Salgın günlerinde toplumsal dayanışma ve yardımlaşmanın önemi

Pandemi ilan edildiğinden beri, toplumlar, ciddi bir sınava girmiş durumdadır. Açlık, savaş, uyuşturucu gibi insani sorunlar neredeyse bir kenara itilmiş ve kitlelerin dikkati bu salgın hastalığa yönelmiştir.

Salgının pençesine düşenler, kurtulabilenler, kurtulamayanlar merakla takip edilen haberlerin başında gelmektedir.

Salgının yayılma fiziği ve matematiği; sadece bilim adamları ve yöneticiler tarafından değil, korku içindeki kitleler açısından da dikkatle takip edilmektedir.

Panik, hükümetleri sarsabilecek boyuta ulaşmış görünmektedir.

Hükümetler, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda önlemler almayı amaçlamaktadır. En iyi bakış açısı ile, sağlıklı insanları korumaya, virüsle savaşmayı kolaylaştırmaya yönelik önlemler almaya çalışılmaktadır.

Ancak, pek çok ülkede, ekonomik kriz var. Devlet bütçeleri kısıtlı, hastaya ulaşılabilmesini sağlayacak donanımlar da yetersizdir.

Salgının yayılmasını önleme konusu ise, oldukça dramatik boyuttadır.

Bu sorumluluk, sağlıklı görünen kişilere verilmiştir. Çözüm önerisi, iki kelime ile sınırlıdır: “Evde Kalın.”

Evde kalmak, salgına yakalanma riskini doğrudan etkileyen, en önemli değişken olmuştur.

Henüz daha iyi bir seçenek yoktur.

Hastalıkla savaşan, can kurtarmaya odaklanmış sağlık çalışanlarına, kahramanlarımıza verilecek etkili destek de evde kalmayı başarmaktır.

Ancak, evde kalmayan, acil toplumsal hizmetler için iş başında olan sessiz kahramanlar da var. Süpermarketlerde çalışıyorlar, fırınlarda ekmek pişiriyorlar, para akışını sağlıyorlar, ülkeyi, şehri, köyü, mahalleyi, evi koruyorlar. Güvenliğimiz, haber alma özgürlüğümüz ve zorunlu ihtiyaçlarımız için çalışmaya devam ediyorlar.

Üretimin en aza indiği, can derdinin gözetildiği bu salgın günlerinde, ekonomi politikaları, ciddi bir çıkmazla karşı karşıya kalmıştır. Bazı işletmeler, kapanma tehlikesi içinde iken pek çok hane de ekonomik zorlukların getirdiği buhran ile karşı karşıyadır.

Evlerine zorunlu ihtiyaçlarını stoklamak bir yana, günlük ihtiyaçlarını gideremeyen aileler de giderek artmaktadır.

Evde kalmak, doğru bir karardır.

Ancak, her doğru karar, hayati gerçekler tarafından sınanır.

Toplumlar, zor anlarda sınav verirler.

Salgın günlerinin ardından, tehlike bitecek.

Yaraları sarma, enkazı toparlama dönemi başlayacak.

Bu çok zor dönemi, akılcı yöntemler ve insancıl girişimler eşliğinde kolaylaştırmak ve yeniden başlamayı başarmak zorundayız.

Devletler ve ekonomistler, imkanlar ölçüsünde önlemler alacaktır.

Peki bizler ne yapacağız veya ne yapmalıyız?

Sorunu büyüklerin çözmesini bekleyen küçük çocuklar değiliz.

Hepimizin, çözümün bir parçası olma konusunu yavaş yavaş düşünmesi ve harekete geçmesi gerekmektedir.

Harekete geçmenin adı, Toplumsal Dayanışmadır. Büyük salgınlar, afetler ve savaşlar geçiren toplumlar, toplumsal dayanışma ile ayağa kalkabilmişler ve devam edebilmişlerdir.

Toplumsal dayanışmanın davranışsal ifadesini yardımlaşma çabalarında görürüz.

Her insanın, toplumsal dayanışma ve yardımlaşma konusunda, hazır olduğunu söylemek mümkün değildir.

Ne yazık bazı insanların yardım etme çabasının hedefinde politik veya maddi kâr vardır. 

Bazı insanların ise yardım etme mekanizmalarını harekete geçirmeleri zordur. Kendileriyle ve başkalarıyla kurdukları ilişkide kindar ve öfkelidirler. Bu durumun yarattığı bencilliğe sığınır gibidirler. Bu tip kişiler, bir çıkar görmedikçe yardımlaşma sahnesinde rol almazlar.

Bazı kişiler ise, sorundan kaçarak, sorunu görmezlikten gelerek yaşarlar. Sorumluluk duyguları, bireysel ihtiyaçlarıyla sınırlıdır. Kazara sorunu fark ettiklerinde ise, nasıl olsa birinin çözeceğini düşünerek rahatlıklarına devam ederler.

Bu toplumsal bütünlüğümüz ve salgına karşı savaşmamız açısından olumsuz bir durumdur.

Tesellimiz, bu tip insanların yanında; duyarlı ve özgeci kişiler de varlığıdır.

Azınlıkta görünse de bazı bireyler, durumdan vazife çıkarıp, yardım etmeye başlamışlardır. Herhangi bir çıkar beklemeden, zor durumlardaki kişilerin yardımına koşmaktadırlar.

Salgın günlerinin yarattığı gerilimi ve depresif çöküntüyü, başkalarına yardım ederek gidermeyi tercih etmektedirler.

 Bu kişiler, iyi hissetmek ve doğru davranmak amacıyla, yardım etmektedirler.

Bu kişiler, empati kurabilen, acıma duygusuna sahip olan, şefkatli kişilerdir.

Olumsuz duygu durumdan kurtulmak için yardım eden kişilerdir.

Durumdan vazife çıkaran kişilerdir.

Toplumumuzun itici gücü, öncelikle bu saygıdeğer kişilerdir.

Her felaket, toplumun unuttuğu manevi, kültürel değerleri hatırlatma özelliği taşır. Salgının; küreselleşme denilen ve içinde yabancıllığımızı taşıyan uyku halinden bizi uyandırdığını düşünmek isterim.

Bize ait özgeci değerleri, bir seferberlik ruhu ile uygulama zamanımız gelmiştir.

Her felaket, toplumsal felaket; toplumun unuttuğu milli manevi kültürel geleneksel değerleri gündeme getirir, canlandırır. Bu açıdan baktığımızda, bu salgın felaketi de bize önemli fırsatlar yaratıyor. Dünyadaki küreselleşmeye teknolojik gelişmenin unutturduğu özgeci değerler.

 

YORUM EKLE

banner107

banner75

banner108