Seçime katılım oranı tarihin en düşüğü

   Seçime katılma oranı yüzde 58 de kaldı. Son yılların en düşük oranı. Şüphesiz Pandemi etkisinin de payı vardır. Ancak, pek çok insanın seçimleri ve referandumu çeşitli nedenlerden, içinde bulundukları sorunlar ve sıkıntılardan dolayı protesto ettiklerini ve tepkilerini bu şekilde ortaya koyduklarını duyuyoruz.
   Katılım oranının son yıllarda önemli oranda düştüğünü geçmiş seçim dönemlerine baktığımızda görebiliyoruz. Örneğin, 1976 cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 88 iken, 1990 seçimlerinde yüzde 93 olmuş, daha sonra yüzde 70-80 ‘ ler bandında seyretmiş, 2015 deki son seçimlerde de yüzde 62 olarak gerçekleşmişti. Genel seçimlerde de bu oran düşük seyrediyor.
   Pandemi nedeniyle halkta bir tedirginlik olduğu söyleniyor. Halbuki, sandıkların bulunduğu mekanlarda gerekli tedbirler alınmıştı. Korkmaya, endişelenmeye gerek yoktu. En az marketler kadar güvenli ve hijyen bir ortam sağlanmıştı.
   Belli bir yaşın üstündekilerin gitmemesini normal karşılıyorum ama yaşlı olmayan birçok kişinin protesto amaçlı ülkedeki yönetim, yöneticiler ve siyasi partileri protesto etmek için gitmediğini de biliyoruz. Pandemi nedeniyle sandığa gitmeyenlerin oranının çok olmadığını düşünüyorum.
   Üzerinde durulması gereken önemli bir konu da, ülkede hatırı sayılı bir kitlenin son dönemde politikaya ve politikacılara güveninin azalması ve yaşanılan sorunlara çözüm bulmada başarılı olmadıklarını düşünmeleridir. Bu kesimin, seçimlerin sonuçlarından sonra oluşacak yeni yönetimlerin ülkeye fayda sağlayacağı konusunda inancı kalmamıştır.
   Bu bağlamda yapılan seçimlere gidip oy vermenin bir değişiklik yaratmayacağına inanıyor ve sandığa gitmek için bir motivasyonu yok. Çevremizde bu ruh halinde olan birçok insan bulunuyor maalesef.
   Pandemi döneminde işsiz kalan, işyerini kapatan, iflas eden, maaşı azalan birçok insan, ülkedeki yönetimin yanında olmadığını gördüğü için ve bu duruma tepki göstermek için sandığa gitmedi. İnsanların derdi ve önceliği evine ekmek götürmek ve çocuklarına harçlık verebilmektir.
   Ülkede kayıtlı yaklaşık 83 bin seçmen sandığa gitmedi. Seçmen sayısının yüzde 42’lik kısmını oluşturan bu kitlenin önemli bir bölümü sandığa giderse seçimin kaderini etkileyebilir. Halkın önemli bir kısmı ülke yönetimine küskün ve tepkili olduğu için, ülke kaderini etkileyen seçimlere bile katılmak istemiyor.
   Seçmenlerin önemli bir kısmının da yurt dışında yaşadığını ve pandemi dolayısıyla ülkede olmadığını biliyoruz. Netice itibarı ile kayıtlı yaklaşık 198 bin seçmenden yaklaşık 115 bini sandığa gitmiştir.
   Öte yandan, seçimde yaklaşık 5 bin oyun geçersiz sayılmasının şaşkınlığını yaşıyorum. Böylesine eğitimli bir toplumda, bu kadar kişinin doğru oy kullanamaması ve oyların geçersiz olması gerçekten ilginçtir. Oy verenlerin nerdeyse yüzde 4.5’ u geçersiz oy kullanmıştır. Acaba, geçersiz oyların çoğunluğu bilinçli olarak mı kullanıldı? Yoksa, hakikaten bu insanlar oy kullanmayı beceremedi mi? Belki de, sırf gittiği görülsün diye gitmiş fakat oyunu bilinçli olarak yakmıştır. Üzerinde düşünülmesi gereken bir konu da budur.
   Son tahlilde şunu vurgulamak istiyorum. Her ne olursa olsun, oy vermek vatandaşlık görevidir. Oy vererek birçok şey değiştirilebilir ve gelecek şekillendirilebilir. Ama oy verilmezse, iradeye sahip çıkılmazsa, doğacak sonuçlardan şikayet etmek, sitem etmek, kızmak ve sosyal medyadan bunları paylaşmak kimseye fayda sağlamayacaktır.
   Bu bağlamda, pazar gün yapılacak seçimin 2. turunda, ülkede bulunan tüm vatandaşlar sandığa giderek, demokrasiye ve toplumsal özgür iradesine sahip çıkarak, Vatanımızda esas özne olanın kendileri olduğunu unutmayarak, kültürünü ve kimliğini geleceğe taşımak adına oylarını vermeli, yurttaşlık görevlerini yerine getirmelidirler.

 

YORUM EKLE

banner75