Şiirde Gülşen Şenderin Mucizesi

Kıbrıs Türk yazınının en zengin edebȋ türü şiirdir. Daha çok içine kapalı bir toplum yapısına sahip olan Adalılar şiirle uğraşarak hem içlerini boşatıp ruhȋ rahatlama-catharsis yaşarlar, hem de yazdıklarına bir işlev yüklerler.

O işlev, Ada ve Adalıların, kültürel, dilbilime ait ve sosyo- kültürel belleklerini geleceğe kuşaklara aktarmaktır. Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları siyasȋ, sosyal, kültürel travmalar ve savaşlar daima ada şiir ve edebiyatına yoğun biçimde yansımıştır. Herhangi bir Kıbrıs Türkünce üretilen bir edebȋ yapıtı incelerken, bu arka planı hep akılda tutmakta yarar var.

Kıbrıs Türk toplumun tarihinde, Ada’nın İngiltere’ye kiralanmak zorunda kalınışı sonrasında çeşitli sebeplerle karşılaşılan bir gerçek de “göç” tür.

Bu göç kavramı, Kıbrıs adası içinde yer değiştirmelerden tutun da, anavatan-anakara Anadolu’ya/Türkiye’ye, peşinden İngiltere’ye, ardısıra da Yeni Dünya (Amerika-Kanada) ve Okyanusya’ya (Avustralya) kadar genişler.

Bugün Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları dış ülkelerde özellikle İngiltere ve Avustralya’da uğraştıkları gazetecilik yaşantıları ve edebiyat üretimleri söz konusudur.

Türkiye’ye göç eden, Türkiye ve Kıbrıs adası arasında yaşayan veya ikamet eden Kıbrıs Türklerinin, bulundukları diğer dış ülkelere göre çok daha fazla Türkçe edebiyat birikimi vardır.

İngiltere, Amerika, Avustralya ve Kanada’daki Kıbrıs Türk edebiyatçıları ile Türkiye ve Kıbrıs arasında yaşantı sürdürenlerin yazdıklarını içine alan bir “Dış Kıbrıs Türkleri Edebiyatı” kitabı hazırlamak veya onları bir çatı altında toplayacak bir merkez-ağ kurmak daha fazla zaman geçmeden hayat bulmalıdır.

Halkbilimi ve edebiyatı araştırmacısı Özkul Çobanoğlu’nun “Adalı bir Türk için adası eninde sonunda döneceği yerdir:” tespiti çok doğrudur.

Fiziken hemen olamasa, ya da maddi şartlar-iş yüzünden bu dönüş gecikse bile, Dış Kıbrıs Türkleri aydın ve edebiyatçılarını bir şekilde bir çatı altında toplamak, Kıbrıs Türk diasporasını kuvvetlendirmek demektir.

İşte hayatı ve şiir yaşantısı böyle Türkiye (İstanbul) ve Kıbrıs arasında geçen ve şiir üreten bir kadın şaireden bugün söz etmek isterim.

Naçizane bu sayfalarda Şehderin’in son eseri “Turaç Gelinin Türküsü”ne bir sunuş yazısı yazmak nasip oldu bana. Daha önce Oktay Öksüzoğlu, Fikret Kürşat, Osman Güvenir gibi Kıbrıs Türk şair ve yazarlarının şiir kitaplarına sunu yazıları yazmış, ya da bu isimlere ilaveten M.Kansu başta olmak üzere kimilerinin de eserlerini Türkiye ve KKTC edebi çevrelerinde, periodiklerinde değerlendirmeler yazarak tanıtmıştım.

Yıllardır tanıdığım, sevdiğim ve saydığım Gülşen Şenderin Hanım’ın da isteğini kıramazdım, dilim döndüğünce onun için de bir şeyler karalamaya çalıştım.

24 Kasım 1952’de Kıbrıs’ın Baf kasabasında doğan Gülşen Şenderin,  ilkokulu Dağaşan’da, ortaokulu Lefkoşa’da, liseyi Limasol’da okumuş. Bir süre hemşirelik yapan şaire, 1974’te kendisi gibi şair olan Cumhur Şenderin ile evlenip İstanbul’a yerleşmiş. 1999 yılında eşini kaybeden şairin üç çocuğu ve bir torunu vardır.

Türkiyemizde çeşitli şiir yarışmalarında ödüller almış. Şimdiye kadar; Turkuaz Düşlerde Bebek (2006), Güneş Aşka Doğdukça (2012), Gülşen-i Aşk Rüyası (2014), Zeytin Yeşilin Kanarsa (2017) adlı şiir kitaplarını yayınladı Şenderin. O, son şiir kitapları Zeytin Yeşilin Kanarsa ile Turaç Gelinin Türküsü’nde özgün ve aradığı şiir biçim ve dilini yakalamıştır. Şiir; edebiyat emek, sabır ve yılmadan işleme ister. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle sanat eseri “sabrın acı meyvesi”dir, zahmetle, emekle üretilmiştir. Bu açıdan Gülşen Şenderin de kesinlikle bir şiir işçisi-emekçisidir.

Şenderin’in şiir kitapları incelendiğinde hâkim iki ana tema öne çıkar:Aşk, Sevgi ve Dostluk ve Vatan-Memleket Duyguları..

