Sen değişirsen, dünyan da değişir

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, toplumun her kesiminden yükselen sesler sadece şikayet içeriyor.

Sokaktaki insandan, özel sektöre, meslek örgütlerinden, sendikalara, muhalefetten, hükümete kadar, herkes şikayetçi.

Şikayet edilen konulara bakıyorsunuz, bir kesim hariç herkesin haklılık payı mevcut.

Şikayet etme hakkı olmayan tek kesim ise, ‘Hükümet’.

Hükümet, icranın başıdır ve her türlü dengeyi koruyucu önlemlerin,  yaratıcı ve uygulayıcısıdır.

***

Gelişmiş ekonomik devlet ve toplum modellemelerine, makro düzeyde baktığınızda, yaygınca kullanılan adı ile   ‘win win’ , ya da ‘kazan kazan’ durumunu gözlemleyebilirsiniz.

Ekonomik sistem, dinamiklere göre şekillenip, toplumsal dengeleri koruyacak şekilde icra edilir.

Ülkemizde siyasi erkin, bir türlü bugüne kadar beceremediğimiz nokta tam da burası.

Ülkede, neredeyse, herkesin şikayetçi pozisyonda olduğu bir ekonomik düzende,  ‘elit’ bir grup ise, sesini hiç çıkarmadan bu fırtınanın dinmesini bekliyor.

Bu fırtınaya dayanacak sermayelerinin de, zamanlarının da olduğundan kimsenin şüphesi olmasın. Hatta, ekonomik toparlanma sürecinin uzamasını avantajlarına görerek, piyasa paylarının artacağından da eminler.

***

Durumumuzun en ironik tarafı ise, halkın oyları ile şekillenen siyasi erkin, sürekli bir şekilde halkın geniş kesimlerine değil dar bir zümreye hitap etmesi ve halka bunu sürekli yutturabilmesidir.

Geçtiğimiz hafta içerisinde hükümet, ekonomik önlemler kapsamında  ‘2. Toplumsal Dayanışma Paketi’ adı altındaki ekonomik paketi açıkladı.

Memnuniyet ise, neredeyse yok denecek kadar az.

Aslında, tükenen imkanlar değil,  bugüne kadarki beceriksizliğin toplamıdır.

Dengenin olmadığı her yer, sallanmaya da yıkılmaya da mahkumdur.

Doğru hamlelerin ise başarısızlık şansı yok denecek kadar azdır.

Vietnam, 1975 yılında, Amerika ile büyük bir savaştan çıktı.

Neredeyse tümü ile yerle bir oldu.

 1980’li yılların ortasına kadar katı bir rejimle, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin desteği ile yönetildi

 Sovyet bloğunun zayıflaması ile Vietnam’a verilen desteğin çekilmesi,  ekonomik hayatı içinden daha da çıkılmaz bir hale soktu.

Bu dönemde Vietnam ekonomisi üretimdeki  zorluklar, arz ve talepteki dengesizlikler, dağıtım ve dolaşımdaki verimsizlikler, yükselen enflasyon oranları ve artan borç sorunları ile boğulmuştu.

Vietnam, savaş sonrası yeniden yapılanma döneminde keskin bir ekonomik bozulma yaşayan modern tarihin az ülkesinden biri oldu.

Bu dönem içinde ekonomisi, dünyanın en fakir ekonomilerinden bir olması yanında, tarımsal ve endüstriyel üretimin yanı sıra toplam ulusal üretimde de negatif büyüme mevcuttu.

Radikal bir dizi kararla neredeyse ters yönlü bir dönüş yaptılar.

Önce zihniyetlerine, sonrasında ise ülkelerini pozitif değişime uyarladılar.

Adına yerel dillerinde ‘Doi Moi’ denen,  Türkçe karşılığı ise  renovasyon, yenileme olan bir proje ile ülkenin eğitimden, sağlığa, adaletten, tarımdan, üretime,  ekonomiden, yabancı yatırımcıya, her noktasına yeni bir vizyonla baktılar.

Bugün Vietnam, eğitimde dünyada ilk sıralardaki yerini aldı.

Refah ise hala daha yükselmekte.

Artık dünyanın fakir ülkesi Vietnam yok, bölgesinde hakim güç olan ve büyüyen Vietnam var.

‘Doi Moi’ felsefesi ise hala dimdik ayakta.

***

Değişmekten ve gelişmekten korkmamalıyız.

Bugüne kadar kat ettiğimiz mesafe ve kurduğumuz düzeni sorgulamaktan ve değişmekten başka çaremizin olmadığı, bu düzenin devamının olmadığı  net ve açık bir şekilde önümüzde duruyor.

Hindistanlı mistik guru ve spiritüel  Osho’nun dediği gibi ‘Sen dünyasın, o yüzden sen değişirsen dünya değişir’.

Ya da sen değişirsen dünyan da değişir…

YORUM EKLE

banner75