Sinirli, öfkeli, saldırgan ve katil bir sanatçı: Ressam Caravaggio (1)

   Haziran ayının sonlarına doğru gazetelerde kısa ama şaşırtıcı bir haber yayınlandı: Soyadı Caravaggio olan bir İtalyan ressamın, kaybolan ama 2014 yılında Fransa’nın Toulouse kentinde bir evin çatı katında yatağın altında bulunan “ Judith Holofernes’in Başını Keserken” adlı tablosu, açık arttırma gününden 2 gün önce rekor sayılacak bir fiyata satılmıştı. Tabloya ödenen bedel 170 milyon ABD Doları, yani haziran sonu itibariyle tam tamına 990 milyon TL idi. Pekiyi ama kimdi bu neredeyse tüm zamanların en pahalı tablosunu yapan ressam Caravaggio?  İsmi Picasso, Rembrant, Van Gogh veya Cezanne gibi çok geçmeyen ve belki de resim sanatı hakkında özel bilgi sahibi olmayan kişiler tarafından adı bile duyulmamış olan bu ressam nerede, nasıl yaşamış, neler yapmış ve nasıl bir sanat anlayışına sahip olmuştu? Bir trilyona yakın para eden bu tablonun özellikleri neydi? Özellikle  haberin konusunu oluşturan son soruya cevap verebilmek için  kısaca Caravaggio’nun hayatını bilmekte yarar vardır.

Son söz kiliseden


   Tam adı Michelangelo Merisi de Caravaggio olan Caravaggio, 1571 yılında Milano’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi ve Milano’da başlayan veba salgını nedeniyle ailesiyle birlikte soyadını aldığı Caravaggio kasabasına taşındı. Ama daha 5 yaşında iken babası vebadan öldü! 19 yaşında iken de annesini kaybetti. Annesinin öldüğü yıl Milano’ya döndü ve ünlü ressam Simone Peterzano’nun atölyesinde çıraklık yaptı. 4 yıl süren bu dönemde fırça kullanmayı öğrenmişti. 1592’de kardeşleriyle birlikte Roma’ya göçtü ve şehrin önde gelen ressamı Giusippe Cesari’nin atölyesinde çalışmaya başladı. Bu dönemde “Hasta Baküs” adlı otoportre çalışması ile “Kertenkelenin Isırdığı Çocuk” tablolarını yaptı. Cesari’den ayrılan Caravaggio, artık fırçasını kendisi için kullanmaya başladı. Resimlerinde sokak insanlarını model olarak kullanmaya başlamıştı. Bunlar arasında serseriler, fahişeler, köylüler, çingeneler de bulunuyordu. Sokak onun için büyük bir dekordu. Bu dönemde “Falcı Kadın” ve özellikle çok beğenilen “Hilebazlar” isimli tablolarını yaptı. Meslek hayatının önemli eserlerinden olan bu iki tablo Francesco Maria del Monte adlı bir kardinal tarafından satın alındı. Bu olay Caravaggio’nun hayatında önemli bir rol oynadı. Zira dönemin sanat hayatında son sözü söyleyen kilise idi. Kilise tabloların siparişini veriyor, ancak neredeyse tabloda yer alacak figürlere ve kullanılacak renklere kadar sanatçıya karışıyordu. Kilisenin emir ve direktiflerine uymayan tabloları kilise satın almıyor ve bu tür tablolar yapan ressamlara sipariş verilmesini de önlüyordu. Sanatçının özgürlüğünden söz etmek mümkün değildi.
   Sinirli, saldırgan, öfkeli ve kavgacı bir karaktere sahip olan Caravaggio’nun bu koşullarda çalışması çok zordu. Üstelik yavaş yavaş dini karakterlerin yaşayan insanlar olarak resmedilmesine yönelik bir sanat anlayışı geliştiriyordu ki, bu anlayış,  ressamın yapacağı tablolarda yer alacak olan ilahi varlıklar önünde eğilip dua edilmesini isteyen kilisenin sanat anlayışına aykırıydı. Nitekim del Monte, San Luigi Francesci kilisesindeki Contarelli Şapelindeki dekorasyonun yapılması sırasında Caravaggio’ya mükemmel bir imkân sağladı: Caravaggio Aziz Matta’yı resmedecekti. Kilise üç tablo ısmarlamıştı. Aziz Matta’nın Şehit Edilişi, Aziz Matta’ya Çağrı ve Aziz Matta ve Melek… Caravaggio bu tabloları yaptı ama kendi sanat anlayışına göre! Müthiş bir ışık kullanımı ilekutsal kişilikler yaşayan insanlar olarak resmedilmişti. Kilise bunları almadı ve tekrar yaptırdı. Caravaggio çaresiz tabloları yeniledi ama kilise ona sipariş verilmesini engellemeye başlamıştı. Siparişler kopyalama iş yapan ama kilisenin direktiflerini dinleyen ressamlara veriliyordu. Az sipariş almasına rağmen Cerasi Şapeli için yaptığı “Aziz Petrus’un Çarmıha Gerilmesi” ve “Aziz Paulus’un Hıristiyan Oluşu” adlı tabloları bu dönemde yapılan önemli eserlerindendir.

