Sağlığımızı düşünen yok, kendimiz bile

Temel tüketim maddelerimizden olan etin ne kadar sağlıksız koşullarda soframıza geldiğinin son bir örneğini de son günlerde KIBRIS gazetesi sayfalarında görmüşsünüzdür.

Kişisel anlaşmazlık sonucu gazetemize ulaştırılan bir hayvan kesimiyle ilgili video görüntüsünü izlediğimizde öncelikle Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Baturay, bir kasap çocuğu olmanın ve bu işleri yapmış olmanın bilinciyle şok olmuştur.

Et konusunda bilgisi olmayan ben ise, sadece kesimin yapıldığı ortamın pisliği ve kesim koşullarının hijyen olmamasına odaklanmıştım.

Hafızamda yer edinen görüntü kapkara duvarlar, küçücük pis bir oda, kesilen et parçaları gelişi güzel savrularak, buzluksuz bir araca yükleniyor…

Ali Baturay’ın bu etin iltihaplı olduğunu öfkeyle haykırmasının ardından, videoyu uzmanlara izletip onların tespitiyle haberleştirmeye karar verip Ceren Özbil arkadaşımız araştırmaya başladığında sağlıksız koşullarda kesimi yapılan ve sağlıklı olup olmadığı büyük çoğunlukla denetimden uzak yerlerde kesilen kırmızı et tükettiğimiz gerçeği yüzümüze vurmuştu.

Videoyu izleyen uzmanların ortak tespiti; yatalak olan, ölü ya da ölmek üzereyken kesilen bir hayvandı parçalara ayrılan ve bazı bölümleri iltihaplı olduğu için kesilip yere atılan.

Sonuç, olması gereken oldu. Haberimizin ardından Veteriner Dairesi kesimi yapan kasabın dükkanı ve kesimhanenin yapıldığı mezbahayı mühürledi.

Ancak tanık olduğumuzun buzdağının bir yüzü olduğunun bilincindeyiz.

Sağlıklı gıda tüketmemiz için yapılması gereken yığınla icraat bulunmaktadır.

Yasaların verdiği yetkiler kullanılmalı, denetimler yapılmalı, sağlığımızla oynayanlara gereken cezalar verilmelidir.

Ancak böyle olunca toplum sağlığını düşünmeyip daha fazla kazanç için sağlığımızı tehlikeye sokanların önüne geçilebilir.

Gıdayla ilgili denetimler maalesef çok yetersiz kalmaktadır. Yetkililere sorduğumuzda ise imkansızlıktan yakınıyorlar.

Yasalar daha da iyileştirilebilir ancak mevcut yasalar çerçevesinde de sağlıklı gıda tüketebilmemiz koşullarının yaratılabileceği inancındayım.

Ülkemizdeki denetim mekanizmasına güvenmeyerek sebzesini, etini, ekmeğini güneyden alanları çoğaltacağımıza, gıda denetimin iyi yapıldığını topluma göstermemiz gerekmektedir.

Tüketilen etin üçte birinin kaçak ya da yolcu beraberinde güneyden geldiği açıklamaları tazeliğini korurken, bu yönde bir denetim yapıldığına dair bir haber duymadık, duymayacağız da. Çünkü hükümet, bu işin kolayına gidip güneyden et ithal edilmesinin koşullarını araştırıyor.

İthal edilmesin demiyorum, ama kaçağın ve sağlıksız kesimin önceliğe alınmasını beklerken haberlerin kolaya kaçışı göstermesine üzülüyor insan.

Ülkemizde özellikle kapıların açılmasından sonra tüketici olarak yurttaşların pasif bir direnişe geçtiğini gözlemiyorum. Tabi güneye geçme şansı olan ve bunu sık sık yapacak zaman yaratabilenler gıdalarını güneyden karşılıyorlar.

Mağusa ve Lefkoşa’da kapılara yakın marketler altın dönemlerini yaşıyor.

Hayvan kesimlerinin hijyen ortamda kesildiği mezbaha sayısı üçü geçmezken, iki belediye dışındakilerin bu konuya zerre kadar önem vermediğini de öğretti bize bu süreç. Belediyelerin de hijyene dikkat etmelerini zorlamalıyız diye düşünüyorum. Ama hiçbir makam, kurumun derdi değil…

Buraya kadar devlet mekanizmasının işlememesinden kaynaklanan sağlığımızın hiçe sayıldığının göstergelerini tartışırken, bizde hiç suç yok mu diye sormadan da edemiyorum.

Sağlığımızın hiçe sayılmasına ne kadar tepki gösteriyoruz? İyi ile kötüyü ayırt etmeye ne kadar odaklanıyoruz? Sorularının yanıtını düşündüğümüzde çıkan sonuç birey olarak da kendi sağlığımızı gerçek anlamda umursamıyoruz.

YORUM EKLE

banner107

banner96

banner108