banner6

Mutlu olmak isteriz

banner37

Mutlu olmak isteriz
banner150 banner150 banner151 banner152

Psk. Ayla KAHRAMAN

Mutlu olmak, değişmez amaçlarımızdan biridir. Mutlu olma yollarımız ve mutluluktan beklentilerimiz ise insandan insana değişir.

Bazılarımız için, kariyer, para, seçkin bir evlilik mutluluğa giden yoldur. Başarı ile mutluluk arasında eşdeğer ilişki kuranlar da vardır kuşkusuz.

Keşke bu kadar kolay olsa. Başarı önemli bir ihtiyaç ama mutlu olmaya yeterli olduğu söylenemez. Parayı hedefleyen, parayı ele geçirdiğinde başarılı olur. Kariyeri, iyi bir evliliği, güzel bir kitap yazmayı… hepsi başarıdır ve gerçekleştiklerinde mutlu hissederiz. Sürekliliği olmayan “mutlu hissetmek”, başarı söz konusu olduğunda daha kısa ömürlüdür.

Memnun ve iyi hissederiz. Amaca ulaşmışızdır ve işte bu kadar.

Huzur, sükûnet, uygun iş, işte başarı, kendin için iyi olanı bilme ve yaşamına getirebilme becerisi; mutluluğun dostlarıdır.Memnuniyet de öyle.

Mutluluk, sürekliliği olan bir duygu durum olmasa daişler ve ilişkiler, yolunda olduğunda ve yaptığımız duygusal, düşünsel, maddi, manevi yatırımların karşılığını aldığımızda hissettiğimiz bir duygu durumdur.

Bizi mutlu eden her şeyin mutsuz etme gücü de vardır. Âşık olduğunuz kişiden ayrılmak zorunda kalmamız, işsizlik, hastalıklar, ailenin yıkılması, ebeveyn kaybı ve daha nice insana ait olumsuzluklar; ciddi bir mutsuzluk doğurur ve sürekliliğinde ruhsal acılara, bedensel tepkilere neden olabilir.

Yani, mutluluğun düşmanı çoktur.

Kaygı bozuklukları ciddi bir mutsuzluk kaynağıdır. Her normal insanın kaygı bozukluğu yaşama olasılığı vardır. Hayati bulduğumuz her konu, bizi iyileştirebilir de ruhsal acılara sürükleyebilir de. Yaşam sürecimizdeki uyumsuzluk, istikrarsızlık mutsuzluk kaynağıdır. Bir şeylerin doğru gitmediğini düşünmek bile, mutluluğu tehdit eder.

Hele elimizdekileri kaybedebileceğimiz korkusu, tek başına, mutlu hissetmeyi yere devirir ve endişelerle yaşamaya mecbur kalabiliriz.

Huzur ve sükûnet; mutluluğun sadık bekçileridir. Burada sözünü ettiğim sükûnet, kişinin duygusal bütünlüğündeki denge, tutarlılık ve oturmuşlukla ilgilidir. Yoksa rutin yaşamın getirdiği aslında sıkıcı ama güvenli yaşam biçimi değildir.

Huzur ve sükunetimizin en ciddi tehdit unsuru, çatışmalarımızdır. Bizi durdurabilir veya ilerletebilir, çünkü.

Çatışmaların geliştirici bir yönü vardır. Bize bizden haber verir, neyin yolunda gitmediğini anlamamızı sağlar. Ama çatışma sürecinde, huzur ve sükunetimiz bir deprem yaşar gibidir.

Hepimizin farkında olduğu gibi, her çatışma, bizim kendimizi anlamamıza ve bize düşen gelişimi yaşamamıza fırsat vermez.

Bazen dış dünyanın stres unsurları -iş, sosyal çevre, ilişki sorunları gibi- çatışmanın yönünü değiştirebilir. Kendimizi geliştirmek ve beklenen değişimi yaşamak yerine dağılırız. Toparlanmak her zaman mümkündür. Ama kolay değildir. Bazı çatışmalar çoğaltırken bazıları eksiltir.

Eksilmek; çaresizlik duygularının ortaya çıkması sürecini hızlandırır. Öyle ki, başlangıçta kahramanca savaşırken, sıkıntılar çoğaldıkça, kendimizi bırakırız. Nereye mi? Depresyonun bunaltıcı kollarına elbette. 

Depresif çöküntülerin temelinde, sıkıntılarımızı engelleyemeyeceğimize dair bir inanç vardır. Hiçbir şeyi kontrol edemeyeceğimize inanır ve yaşamdan koparız. Bu yeniklik duygusu; mutluluğun, yaşamdan zevk alma becerimizin, en basiti gündelik hayatı yürütme gayretimizin düşmanıdır.

Mutlu olmayı başarmanın tek yolu, kendi varoluşsal bütünlüğümüz değildir. Bizim dışımızdaki dünya ve insanlar ile olan dansımızın mutluluk sürecimizle yakından ilişkisi vardır.

Yalnızlık, bu dansı bozan önemli bir faktördür. İçe kapanmak, çevre ile ilişkiyi kesmek, toplumsal sorunlara duyarlı olmak yerine uzak durmaya kalkışmak; yalnızlığı artıran eylemlerdir. Birileri için önemli ve sevilir olduğunu bilmek kadar, birilerine fayda verdiğini fark etmek de iyileştirir.

Elbette, dengeli aile ilişkileri, tatmin edici cinsel yaşam, dostlarla geçirilen zaman ve kendine bakmaya, kendiyle ilgilenmeye ayrılan zaman da iyi hissetmenin gereklerindendir.

Bununla beraber, yaşamla olan dansımızda ciddi bir nokta daha vardır: ne yaşarsak yaşayalım, kaçmamalıyız. Kaçmak hiçbir sorunu çözmez. Yüzleşme cesareti ise, yaşamı ruhsal acılara kapılmadan sürdürebilmenin önemli bir yoludur.

Son bir nokta, ne çıkarsa yolumuza, umudu terk etmemek ve her şeyin yoluna gireceğini bilmek gerek.

 

banner350 banner343
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88