Sıradışı tablolar
 


   Ünü giderek yayılmıştı, ama özel hayatı çok kötüydü bir evde oturamıyor, devamlı adres değiştiriyor, çetelerle sokakta yaşıyor, herkesi ölümle tehdit ediyor ve geceleri de vaktini meyhanelerde harcıyordu. İlginç olan ününün artmasına paralel olarak saldırganlığının da artmasıydı.  Meryem Ana’nın ölümünü tasvir ederken nehirde boğulan gerçek bir kadının cesedini mezardan çıkarıp model olarak kullanması ve yine bazı resimlerinde fahişeleri model olarak kullanarak iri göğüsleri elbisesinin dışına taşan Meryem Ana resimleri çizmesi yavaş yavaş Caravaggio’yu sona doğru götürüyordu. Nitekim Del Monte’nin koruduğu sanat çevresinde başarılı bir ressam olarak ortaya çıkan Giovanni Baglione’yi aşağılayan yazıları ve şiirleri kültür çevrelerine servis edince yargılandı ve hapse mahkum oldu. Daha sonra cezası ev hapsine çevrildi ama evde de durmadı ve dışarı çıkmak için koruyuculara saldırarak yaraladı. İçki içtiği bir meyhanede servis yapan garsonla masaya getirilen enginarlar yüzünden tartıştı ve garsonu ağır yaraladı. Bu arada, sevgilisi olan hayat kadını Leda ile arası iyi olan Mariano isimli bir şahsın öldürülmesi olayına karıştı. En kötüsü 1606 yılının Mayıs’ında, yine bir kadın nedeniyle ezeli rakibi olan Rannucio Tomassi’yi düelloya davet etti ve katletti. Sonunda Roma Caravaggio’nun başına ödül koydu.

Psikolojik ve sanatsal bir fenomen!


   Roma’da kalamayan Caravaggio Napoli’ye geçti ve krallar gibi karşılandı. Birçok sipariş aldı ve Napoli sanat camiasında çok tutulan “İsa’nın Kırbaçlanması” ve “Merhametin Yedi Şekli” isimli tabloları yaptı. Soylulara verilen imtiyazlı şövalye unvanını almak için 1607 Temmuz’unda Malta’ya geçti. Ancak sabıkaları fazlaydı ve soylu da değildi! Fakat şövalyelerin katedralinde sergilenmek üzere “Vaftizci Yahya’nın Başının Vurulması” adlı tablosu çok beğenilince şövalyeliğe kabul edildi. Ama yine sakin durmadı ve çıkan bir kavgada  bir şövalyeyi ağır yaraladı  ve hapse atıldı. Hapisten kaçmayı başararak tekrar Napoli’ye döndü ve nüfuzlu ressam arkadaşı Mario Minitti ve koruyucusu Collona ailesi aracılığı ile Roma’dan affedilmesini istedi. Bu arada yine bir kavgaya karıştı ve ağır yaralandı. Yüzünden bıçaklanmıştı. Öldü diye bir kenara atıldı. Napoli’de iken ünlü resimlerinden “Davut ve Goliath” ı yaptı. Kendini günahkâr görüyordu. Resimdeki Davut’un elindeki kesik kafa ise kendi kafasıydı. Neredeyse, başına ödül koyan Roma’ya kendi kafasını sunuyordu! 1610 yılında affedileceğinden emin bir şekilde yanında resimleri de olduğu halde gemiyle Napoli’den Roma’ya doğru yola çıktı. Daha yaraları iyileşmemişti. Gemi Palo Laziale limanında durduğunda çıkan bir kargaşaya karışınca yine hapse atıldı ama yanlışlık orta çıkınca serbest bırakıldı, fakat hareket eden gemiye yetişemedi. Gemiyi yakalamak için 200 km uzaklıktaki Porto Ercole’ye doğru yürüyerek yola çıktı ancak bataklık bir araziden geçerken sıtmaya yakalandı ve havale geçirirken hastaneye kaldırıldı ama 18 Temmuz 1609’da kaldırıldığı hastanede öldü. Bazı yazarlara göre ölüm nedeni yakalandığı sıtma, bazı yazarlara göre de karıştığı son kavgada aldığı ağır yaralardır. Diğer bazı yazarlara göre ise bütün bunlar Malta şövalyelerinin işiydi...
   Şiddetle, kavgalarla ve adam öldürmeyle, geçen serserice yaşanmış kısa bir hayat ve bu “hengâme” içinde üretilen onlarca resim! Psikolojik ve sanatsal bir fenomen desek abartmış olmayız. Şimdi yazımızın başında sorduğumuz ilk soruya geri dönebiliriz: Caravaggio nasıl bir sanat anlayışına sahipti? Bu anlayış içinde yaptığı resimlerde bizlere neyi göstermeye çalıştı ve resimleri neden bu kadar çok beğenildi? Örneğin alıcısı neden “Judith Holofernes’in Başını Keserken” adlı  tablosuna rekor sayılabilecek bir miktar olan 990 milyon TL ödedi? Bu soruların cevabı da önümüzdeki haftalarda…

 

YORUM EKLE