Raziye Hanım'dan mektup / Zilcilerin Hasan…

Raziye Kocaismail’den mektup:
   “Sevgili dostum Ahmet Tolgay; bir kez daha kutlarım sizi kanserle savaşıma kaleminizle vermekte olduğunuz sürekli destekten dolayı… Toplumun kanayan yarası olan kanser istatistiklerinde de gördüğümüz gibi ‘evre yakalama’son derece önemli… Kanserin hücre içerisinde ve hiçbir ağır tedaviye maruz kalmadan sadece basit bir tedaviyle bertaraf edilmesi maalesef arzu ettiğimiz noktada değil…
   Bu nedenle gezici hastane ve sağlık ocakları ile hastanelerde yapılacak tarama yaşamsal önem taşır… Sorunu ancak erken tanı ile çözebileceğimiz konusunu köşe yazınıza taşımanız kesinlikle toplumumuzu korumak adına kutlanacak bir duyarlılıktır...
   Yıl 1995… Kanser Hastalarına Yardım Derneği’nin kuruluşu… O günlerde neredeyse 3 günde bir vakaya rastlardık… Bu sayının giderek arttığını ve ancak ateş insanımızın çok yakınına düşmedikçe fark edilmediğini tespit ettik...
   Her hasta Türkiye’de, ya da ülkede tedavi yolunu seçse bile her şekilde görüş almak için dahi Derneğin kapısını çaldığından bu artışı korku ile fark ettik ve ne yapmamız gerektiğini düşündük…
   Bu kale kapısını kırarak aramıza giren düşmanı ancak kırılan kale kapısını kapatarak durdurabileceğimizi biliyorduk…
   Bu da düzenli taramalarla mümkündü…
   Derneğimizi kurduğumuz yılın Haziran ayında Beşparmaklar yandı… Devlet zorunlu kampanyalarla dağları yeşertti… Bu çok doğru ve yerinde bir karardı…
   Aynı yıl içinde yaptığımız basın toplantısında gizli gizli yanan başka bir ormanın varlığına işaret ettik… Bu ormanda genç ve yaşlı demeden yanan fidanların bulunduğunu seslendirdik… O günlerde ‘Test Papanikolau’ diye adlandırılan bir gezici hastanenin varlığını öğrenerek kolları sıvadık… İtalya ile irtibata geçerek bu araç ve üzerindeki gerekli cihazlar için fiyat öğrendik… Ondan sonra bir kampanya açılarak yanan ormana yapılan  desteğe benzer bir desteğin de bu sinsi sinsi yanan ancak kimsenin farkında olmadığı yangın için yapılması gerektiğini vurguladık… Yangının önünü kesmek için BRT televizyonunda almak istediğimiz gezici aracı ve yararlarını reklam mahiyetinde tanıtmaya başladık... Ne var ki, kamu spotu niteliğindeki o reklam sessiz bir şekilde yayından kaldırıldı… Ve ne yazık ki, kanser yangınıyla mücadele de engellenmiş oldu… Bugün korkumuza dönüşen o boyutlar çok önceden engellenemedi…
   Umarım şimdi bu yazınız dikkate alınır ve Sağlık Bakanı Filiz Besim’in ‘bu yıl içinde gelecek’ sözü verdiği gezici hastane aracı,‘Meme Kanseri Ayı’ olan Ekim ayında ülkeye kazandırılır…
   Tekrar teşekkür ediyorum Ahmet Bey…”
                                                                                              ***
   ZİLCİLER’İN HASAN: Yaşam ağacından nasıl bir yaprak dökümüdür bu ki, dur durak bilmiyor... Hasan Özkan Zilci'yi de yitirdik maalesef... Geçen hafta Lefkoşa'dan önemli bir renk daha kayboldu onun verdiği son nefesle… Saygın bir Lefkoşa ailesinin beyefendi bireyine Tanrı'dan rahmet, Zilci Ailesi'nin tüm mensuplarına ve Hasan'ın çok sayıdaki sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dilerim...
   Hiçbir dostuna ölümcül hastalığını söylemeden sessizce yaşama veda eden 1943 doğumlu Zilci, sevenlerinin içinde doldurulamayacak bir boşluk, kubbemizde ise hoş sedasını bıraktı... Bir diğer Lefkoşa ünlüsü olan Erdal Andız'ın ta çocukluk günlerinden bu yana can yoldaşı ve sağ koluydu Zilci... Araba kullanmayan Andız'ın ulaşımcısı, eli ve ayağı idi... Birlikte, güzel ortamlarda çok gördüm onları... Andız'ın da başı sağ olsun...
   Andız kadim dostuyla vedalaşmasını şöyle yaptı: "Yarım asrı geçmiş olan dostluğumuzla hep gurur duydum. Seni çok özleyeceğim ve hiç unutmayacağım. Hep bizimle var olmaya devam edeceksin..."
   Zilcilerin eski komşusu Kadir Kaba ise bakınız nasıl anlattı Zilciler ailesini, o geçmişte kalmış güzelim komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerine hüzünlü bir göndermede bulunarak:
   “Zilciler, dördü erkek beş çocuktan oluşan, Lefkoşa’nın belki de en sevilen ailesidir. Her kardeş kendi arkadaşları tarafından çok sevilirdi, hâlâ daha öyledirler… Her kardeşin arkadaşları, Zilciler’in evine kendi evleriymiş gibi girip çıkarlar ve tüm aile bireyleri tarafından sevilirlerdi. Yemek saatine rastlayan arkadaşlar misafir edilir, hep birlikte bir aile olarak aynı sofrada yemek yenilirdi. Zilci kardeşlerle arkadaş olup da o ailenin yemeğini yemeyen var mı bilmem... Zehra teyze gerçekten teyzemiz, Ahmet dayı gerçekten dayımız, kardeşlerin en büyüğü olan Hasan Zilci de gerçekten abimizdi. Önder benim arkadaşım, Ümit Zilci de ailenin en küçüğü ve tüm arkadaşların çok sevdiği bir çocuktu..."
   Artık rahmet ve özlemle anacağımız sevgili Hasan, ailesinin soyadı Zilci'nin nereden kaynaklandığını o kendine özgü güleç, yumuşak ve nazik üslubuyla anlatmıştı bana bir seferinde, Lefkoşa'ya dair anılarımda onu da yazacağım.. Ruhu şad olsun...

 

YORUM EKLE