Sıkıntıya sabretmeli

   Hayat bir imtihandır. Allah-u Teâlâ bizi, ölüm korkusuyla, açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmek suretiyle imtihan edecektir. (Bakara) Bunun içinde başa gelen acılara sıkıntılara sabretmemizi tavsiye etmek, sabır yarışında düşmanları geçmemizi istemektedir. (Al-i İmran)

   Felaketle yüz yüze gelince, “Biz Allah'ın kullarıyız, ona aitiz ve muhakkak O’na döneceğiz.” dememizi beklemektedir. (Bakara)

   Yaşadığımız sürece bu imtihanlar devam edecek, Allah-u Teâlâ aramızdaki sabredenleri ortaya çıkıncaya kadar bizi deneyecektir. (Muhammed)

   Sabır imtihanını başarıyla verenlere, felaketlere karşı dişlerini sıkıp göğüs gerenlere hesapsız ödüller verecektir. (Zümer) Kâinatın Rabbi böyle buyurmaktadır.

   Sıkıntı ile karşılaşınca; Hüzün ve keder hayatın değişmez gerçeğidir, insan bu gerçekle karşılaştığında ne yapmalıdır. Yüce Rabbimiz o zaman sarsılmaz bir sabırla ve namaz kılmak suretiyle kendisinden yardım istememizi öğütler. (Bakara)

   Cenab-ı Hakk'ın emirlerini aynen uygulayan peygamberler, zor durumda kaldıklarında, tıpkı Rasulu Ekrem gibi, Allah’tan yardım istemek için namaz kılardı. (Davud)

   Ashabı Kiram da öyle yapardı. Bir yakınlarını kaybettiklerinde namazın bir teselli yolu olduğunu hatırlatır, kalkıp namaza durur, Allah'tan kendilerine dayanma gücü vermesini niyaz ederlerdi.

Efendimizin belirttiğine göre sabır, ışıktır (Müslim) ,o ışığı elde eden kimse gerçeği görür,  sıkıntılar karşısında pes etmez, sabrın verdiği güçle zorlukları yener ve zorlukları yenmek için sabretmeye çalışanlara Allah sabır gücü verir. (Buhari)

   Neden hep sıkıntı, hep sabır? İşin sırrını Peygamber Efendimizden öğrenelim: Allah iyiliğini dilediği kimseyi önce sıkıntıya sokar (Buhari) sonra da ona sabır verir. Cenabı Hakk'ın insana verdiği en hayırlı ve en büyük lütuf sabırdır. (Buhari) Sabır meziyeti Mü’mine özeldir. Mü’min sevince şükreder, üzülünce sabreder. Böylece hayra erer. (Müslim) Ama mü’minin derdi büyük olur, büyüklerimizin dediği gibi “büyük dağın büyük kışı olur” “büyük başın ağrısı büyük olur.”

   Bunu Peygamber Efendimiz şöyle ifade buyurmuştur: En ağır sıkıntılar peygamberlerin başına gelir; fazilet bakımından peygamberlerden sonra gelenler, manevi derecelerine göre dert ve sıkıntılarından nasiplerini alırlar. En dindar olan en ağır sıkıntıya uğrar; dini o kadar kuvvetli olmayanlar ise daha hafif bir imtihandan geçer. (Müslim)

   Peygamber Efendimizin sıkıntıları; Bu ilahi kural, Allah'ın sevgilisinin hayatı boyunca aynen gerçekleşti.

   Efendimiz son hastalığı sırasında bile derin acılar çekti. Bunu gören sevgili kızı Hz Fatıma “vah babacığım, ne büyük sıkıntın var!” diye gözyaşı döktü. (Buhari)

   O günlerde Efendimiz şiddetli bir sıtma nöbetine yakalanmıştı, ziyaretine gelen Abdullah ibni Mesud elini Resulullah'ın üzerine koyunca ateşler içinde yandığını gördü. “Ey Allah'ın elçisi!” dedi “ateşiniz çok fazla” “Evet, iki kişinin dayanabileceği kadar ızdırap çekiyorum” “herhalde iki kat sevap kazanmanız için öyle değil mi?” “Evet öyle, Allah-u Teâlâ bir Müslüman’ın ayağına batan bir diken veya başına gelen daha büyük bir sıkıntıdan dolayı ona günahlarını bağışlar. Ağacın yaprakları dökmesi gibi Müslüman’ın da günahları dökülür.” (Buhari) Dünyadan göçüp gidene kadar Allah'ın has kullarının imtihanı bitmez. Kısacası müminin başından bela eksik olmaz. (Müslim)

   Dertlere dayanmalı, Mü’min, başına bir sıkıntı gelince paniğe kapılmamalı. Dertlerin iyi Müslümanlara verildiği gerçeğini göz ardı etmemeli.

