Rum, kendi kendine gelin güveyi olup, düğün yapıyor

Karada tapu vardır, ama denizde tapu yoktur. Yani kimse ‘uçsuz bucaksız bu denizler benimdir’ deme hakkına sahip değildir. Bir ‘Deniz Hukuku’ vardır ki, o da ‘Roma Hukuku’na dayanır. Bunun dayanak noktası da öteden beri uygulanan teamüllerdir.

Ne yapar ülkeler? Kendi yörelerindeki denizlerde ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ (MEB) ilan ederek, deniz altındaki zenginlikleri elde etmeye çalışırlar. Ancak Kıbrıs bir ada olması hasebiyle durum farklıdır. Kaldı ki burada sadece Rum’un egemen olduğu bir bölge yoktur. Aynı adada Kıbrıslı Türkün de egemen olduğu ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ adı altında bir devlet vardır. Tanınsa da, tanınmasa da! Bu nedenle Rum Yönetimi’nin hidrokarbon yatakları konusunda sondaj çalışmalarını arkasına aldığı bir takım devletlerle sürdürme inadı art niyet taşıdığı gibi, deniz hukukuna da aykırıdır.

Münhasır Ekonomik Bölge’nin oluşturulması, kıyının uzunluğu ve bölgedeki nüfusa bağlıdır. Örneğin Doğu Akdeniz’de en uzun sahil şeridine sahip bir ülke olarak Türkiye’nin Muğla, Antalya, Mersin ve Hatay ilçeleri Doğu Akdeniz’e açılmakta olup, nüfus itibarıyla da Yunanistan’dan daha fazladır. Dolayısıyla Türkiye, Doğu Akdeniz’de en fazla hakka sahip ülkedir.

Rum Yönetimi, deniz hukukunda bir boşluk yakalayarak ve de aklı sıra kendini güvenceye de alarak sondaja başladı. Türkiye’nin, şu veya bu nedenlerle ilişkileri iyi olmayan ülkelerle, Yunanistan’ın da yardım ve katkılarıyla bir politika geliştirdi. En başta İsrail ve Mısır’ın kapısını çaldı, ardından Fransa’nın ve ‘diğerlerinin.’ ABD’yi de ihmal etmedi.

İşin içinde İsrail olduğuna göre, ABD ihmal edilebilir mi?

Tüm bunlardan sonra Kıbrıs Rum Yönetimi, ‘artık ben oldum’ havalarında ne ortak komite oluşturulmasına yanaşıyor, ne de uyarılara kulak veriyor.

Kendi kendine bir düğün yapıyor ve bu düğüne yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi, anavatanı Yunanistan’ı, İsrail’i, Mısır’ı, Lübnan’ı, Fransa’yı ve daha nicelerini davet ediyor, ABD’ye de ‘sen de düğünümüze bir temsilci gönder ve en azından arkamızda durduğunu el aleme göster’ mesajı veriyor. Düğünde çalgılar, sirtakiler gırla… Heşa heşayla başlıyor sondajlar. Hem de Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin gözlerinin içine baka baka!

Sen, bu adada en az senin kadar hak sahibi olan Kıbrıslı Türkleri yok sayarak, denizleri de egemenliğine almak istiyorsun da, Türkiye’nin eli armut mu toplar?

Sonuçta Türkiye de, KKTC ile işbirliği içinde başlıyor faaliyete. 1974’teki gibi, sandılar ki Türkiye gelmeyecek ve Doğu Akdeniz’de dilediklerince atlarını oynatacaklar. Yağma yok, geçti o devirler. Emperyal güçlerin ve kuklalarının tüm uğraşlarına rağmen, Türkiye bölgede barış ve istikrarın, huzurun sağlanması konusunda en büyük çabayı sarf eden bir ülkedir. Bunu görüyorlar ve biliyorlar.

Günün sonunda Rum tarafı, kendi düzenlediği düğüne Türkiye’yi davet eder mi? Pek tabii ki etmez. Hepsini davet eder, ama Türkiye’yi gene etmez. Çünkü Türkiye ve Kıbrıs Türkü, 20 Temmuz 1974’te Ada’nın Yunanistan’a ilhakına, ENOSİS’e engel olmuş, müsaade etmemişlerdi. Meselenin özü budur.

Varsın düğünlerine davullu zurnalı, çalgılı çengili devam etsinler; Türkiye de kına gecesi düzenler, olur biter!

***

Topukçuoğlu ve Polar

ailelerinin bayram acısı

Güzelyurt’un sevilen simalarından Serkan Polar’ın (50) geçen gün aniden yaşamını yitirmesi bölgede büyük bir üzüntü yarattı. Kalp krizi sonucu hayatını kaybettiği bildirilirken, Serkan Polar’ın iyilik timsali, yardımsever bir kişi olduğu belirtildi.

Kardeşleri Abdullah Polar, Özgül Eşref, Mustafa Polar, Şerife Orakçıoğlu ve Esen Polar Keskin, çocukları Fikret ile Ali Vehbi Polar, yeğenleri Dervişe ve Ayşe Polar, Yaşar Orakçıoğlu, Aras-Naciye Keskin, dün Lefkoşa’da dualarla toprağa verilen Serkan Polar’ın vefatı nedeniyle duydukları üzüntüyü tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, cennette nur içinde yatmasını temenni ettiler.

Bu arada tanınmış simalardan Muzaffer Topukçuoğlu da dün Lefkoşa’da dualarla son yolculuğuna uğurlandı. Sevgili eşi Nezire Topukçuoğlu, çocukları Hediye-Mustafa Soyer, Mehmet Madi-Sena Topukçuoğlu, Seyhan ve Ceyhan Topukçuoğlu, torunları Tuğberk, Tuğra, Mert, Demir ve İnci, çok sevdikleri babaları ve dedeleri Muzaffer Topukçuoğlu’nun vefatından dolayı acı içinde olduklarını ifade ederek, kederlerini tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, ‘yattığı yer nur, mekânı cennet olsun’ dediler.

YORUM EKLE

banner107

banner96

banner108