Ruhsal acılar

banner37

Ruhsal acılar
banner8

Psk. Ayla KAHRAMAN

banner134

Ruhsal acılar biz psikologlar için çok ciddi bir konudur.

Düşünün ki, parmağınız kanar veya bir yeriniz kesilir veya ciddi bir kaza geçirirsiniz. Ve iyileşirsiniz. Tıp dünyası hizmetinizdedir. Tedavi süreci ile bıraktığınız yerden devam edersiniz.

Ama ruhsal acılar öyle değil.

Zamana karşı üstünlükleri var mesela. Yıllar geçer, yaşlanırsınız ve onlar taptaze oldukları yerde dururlar. Çocukluğunuzda, duygusal bütünlüğünüze kazınan bir acıyı, ileriki yaşlarda, bir yetişkin olduğunuzda da çocuk kalbinizle duyumsarsınız. Bir ruhsal acıyı, geriye dönüp yetişkin mantığı ile değerlendirmek çok zordur. Ezber çözümlemeler yapılır fakat bunlar bir işe yaramaz.

Yaşam yolunda yaşanılan her ilişki, her yaşantı bir sınavdır. Ya yarayı iyileştirir ya da yeniden kanatır. İyileştiğinizi sanırsınız ama bir bakarsınız ki kanıyorsunuz.

Çoğu zaman, ruhsal acılar, çok küçük bir çocuk iken oluşmuştur. Bu geçmek bilmeyen yaraların, yıllar boyunca hatta ihtiyarlık zamanına kadar tazeliğini koruması, size inanılmaz gelebilir. O kadar eski bir tarihe ait ve geçmemiş. Geçememiş. Kişi ihtiyar bir adam veya bir kadın olduğunda bile bu acılar aracılığı ile kendine ve dünyaya bakıyor. Andropozu ağır geçiyor örneğin. Veya bir türlü kendini, ne istediğini bulamamış olabiliyor. Dışarıdan çok iyi hatta mükemmel görünebilir. Başarılıdır, paralıdır falan. Ama eksiktir. Ama mutsuzdur. Ama kederlidir veya dışlanmış hissetmektedir.

Bu; ciddi bir çıkmazdır. Çünkü hissettiği ve aklının onayladığı yerde değildir.

Başka şansın yok. Yara kanıyor ve canın acıyorsa, aklın oradadır. Canın, acıdığın yerdedir. Bunu herkes bilir.

Yani, ruhsal acılar bir başladı mı gitmek bilmiyor.

Evet, çoğu çocukluk yıllarında işleniyor, ruhsal acıların… İhmaller, sevginin yanlış gösterilme biçimleri, yetişkinlerin dünya hallerine dalıp çocuklarını unutmaları… Bunlar gene masum nedenlerdir. Ya çocukların yaşadığı tacizler? Onlara ne demeli? Hasta ruhlu yetişkinler var dünyada ve güçleri çocuklara yetiyor. Savaşlar, göçler, ekonomik sıkıntılar da var kuşkusuz. Ancak bunlar kocaman kitleleri hedef alıyor. Peki tek bir çocuk hedefteyse? Ve savaşamayacak kadar çaresizse?

Veya farz edin ki, mükemmeliyetçi bir ebeveynin çocuğusunuz. Eyvah.  Psikolojide mükemmeliyetçilik, ciddi bir sorundur.  Ya da sadece şanssız bir çocuk olarak başladınız hayata. Daha ne denilebilir ki...

Bir de yalnız kalan çocuklar var. Bilirsiniz. Her çocuk, kendi anne babası tarafından sevilir ve korunur. Ebeveyn yokluğu bir sorundur. Var iken yok gibi olması ise daha da ciddi bir sorundur. Günümüzde parçalanmış aileler hızla artmaktadır. Var olan ama aslında yok gibi davranan anneler ve babalar da çoğalmaktadır. Özellikle bazı babalar, babalık görev ve haklarından uzaklaşabilmektedirler. Çocuklarını yoksun ve yalnız bırakabilmektedirler.

İşte sevgili dostlar, sorun da burada başlıyor zaten: Sevgi… Ebeveyn olanın koşulsuz olarak sunduğu bir şey bu. Ve engellenirse, travma başlar.

Travma ne mi?

Travma bir çeşit yıkımdır.

Örselenirsiniz yani.

Örselenmek ne mi?

Örselenmek; tekrar tamamlanamayacak kadar eksilmek demektir. Bir şeyler yok oluverir ve tekrarı yoktur… yani, eksik parça asla tamamlanamaz.

Ne kadar acı… Biz psikologların işi bu işte. Travmaları iyileştirmeye çalışırız. Eksik parçalar çoğaldıkça, danışanlarımızın dünyasında kayboluruz.

Elbette umut denen bir şey var. Düşünün ki, on binlerce yıllık insanlık tarihini yaratan bir şey bu umut.

İnsan olmanın ayrıcalığı nedir? Sadece bir canlı değil, bir insan olmak demek, acılara rağmen yürümeye devam etmek demektir.

Bir taraftan insansın ve gelişimini sürdürüyorsun bir taraftan insan olmanın değiştirdiği dünya düzenine uymaya gayret ediyorsun.

Ne kadar da zor, değil mi?

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75

banner88