banner6

Bazen her şey anlamsız gelebilir

banner37

Bazen her şey anlamsız gelebilir
banner8

Psikolog Ayla KAHRAMAN

banner134

Ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir yaşam yolculuğumuz var ve her birimizin dönem dönem bir anlamsızlık, boşuna uğraşmışlık duygusuna kapılmamız mümkündür.

Sonu belli bir yaşama konuk olduk. Yapabileceklerimiz ile yaptıklarımız arasındaki hır gür bir taraftan; boşuna uğraşıyormuşuz hissi diğer taraftan bize vurur. Sonuçta, harekete geçmek, “davranabilmek” adına isteksizlik duyarız. İçeride koskoca bir boşluk vardır ve ne yapacağımızı şaşırırız.

Bu şaşkınlık bazen hiçbir şey yapmayı istememeye neden olur. Bomboş çorak bir toprak gibi hissederiz.

Oysa ki nefes aldıkça, dünyaya iz bırakacak varlıklar değil miyiz biz?

Boşluk duygusunun içine ne çok şey sığdırırız! Madem öleceğiz, bu çaba niye diye başlar, yüreğimizi hüzünle doldurur, anlamsızlığın tuzağına yakalanıveririz. Zaman akmaya, dünya dönmeye devam eder. İnsanlar, doğar ve ölür. İnsanlar mutlu-mutsuz, başarılı- başarısız, hasta-iyi olmaya devam ederler. Her şey bir nehir gibi akmaktadır. Anlamsızlık ve boşluk hissi bize konuk olduğunda, -geçene kadar- nehrin kıyısında bekleriz. Akışa katılmak için, boşluk hissinin geçmesi gerekmektedir.

Sorgulayan, düşünen insan arada bir amaç ve anlam yoksunluğuna düşebilir. Trajik olaylara maruz kalma da buna neden olabilir. Yalnızlık duygusu ve depresif süreçler de bunu ortaya çıkarabilir. Mesele bunun gerçekleşmesi değildir. Mesele bu duygunun bize egemen olmasıdır. Egemen olması demek, duygusal bütünlüğümüzün hasta olması demektir ve işin içinden tek başımıza çıkmak zordur.

İşte insanın kendini iyileştirici ve çözümleyici rolü bu noktada daha fazla önem kazanır: boş, anlamsız, amaçsız, arzusuz hissetmek uzun sürdüğünde bir sorundur ve çözülmelidir.

Çözüm sürecinin başında duygumuzun kaynağını anlamamız vardır. Neden böyle hissediyoruz, neden harekete geçmeye gerek görmüyoruz, neden boşluğun yarattığı bezginliğe teslim oluyoruz?

Bir şeyler olmuştur ve yaşamımızın anlamı bir yerlerde değişikliğe uğramıştır.

Ruhsal acılarımızın kaynağı bu konuda yol göstericidir. İnsanlık tarihinin kara sayfaları da elbette. Güncel yaşam da kendi içinde bu duyguya katkı koyar. İşsizlik, ayrılıklar, hastalıklar ve zamansız kayıplar; içerideki umutsuzluk, isteksizlik, boşluk duygularının tohumlarını canlandıracak güçtedir.

Her şekilde hissettiklerimiz, yol gösterici özellik de taşır. Mesele, bu duyguyu iyi yorumlamak ve teslim olmamaktır.

Öncelikle kişinin yaşamını dolu ve anlamlı hissetmesi için, gerçekleştirebileceği hedeflere ihtiyacı vardır. Bu hedefler, kendini ve ihtiyaçlarını iyi tanıyan bir insana ait olmalıdır. Dış kaynaklı değil, içeriden gelen arzu, hayal ve isteklere uygun olmalıdır. Kendini iyi tanımayan kişi, ne istediğini bilemez. Bu nedenle, kişinin kendine yabancı düşmesi, boş, anlamsız hissetme sürecinde ciddi bir çıkmazdır.

Hepimizin, yaşam yolunda ilerlememizi kolaylaştıracak cephaneye ihtiyacımız vardır. Her birimizin ihtiyaçları farklıdır. Ancak her ihtiyaç diğerleri kadar özel ve önemlidir ve bunları açığa çıkarmak; kendimize karşı ödevimizdir.

Kişinin dünya ve diğer insanlarla olan ilişkisi, yaşamı anlamlandırma sürecine katkı koyar. Bir münzevi gibi, kendini sosyal yaşamdan soyutlamak bir amaca bağlı olarak yapılmadığında, kişinin boşluğa düşmesine ve yaşamın anlamının olmadığını düşünmesine yol açabilir. Hepimizin duyarlı ilişkilere ve duygusal doygunluğa ihtiyacımız vardır.

Sevildiğini bilmek; tek başına yaşama anlam katan bir ayrıntıdır. Yaşamın acı sürprizlerinin gerektirdiği yas sürecini yaşama hakkımız vardır ve seviliyor olduğumuz düşüncesi ayağa kalkmayı başarmamıza yardımcı olur.

Mükemmel değiliz ve hata yaparız. Hatalarından dolayı, başkalarına gösterdiğimiz anlayış ve hoşgörüyü kendimize de göstermeliyiz. Özgürce ve cömertçe, üstelik.

Dünya belki ruhsal acılarımızın kaynağıdır ama aynı zamanda iyi hissetmemizin de adresidir.

 

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88

banner104