Birileri beni mi gözetliyor?

banner37

Birileri beni mi gözetliyor?
banner90
banner8

Psk. Ayla KAHRAMAN

Yaşamak ne kadar güzelse bir o kadar da zor. Bu zorluklardan bazıları; ruh sağlığı sınıflandırmasında, Nevrotik Tepkiler olarak adlandırılır. Nevrotik Tepkiler çok geniş bir yelpaze içinde, sürekli artma özelliği bulunan acılarımızın çeşitliliği ile doludur. Yaşamla olan dansımızın sancılarını içerirler. Bu sancılar; bazen sessiz çığlıklarla beslenir bazen yüreğimizden, gözümüzden kulağımızdan dünyaya taşar.

Başkalarının gözünü üzerimizde hissetmek de dayanılmaz tedirginlik yaratan bir nevrotik tepki olabilir. Ergenlik döneminde beklenen bir davranış olan “başkalarının gözünün önemi” diğer gelişim evrelerinde de devam ediyorsa, ortada bir acı, bir uyumsuzluk, bir dışlanmışlık hissi var demektir.

Kişi, başkalarının gözünde ne veya kim olduğu ile o kadar ilgilidir ki; kendi gözünde başkalarını ve en önemlisi kendi gözünde kendisini tanımaya fırsat bulamaz. Kendine yönelik ihmal had safhadadır ve bunun yanında başka insanlarla ilgili öznel görüşlerini geliştirmesi de çok zordur. Çünkü başkalarının kendisi ile ilgili görüşüne, bakışına takılmıştır. Başkalarının davranışlarını yorumlamaktan, anlam yüklemekten kendilerini tanımaya, anlamaya, tanımaya en önemlisi sevmeye zaman bulamazlar.

Bu durum, literatürde sosyal fobiye kadar uzanan bir ıstırabın habercisidir.

2600 yıl önce yaşamış olan bilge Lao Tzu, “başkalarının ne düşündüğüne önem verirseniz, her zaman onların tutsağı olursunuz” diye uyarır. Ancak bazı insanlar ne kadar uğraşsalar da bu tutsaklıktan kurtulamayabilirler. Kendilerine yabancı kalmak pahasına dikkatlerini başkalarının kendileriyle ilgili düşündüklerine ve yaptıklarına verirler. Başkalarının davranışlarını yorumlayarak, kendileri hakkında muhtemel düşünceleri yordamaya çalışırlar. Bu oldukça yorucu, bezdirici bir çabadır ve sonunda elde edilen işe yarar bir bilgi yoktur. Başkalarının yaptıklarını veya düşündüklerini asla bilemeyiz. Sadece tahmin ederiz. Bu tür tahminlerin ise geçerliliği pek yoktur. Kişinin kendini değersiz ve dışlanmış hissetmesini körükler, sadece. Bu da kişinin kendisini en sert şekilde yargılamasına neden olur. Kendi düşüncesinde her zaman yetersizdir, başarısızdır, çirkindir ve hatta sevilmeye layık değildir.

banner134
Oysaki her güzel şey, kendini sevmekle başlar. Aşk bile. Kendini sevmeyen, başka birini sevemez. Kendini olduğu gibi kabul edemeyen başkalarını kabul edemez.

Sihirli bir dokunuş olsa ve başkalarının kendisi ile ilgili düşüncelerinin aslında hiç önemli olmadığını anlasa, yaşamla olan dansı daha uyumlu ve tatmin edici olacaktır. Başkaları çok fazladır. Koca bir dünyadır. Başkaları sonsuz miktarda düşünceyi kapsar. Kimi olumlu düşünür, kimi olumsuz. Kimi dar açıdan bakar, kimi geniş. Herkesin fikri ve eylemi kendinden nem kapar. Bu görüş bolluğunun, tek bir kişinin üzerinde toplandığını düşünmek bile kişide stres yaratır. Bu nedenle insanların fikirlerinin farklı olduğuna ve kendi fikrimizden çok da önemli olmadığına kendimizi ikna etmemiz gerek. Bu da kendini sevmekle, kendine inanmakla, kendini olduğu gibi kabul etmekle ilgili bir şey.

Beni bazı insanlar sevecek, bazıları sevmeyecek. Bazıları onaylayacak, bazıları onaylamayacak. “Ve ben bunu normal kabul edeceğim. Olumluları göz ardı edip, olumsuzların etkisine girmeyeceğim” diyebilmek gerek. Başkalarının sizinle ilgili düşüncelerini önemsemeye alıştıysanız bunu yapmak çok zordur ama imkânsız değildir. Kişinin kendini tanıması, sevmesi yetmez. Karar verme yeteneğini geliştirmesi, başkalarını değil kendini ön plana alarak karar vermesi de gerek. Bu yolla verdiği kararlarının arkasında da durmalı elbette.

Hoşgörü, en değerli erdemlerden biri. Kişinin başkalarına olduğu kadar kendi bütünlüğüne de hoşgörü ile yaklaşması gerekir.

Yaşamımızın kontrolü bizdedir. Kendi duygusal ve düşünsel bütünlüğümüz, davranışlarımıza yön vermelidir.

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75