banner6

Ailede iç içe geçmiş ilişkiler

banner37

Ailede iç içe geçmiş ilişkiler
banner151 banner143

Psk. Ayla Kahraman

Aile bağlarının kuvvetli olması arzu edilen bir durumdur. Kişinin kendini değerli, güvende ve ait hissetmesini sağlar. Bunun yanında, aile çocuğunu korurken, bağımsız, kendine yetebilen, kararlarını verebilen ve kendini potansiyeli uyarınca geliştirebilen yetişkinlerin oluşumunu da sağlar.

Pek çok insan, çekirdek ailesinden uzak ya da dışlanmış hissettiğinde; duygusal sorunlar yaşadığını, değersiz ve dışarıda hissettiğini dile getirir. Aile; duygusal olarak hem bağlı hem de özgür bir birey olmanın gerçekleştiği ortamdır.

Ancak kişinin kendini bağımsız bir birey olarak hissetmediği aile tipleri de vardır. Bu aile tipinde, ilişkiler iç içe girmiştir ve bireysel gelişmeye yönelik bir zemin oluşmamıştır.

İç içe geçmiş ilişkilerin hakim olduğu ailelerde, aile üyeleri arasındaki ilişki bağımlı ilişkidir. Genelde ebeveyn merkezli olan bu tip ailelerde, bireylerin öz saygı geliştirme ortamları, seçim hakları, duygularını ifade edebilme rahatlıkları yoktur. 

Aile üyeleri arasında, duygusal kaynaşma aşırı olduğunda, rol ve görev ayırımı olmadığında, beklentiler karmaşası yaşanır. Bu tip ebeveynler, önceliği hep ellerinde tutmak isterler ve çocuklarına yönelik çok da gerçekçi olmayan beklentilere sahiptirler. Bu durumda, gelişmekte olan bireylerinin kendilerini özgür ve bağımsız hissetmeleri pek mümkün değildir.

İç içe geçmiş ilişkilerin yaşandığı ailelerde, aileyi memnun etme gayreti, bireysel ihtiyaçların ortaya çıkmasına izin vermeyecek kadar aşırıdır. Burada sözünü ettiğim, özgürlüğü, duygusal ihtiyaçları engelleyen, kişiler arası sınırları yok eden, bireyi kapana sıkışmış gibi hissettiren aile ilişkileridir. Öyle ki kişi, ailedeki her sorundan kendini sorumlu tutar. Görev duygusunun davranışlara yön verdiği bu durumda, kişi, kendi için bir şey yaptığında suçluluk hisseder. Aile bağları da bu suçluluk duygusunu körükleyecek şekilde çalışır ve kişi, utanç duyar. Utanç duymak, kişiyi engelleyen, geriye çeken bir duygu durumudur.

İlişkilerin iç içe geçtiği, bireysel sınırların kaybolduğu ailelerde, ebeveynler, çocuklarının hayatının her safhasını bilmek ve kararlarda etkin olmak ister. Kişi kendini tek kişi gibi algılamakta zorluk çeker. Bu kalabalık hissetme durumu, ailesine özellikle ebeveynlerine yönelik sorumluluğunu artırır. Evdeki iklimden, ebeveynlerinin mutluluğundan kendini sorumlu tutar. Ebeveyninin, denetleyici ve yönlendirici ilgisi onu mutsuz etse de buna katlanmayı doğru bulur.

Bu işlevsiz dinamikler, aileden aileye aktarılarak, bugüne gelinmiştir ve ailenin karakteri gibidir. Aile dinamikleri yumuşak, arkadaşça, şefkatli görünebilir ama altta mutlak bir bağımlılık yatmaktadır ve bu bağımlılığın gerektirdiği itaat, haddini aşan müdahaleler, sınırı olmayan etkileşimler kişilere egemendir. Öyle ki kişi, kafesinden çıkıp uçamaz. Yuvasından ayrılamayan arının bal üretmesi nasıl ki imkansızdır, burada da ebeveyne bağımlılık ve iç içe geçmiş ilişkiler, bireylerin potansiyeline uygun olarak davranma özgürlüklerine el koyar.

Oysaki her ailede, bireylerin özel sınırları olmalıdır. Sınırlar, görev ve rollere anlam katar ve ilişkilerin herkesi tatmin edecek biçimde gelişmesine yardımcı olur. Hem birlik olmayı hem de birey olarak tek başına durabilmeyi becerebilen ailelerde, güven duygusu, bağımlılığın uzağında sağlıklı bir şekilde gelişme imkânı bulur.

Aile üyelerinin birbirlerinin haklarına, duygularına ve ihtiyaçlarına saygı duyması, bireylerin kendilerini ifade edebilme özgürlükleri ile ilgilidir. İtaatin söz konusu olmadığı bu durumda, kişisel beklentilerin gerçekleşmesi, aile üyelerini uyumlu ve doğru hissettirir.

Ebeveyn, çocuğunu büyütürken, değişime kulak vermelidir. Değişim, sınırların giderek yumuşaması, çocuğun, ergenin, gencin kendini bağımsız bir birey olarak hissetmesi, kendi görüş, değer ve inançlarını geliştirmesi için gereklidir. Ebeveyn, yol gösterici rolünü bırakmadan, çocuklarının doğal gelişim sürecine izin vermelidir. Kendi kopyalarını yaratmaya tevessül etmemelidir.

İç içe ilişkileri engelleyecek belki de en önemli nokta, ebeveynin, çocuklarına kendi uzantısı olarak değil de farklı duygu ve ihtiyaçları olan eşit bireyler olarak bakabilmeyi başarmalarıdır. Bu kişilerin ruh sağlıkları için de gereklidir.

 Duygusal sağlık ve yaşa bağlı olgunluk için kişilerin iç içe değil bağımsız olmaları gerekmektedir.

 

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104