönünü şöyle ifade buyurur:

   “Gençler, evlenin! Çünkü evlenmek, sizi harama göz dikmekten alıkoyar.”

   Evlilik bağı, insanı öncelikle yalnızlıktan kurtaran ve insanı güçlü kılan bir bağdır. İnsan, sosyal yönü olan bir varlıktır. Uzun süreli “yalnızlık ve tek başına kalma isteği” depresyon gibi rûhî hastalıkların habercisidir. Eskiler, “İnsan, insanın zehrini alır.” Diyerek bu hakikate işaret etmişlerdir.

   İnsan paylaştıkça, başka dünyalara dokundukça zenginleşir. Evlilik de insanlara paylaşmayı öğretir. Sadece kendisine ayırdığı kalbini paylaşmaya başlar insan önce… Sonra duygularını, düşüncelerini, hayallerini paylaşır. Ardından aynı mekânı, içindeki her şeyle beraber bir evi ve koskoca bir hayatı paylaşırlar. Evler, evliliğin ilmek ilmek dokunduğu; paylaşmanın zirve yaptığı mekânlardır.

   Evlilik ile “ben” olan insanın, “biz” olma macerası başlar. İnsan, toplumla kaynaşır; fert olmaktan çıkarak cemiyette rol üstlenmeye başlar. Hazret-i Hatice –radıyallâhu anhâ-‘nın Peygamber Efendimizin en zor zamanlarında sıkıntısını paylaşması, O’nun yüklerini hafifletmesi, sabır, destek, teşvik ve tesellîleri ne kadar anlamlıdır. Bu mânâda eşler, birbirlerinin koltuk değneği gibidir. Kim yorulursa, diğerine yaslanarak dinlenir. Kim yere düşmüşse, o diğerini tutup kaldırır. Bu çetin ve bâdirelerle dolu hayat yolculuğunda, ikisi de birbirinin eksiğini dolduran, başı sıkıştığında derdine ortak olan hayat yoldaşıdır.

   Eşler varlıklı zamanlarda refahı paylaştıkları gibi, yokluk ve dert zamanında da sabrı paylaşabilmelidirler. Ancak o zaman hayat müşterek olur, gönüller birleşir, kalpler kaynaşır. Eşler birbirinin en samimi arkadaşı, en vefâkâr yoldaşı, en mahrem sırdaşıdır. Bu seviyede birbirine bağlanan eşleri hiçbir zorluk yıldıramaz, hiçbir deprem sarsamaz. Hayat böyle paylaşılınca, günün getirdiği yorgunluk ve dertler, kapı eşiğinden içeri giremez.

   Kadın ve erkek, Allâh’ın farklı yarattığı iki cinstir. Birbirinin aynı değildirler. Aynı olmamaları güzeldir, birbirini tamamlar. Her birinin algıları, yaşayışları, duruş ve oluşları farklıdır. Özde insan olma yanlarını cinsiyet farklılaştırır. Erkek-kadın farkı, rekabet edilecek bir yan değildir. Bu fark, yok edilmesi gereken bir özellik değil; aksine kabullenilip devam ettirilmesi gereken bir güzelliktir. Erkek-kadın farkı, hayatın rengi ve bereketidir. Erkek; güç ve koruma yanıyla, kadın nezâket, letâfet yanıyla birbirini tamamlar.

   Sadâkat evin harcıdır. Sadâkat, sadece yatak odası ile sınırlandırılmamalıdır. Eşlerin duygusal bağını engelleyen her türlü hayat biçimi, birbirine bağlılığa tesir ediyorsa, sadâkatsizlik söz konusu olabilir. TV, internet, sosyal görüşmeler eşlerin birbirine olan zamanına, ilgisine zarar veriyorsa âcilen müdâhale edilmeli ve durum iyileştirilmelidir.

   Eşinin yüzünden çok, bilgisayar ve televizyon ekranına bakan eşler arttıkça, âile içi görüşme ve paylaşmalar azalmakta ve insanlar, sanal âlemde gördükleri ile eşlerini ve âile hayatlarını kıyaslamaya başlamaktadırlar. Bu şekilde gerçek hayatla bağı kopan âilelerin ise, can damarı kesilmiş demektir.

   Unutulmamalıdır ki, her evlilik, biricik ve özeldir. Başkasıyla kıyaslanmaya başlanan evlilikler, eşleri birbirinden uzaklaştırmakta ve âileyi yıkıma doğru sürüklemektedir. Bu yüzden eşimizin yüzüne bakalım, evlilik ve yuvamıza emek verelim. Zamanında bakımı yapılmayan tarlalarda ayrık otlarının bitmesi normaldir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75