   Dayanılmaz kederler içinde olduğunu düşünerek, bazılarının yaptığı gibi: “Allah'ım canımı al da beni kurtar!” diye ölümü temenni etmemeli, çok zor durumda kalınca sevgili peygamberimizin tavsiye buyurduğu gibi, “Allah'ım yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat, ölmek benim için hayırlı olduğu zaman da canımı al” diye dua etmelidir.

   Sıkıntı rahmettir; Acaba başımıza gelen sıkıntılar bize verilmiş bir ceza mıdır? Allah-u Teâlâ bizi dünyada mı cezalandırmaktadır? Bazıları böyle düşünmektedir. İnsanların ceza zannettiği dertler, o kul için bir tür himaye ve kayırma olabilir. Allah-u Teâlâ kuluna, ahrette çektireceği dayanılmaz cezaları dünyada daha hafif şekilde çektirebilir. Bu da o kul için bir tür himayedir. Resuli Ekrem bu gerçeği şöyle dile getirmiştir;

   Allah, iyiliğini dilediği kulunun cezasını dünyada verir, fenalığı dilediği kulunun cezasına da, kıyamet günü günahını yüklenip gelsin diye, ahrete bırakır.

   Mükâfatın büyüklüğü belanın şiddetine göredir. Allah sevdiklerini sıkıntıya uğratır. Kim başına gelene rıza gösterirse, Allah ondan hoşnut olur. Kim de buna razı olmazsa Allah'ın gazabına uğrar. (Tirmizi)

   Biz olaylardaki ilahi hikmet’i sezemediğimiz için çoğu zaman yanlış değerlendirmeler yaparız. İlahi cezaların hep kötü adamlara verildiğini zannederiz, gerçek hiç de öyle değildir.

   Allah-u Teâlâ iyi kullarının kendisine günahsız olarak kavuşmasını ister. Bunun için de onların başlarından, çocuklarından,  mallarından sıkıntıyı eksik etmez. (Bakara) Böylece onları olgunlaştırır mükemmel bir kul yapar.

   Bir demet ekin gibi; Hayat devam ettiği sürece mü’minin imtihanı da devam edecektir. Öyleyse dertleri ve sıkıntıları hayatın kaçınılmaz bir kanunu kabul etmeli, kederlere alışmalı, acılar karşısında sabır ve metanet göstermeye çalışmalıdır. Mümine yakışan budur.

   Belalar karşısında Mü’min, bir demet ekin gibi esnek ve dayanıklı olmalıdır. Rüzgâr onu kâh bir yana, kâh diğer yana yatırabilmelidir. Çünkü başından sıkıntı eksik olmayacaktır, inançsız kimse sıkıntılar karşısında hiç de esnek değildir. Onun hali sert ve dik serviye benzer. Ölüm gelip de onu bir defada kökünden söküp devirene kadar öylece kaskatı kalır. (Buhari)

   Sıkıntıların Mü’mini alt edemeyeceğini Peygamber Efendimiz işte böyle benzetmeyle anlatmıştır. Şu ilahi vaadi hiç unutmamalıdır: “Kim Allah'a karşı gelmekten sakınır ve sabrederse, elbette Allah, iyilik edenlerin ve işini güzel yapanların emeklerini boşa çıkarmaz.” (Yusuf)

**

Resulullah Efendimizin Ramazan ile ilgili rüyası

   (Rüyamda acayip şeyler gördüm. Ümmetimden birini azap melekleri yakalamıştı. Aldığı abdestler gelip, onu içindeki zor durumdan kurtardı. Birini gördüm, kabri onu sıkıyordu. Kıldığı namazlar gelip, onu kabir azabından kurtardı. Birine şeytanlar musallat olmuştu. Ettiği zikirler gelip, şeytandan onu kurtardı. Birinin de susuzluktan dili çıkmıştı. Tuttuğu Ramazan orucu gelip, susuzluğunu giderdi.

