Sermayenin gücü

Yerli Sermayenin gücü varlığımızın gücü ile paraleldir…

Hayatın içindeki birçok, karmaşık gibi görünen olgunun temelde basit bir mantığa dayandığına inanıyorum. Bu mantık, aynı paralelde, ülke ekonomileri için de geçerli.

Ekonomi ile ilgili basite indirgeyecek bir benzetme yapacak olursak; ekonomiler sadece yağmurdan beslenen ‘göle’ değil, farklı ve zengin kaynaklardan beslenen ‘nehirler’ gibi olmalıdır. Sürekli akışın olmadığı, durgun bir gölde, su buharlaşıp yok olmaya mahkumdur. Diğer tarafta ise, zengin kaynakların beslediği nehirler akmaya devam eder.

Bu bakış açısı ile su, ülke ekonomisinin bütününün büyüklüğünü, kaynaklar ise, ülkedeki yatırımları ve sermayeyi temsil eder.

Kurulan ekonomik yönetim modellemesine göre ise, ülke ekonomisi, dinamikleri ile birlikte şekillenir.

Geçtiğimiz hafta bu köşede, devletlerin menfaat üzerine kurulu varlıklar olduğu konusu üzerinde dururken, Kıbrıslı Türklerin, 1974 sonrasında, sırası ile kurduğu devlet yapı çatıları olan, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, sonrasında Kıbrıs Türk Federe Devleti ve son olarak, 1983 yılında kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, 1960’da kurulan ve Kıbrıslı Rumların yönetiminde bulunan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahip olduğu, uluslararası hakların gerisinde, dünyadan çok daha izole yapıda olmasının neticesi olarak, bir türlü, doğrudan uluslararası dünya ile işbirliklerinin potansiyel ekonomik getirisinden yoksun olmanın, bizim için bir kayıp olduğu kadar, olası bir çözüme duyulan gereksinimin sebebi olduğuna değinmiştim.

Bu izole yapının ve içinde bulunduğumuz durumla ilgili, sorumluluk sırası yapılacak olsa, biz Kıbrıs Türklerin, en son sırada olduğuna inanmakla birlikte, en fazla zarar gören sıralaması yapılsa, bu kez  Kıbrıslı Türklerin listenin en üst sırasında olduğunu ise tekrar etmek isterim.

Konjonktürün getirdiği, uluslararası arenanın yeterli oranda parçası olamama dezavantajı ile kurulan bir düzende yaşıyoruz.

Bu durumun neticesi ise, varlığın devamı için farklı hassasiyetlerin, göz önünde bulundurulması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Yazımın üst kısmında da belirttiğim gibi, ekonomik modeller yönetimler tarafından belirlenir.

Dünya üzerinde komünizmden, sosyalizme, liberalizmden, kapitalizme kadar, toplumsalcı, karma veya anaparanın hakimiyeti üzerine kurulu ekonomik sistemler mevcut.

Değişken seçimlerin belirlediği ekonomik modellerin merkezi de değişken olabiliyor.

Devletin veya özel sektörün mevcut ekonomik yapı içindeki büyüklüğü ise doğrudan seçilmiş modelleme ile paralel.

Türkiye’nin de üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine baktığımızda, cari fiyatlarla gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) özel sektör payının: Avustralya’da yüzde 85.85, Kanada’da yüzde 87.72, Finlandiya’da yüzde 81.48, Fransa’da yüzde 80.73, Almanya’da yüzde 85.32, Yunanistan’da yüzde 87,54, İtalya’da yüzde 85,68 olduğunu görmekteyiz.

Kuzey Kıbrıs ekonomik modellemesini tam manası ile bir sınıfa sokmak mümkün olmasa da, liberal veya karma bir ekonominin varlığına daha yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Sermaye ve üretim yapımızı özel sektör ve kamu olarak ikiye bölebiliriz.

Mevcut ekonomik yapımız için bütünlüklü bir verimlilik çalışmasının yapılmadığını biliyorum.

Bir konu ile ilgili değerlendirme yapmadan, etraflı inceleme yapmanın önemine her zaman inanmakla birlikte, bugünkü yapımızda, verimlilik ve katma değer konusunda kamunun karnesinin düşük olduğunu söylemek için ne yazık ki derin bir incelemeye ihtiyaç duymuyorum.

Ekonomik yapımızın diğer tarafında ise sermaye duruyor.

Bir başka deyişle yerli sermaye, yatırımlarının karşılığı mali riskleri alan kesimdir.

1974 sonrası gelişen süreçte, özel sektörün, turizm ve yüksek öğrenim alanında doğru ve katma değeri yüksek yatırımlarını gördük. Son zamanlarda benzer başarı öyküsünü sağlık yatırımlarından da duymaya başladık.

Bu başarıların bazı kesimleri rahatsız ettiğini bazen direk bazen de dolaylı olarak duymaktayız.

Ülke insanımızın, doğru destekle global operasyonlar yapabileceğini görmek, geleceğe ve varlığımızın devamına olan inancımızı pekiştirir.

Devlete düşen görevse yerli ve kendimize ait sermayemize sahip çıkmak ve dış müdahalelere karşı korumaktır.

Sermayemizin gücü devletimizden geçtiği kadar, devletin gücünün de sermayeden geçtiğini unutmamak dileği ile.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75