“Sevgi ateşiyle, sevgide açmak, sevgide çoğalmak ve sevgiyle yol almak” şiirlerinin leit-motifidir ve onun hayat felsefesini özetler. Sevgiyi dile getirdiği şiirleri bende tekrar hissi uyandırmamıştır. Realistlerin “hayatın gerçeği acıdır” sözünün farkında olan Gülşen Şenderin, “Zeytin Yeşilin Kanarsa” adlı sondan bir önceki şiir kitabında “acı çağla meyveleri nasıl da güneşi içtikçe ballı yemiş oluyorlar” dedikten sonra şu dizeleri ekler:

Şairce, şiirce sevgi işledim

Aşkın gülşenini hep nakışladım

Güz vurdu, gün döndü, bazen kışladım

Asla pes etmedim dönsem de köze.

Bu ve benzeri şiirler, dizeler Şenderin’in sanat ve şahsiyetinin özüdür.

Biraz da Turaç Gelinin Türküsü ’nden söz edelim.  Bu kitabında da Şenderin sevgi, aşk, vatan, barış, sosyal eleştiri ve İstanbul izleklerini kovalıyor.

Mehmet Akif Ersoy’dan Necmettin Halil Onan’a, oradan Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya kadar Türk şiirinin esin kaynaklarından biri, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’dir. Mustafa Kemal Paşa’nın adını büyük harflerle tarihi yazdırmaya başladığı yer ve savaştır Çanakkale.  Tanzimat’ın bireyci yazarı Samipaşazade Sezai bile bir yazısında: “bugün her Türk’e büyük milletler arasında ben demek salahiyetini veren Çanakkale müdafaasıdır” derken, Gülşen Şenderin’in bu destan için şiir kaleme almaması düşünülemezdi:

Gökkuşağı maviye yansıtır ya renkleri

Çanakkale ruhunda direniş çiçekleri

Memleket sevdasıyla bal dolar petekleri

Gelibolu, aşk yolu, çağlara altın lâle

Türk’ten dünyaya destan, geçilmez Çanakkale.

Şenderin uzun denebilecek, poemsi şiir tarzını seviyor. Çanakkale için yazdığı “Geçilmez Çanakkale” isimli ve nakaratlı şiirinde geniş soluklu, rahat bir Türkçe, okuyanları peşinden sürüklüyor.

Yasemin çiçeği ve izleği Kıbrıslı sanatçıların vazgeçilmezi. Adanın sembol çiçeği yasemini Şenderin, diğer şairlerin tersine  “kokusu, yaseminli geceler, yasemin kokuları, beyaz yaseminler” gibi ifadelerden  farklı olarak, “Yaseminler Siyah Açar mı? adlı şiirinde siyah renkle bir arada kullanıyor. Daha doğrusu yaseminler siyah açamayacağına, hep beyaz açıp beyaz alacağına göre saflığı ve temizliği çağrıştıran sevgi de bitmez demek istiyor:

Dünyanın en ipeksi dokunuşu çocuklar

Papatyalar sevgiye açtıkça katmer katmer

Yaseminler siyah açar mı?

Kıbrıs Türk yazınında İstanbul şiirlerinin hayli kabarık sayıda olduğunu görmek, okumak mümkündür. Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs aydınları imparatorluk ve Türk kültür merkezi İstanbul’a bağlıdırlar, onu severler. Gülşen Şenderin “Taşla Şehri İstanbul” şiirinde ironik biçimde şehrin güzelliklerinin kaybına ve şehri hoyratça kullanmamıza ağıt yakar. Şiir şöyle biter:

Bir zamanlar;

“Taşı toprağı altın” kentim

Şimdi ise;

Taşla şehri İstanbulum.

Şenderin aşırıya kaçmadan başka şiirlerinde de taşlamaya başvurur. “Herşey Çok Güzel Olacak” başlıklı şiirinde, 2019 Haziranında  muhalefet partisi adayının kazanmasına rağmen iktidarca yeniletildiğine inanılan belediye reisi seçiminden söz açar. Hitabet tonlu şiirini şöyle bitirir:

Oyu ertelenen, seçmen olan bizler özgür düşüncemizle fark atalım

Söküp atalım haksızlıkları kökünden: “Herşey çok güzel olacak”…

Sevgi, barış, dostluk ve insaniyet temalarında geleneksel damar Yunus Emre’den beslenen ve şiir dilinde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın akıcı, yalın zengin ama ekonomik Türkçe anlayışıyla örtüşen Şenderin’in şiirlerinde Yunus Emre’nin mutlaka bir yeri vardır. “Yunus’un Fanusu’ndan” adlı şiirinde onun yaktığı sevgi ışığına temas eden şairimiz, Yunus pınarından, sevgi şerbetinden içenlerin sonsuzluğa, çağlar ötesine geçebileceğine inanır:

Karanlığı ışıtan Yunus’un Fanusu’ndan

Bilgi, kültür der bana, varlığın ateşinden

Birlik, asalet, nefis, yücelik güneşinden

Zamandan öte zaman yarınların düşünde.

Son söz: Kıbrıs Türk şiirinin İstanbul-Kıbrıs ayağında, Özker Yaşın’ın bıraktığı boşluğu Gülşen Şenderin doldurmaya başlamıştır kanımca.

YORUM EKLE

banner96