   Birini zulmet sarmıştı. Yaptığı hac gelip karanlıktan çıkardı. Birine ölüm meleği gelmişti. Ana babasına yaptığı iyilikler gelip, ölümüne engel oldu, geciktirdi. Birini Müslümanlarla konuşturmuyorlardı. Sıla-i rahim gelip, ona şefaat etti, onlarla konuştu. Peygamberinin yanına gitmek isteyen birine engel oluyorlardı. Aldığı gusül, onu alıp yanıma getirdi. Ateşten korunmak isteyen birisine, sadakası gelip ateşe perde oldu. Birini zebaniler alıp Cehennem’e götürürken, yaptığı emr-i maruf ve nehy-i münker gelip kurtardı. Biri Cehennem ateşine atılmıştı. Allah korkusu ile döktüğü gözyaşları gelip oradan kurtardı.

   Birine amel defteri solundan verilirken, Allah korkusu gelip, defterini sağa aldı. Sevapları hafif gelen birine, kendinden önce ölen çocukları gelip, sevabını ağırlaştırdı. Cehennem’in kenarında, korkudan titreyen birine, Allahü Teâlâ’ya olan hüsnü zannı gelince, titremesi durdu. Sırattan zorla geçen biri, Cennet’e geldi. Fakat kapılar kapalıydı. Kelime-i Şehadeti gelip, onu Cennet’e koydu.) [Taberani, Hakîm-i Tirmizi]

**

Ramazan ayında orucun yeri ve önemi

   Ramazan ayını önemli kılan etkenlerden biri de, dinimizin temel ibadetlerinden olan orucun bu ay içinde tutulmasıdır. Yüce Allah Kur'an'da '…Kim Ramazan ayına ulaşırsa oruç tutsun' (Bakara suresi, 185. ayet) buyurarak, ramazan ayında oruç tutulmasını emretmektedir. Bu nedenle Müslümanlar Ramazan ayı boyunca oruç tutarlar. Ramazan ayı oruç, ibadet ve sabır ayıdır. Allah'ın rahmet ve bağış kapılarının açıldığı aydır. Sevgili Peygamberimiz, Ramazan ayında içtenlikle yapılan dua, ibadet ve iyiliklerin Allah katında daha değerli olacağını bildirmiştir.

   Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.

   * Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazan’da bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazan’daki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. [Tirmizi] (Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.)

   * Ramazan’da oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah-u Teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]

   * (Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allah-u Teâlâ’dan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.) [Buhari]

   * (Ramazan orucunu tutup ölen kimse, Cennet’e girer.) [Deylemi]

   *  (Ramazan ayı gelince, 'Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek' denir.) [Nesai]

   * (Ramazan bereket ayıdır. Allahu Teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehennem’e gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]

   * (Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü Teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.) [Deylemi]

   * (Farz namaz, sonraki namaza kadar; cuma, sonraki cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazan’a kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]

   * (Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]

   * (Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]

    * (Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ. Mansur]

    * (Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]

    * (Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennem’den kurtuluştur.) [İ. Ebiddünya]

    * (İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]

    * (Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.) [İbni Nasr]

   * (Oruç tutan müminin susması tesbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.) [Deylemi]

   * (Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Birisi size sataşırsa, ona 'Ben oruçluyum' deyin!) [Buhari]

   * (Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.) [Hakim]

   * (Allahü Teâlâ’nın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.) [Taberani]

    * (Allah yolunda bir gün oruç tutanı, Allahü Teâlâ yetmiş yıllık mesafe kadar cehennemden uzaklaştırır.) [Buhari]

   * (Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.) [Müslim]

   Ramazan ayında tutulan oruçlarla ve yapılan ibadetlerle Müslüman, Allah'a karşı tam bir teslimiyet içinde, iyi bir kul, örnek bir insan olma fırsatını elde eder. Yaptığı samimi tövbe ile tüm kötülüklerden, günahlardan ve hatalı davranışlardan temizlenip, güzellikler ve iyiliklerle dolu yepyeni bir hayat hazırlar kendisine. Huzur dolu bir yaşama kavuşur. Bütün bu güzellikleri bizlere veren Ramazan ayının kıymetini iyi bilelim. Ondan en iyi şekilde istifade ederek çok iyi değerlendirelim. Kur'an ayında Kur'an'a sımsıkı sarılalım. O'nu hayatımıza rehber edelim. Yüce Allah'tan bereket, rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan'ın; bizlere ve tüm İslam âlemine hayırlara vesile olmasını dileriz.

YORUM EKLE

banner75