Siyasal eşitlik ve rakamsal eşitsizlik

   Siyasal eşitlik ve toplumların devletin yönetimine etkin biçimde katılımı bugün geniş bir tartışma unsurudur. Peki hakkında bu denli yaygara koparılan siyasi eşitlik nedir?
   Siyasal eşitlik, siyasi değer olarak addedilmektedir. Eğer uygulanırsa, bunu destekleyen ve uygulayan taraflar arasında bir harmoni oluşmasını sağlar. Bir eyleme katılan iki ya da daha fazla taraf, denge veya uyum unsurunu kullanarak bir sonuca ulaşmaya çalışır. Bu sırada rakamların eşitsiz dağıtılması, önemsiz sayılır, görünür bir etkide bulunmaz. Bu görüşün daha anlaşılır olması için Avrupa Birliği Liderler Zirvesi örnek olarak ortaya konulabilir. Burada kararlar, ülkelerin nüfus olarak rakamlarına bakılmaksızın üye devletlerin eşitliği ilkesiyle alınır. Herhangi bir üyenin, veto edebilme hakkı vardır. Bu olgu, diğer tüm devletleri, karar alınıncaya dek uzlaşmama hakkını kullanarak kararı uzlaşmayla almaya zorunlu kılmaktadır (1/28). İşte bu yüzden, Avrupa Zirvesi’nde Kıbrıs’ın oy ağırlığı, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin, Fransa’nın ve diğer devletlerin oy ağırlığı ile aynıdır. Bu durum, tümünü küçük Kıbrıs’ın görüşü ile uzlaşmaya itiyor. Avrupa Parlamentosu’nda yer alacak milletvekili sayısına ilişkin kriter olan nüfusun rakamsal farklılığı (800 bin kişilik Kıbrıs karşısında 80 milyonluk Almanya), hiçbir rol oynamıyor. Öte yandan eşit oy ilkesi, karar alınmasında uyuma götürüyor, durumları dengeliyor. Her şeyin anlaşılmasını sayılara bağlayan, indirgeyen Pisagor’un taraftarı değilim; ancak ülkemizi ilgilendiren bu durumda siyasal eşitliğin anlaşılması, rakamların nasıl kullanıldığının anlaşılması ile sağlanmalıdır. Uyumlu bir düzene ve istikrara ancak bu şekilde kavuşulabilir. Siyasal eşitliğin içeriğini anlamazsak, herhangi bir soruna ilişkin çözümün tahayyülü zorlaşır.
   Kıbrıs sorunu, ‘Siyasal Eşitlik’ kavramının içeriğinin anlaşılamaması nedeniyle oluşan ciddi bir sorundur. Siyasal eşitliğin içerdiği, iki toplumun uyumlu bir şekilde bir arada yaşaması ilkesi anlaşılmamıştır. Matematiksel kavramlarla çoğunluk ve azınlık (yüzde 80 / yüzde 18) bunda olumsuz rol oynamıştır. Ülkede rakamların bir araya gelmesiyle ortaya çıkacak düzenden doğan uyumu algılayan, anlayan kişileri ise geri püskürttüler. Kıbrıs gazetelerinde yayınlanan bir araştırmada, rakamsal dengesizliği vurgulayan oranlar kullanılarak -Zürih-Londra Antlaşmaları ile muvaffak olunan- siyasi eşitliğin etkisizleştirilmesine ilişkin hayli açıklayıcı bir örneğe rastlamıştım. Açıklamanın sahibi, ifadesinde bu rakamsal dengesizliği, çoğunluğun kararlarının empoze edileceği bir anayasal uyum doğrultusunda kullanmaktaydı. Durumun bu şekilde empoze edilmesindeki ısrar, uyumlu düzenin ortadan kalkması sonucunu yaratmıştır. Yukarıda söz ettiğim açıklamaların sahibi Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios’tur. Makarios, 22 Aralık 1963 tarihinde -röportajı çatışmalardan önce vermiş, yayınlandığında çatışmalar başlamıştı- Helen gazeteleri “Akropolis” ve “Apoğevmatini” ile yaptığı röportajda, görüşlerini yansıtan bir demeç vermişti:

   Soru: Türk basını, Kıbrıs’taki Türk Cemaat’in, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili önerilerinizi kabul etmeyeceğini yazmaktadır. Böyle bir durumda herhangi bir anayasal değişikliğin başarıya ulaşması nasıl mümkün olabilir?
   Cevap: Anayasanın değiştirilmesinin tamamıyla Kıbrıs’taki Türkler’in rızasına bağlı olduğunu ve Kıbrıs halkının büyük çoğunluğunun isteğinin görmezlikten gelineceğini sanmıyorum.
   Zaman içerisinde biçim ve ifade tarzı açısından değişse de, aslında günümüze kadar Kıbrıslı Rum politikacıların düşünce ve açıklamalarında Makarios’un bu açıklamasının çok büyük etkisi vardır. Kıbrıs sorununun, devletin federatif yapısı zemininde halledilmesini destekleyen bazı kişiler bile bu rakamsal oran mengenesinden kaçamamışlardır. Bu nedenle yaptıkları açıklamalarda kavramsal sorunlar göze çarpmaktadır. Hatta bazıları, siyasal eşitliğin bozuk, yanlış açıklanmasından dolayı azınlık olan kesimin haklarını tümüyle görmezlikten gelebilmekte ve çoğunluğun haklarını abartılı biçimde vurgulayabilmektedir.
   Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması konusunda birçok kez şu cümleyi işitmişimdir: “Devletin siyasi yönetimi bağlamında siyasal eşitlik zemini taşıyacak; ancak federal devletin devlet mekanizmalarındaki temsiliyeti bağlamında rakamsal eşitsizlik zemini taşıyacak.” Bu, bir kural olarak 1960 Anayasası’nda da vardı. Üstelik bağımsızlığın ilanında, iki toplum arasında p/30 ağırlık olmasına yönelik imzalanan nihai belgede de yer almıştı. Kıbrıs Rum sendikaları ve diğer kuruluşlar, bu anlaşmayı kabul etmemiş ve uygulanmamasını talep etmişlerdi. Makarios ise imzalamasına rağmen hiçbir zaman uygulamamıştı. Kamu hizmeti ile kamu sektöründe 70/30 ve polis ile orduda 60/40 oranlarının ve ayrı belediyelere ilişkin kuralların uygulanması durumunda toplumların ilişkilerinin uyum içerisinde yürümesini sağlayacak önkoşullar yaratılabilirdi. Sonuç olarak, zıtlaşma yerine uzlaşma ve işbirliği ruhu egemen olmalıydı. Ne yazık ki Kıbrıslı Rumlar’ın siyasi ve devlet liderliğinin, şekilciliği ilahlaştırarak rakamları farklı şekilde kullanması iki toplumun siyasi ilişkilerinin kötüleşmesine ve her iki tarafta da yasadışı ve paramiliter silahlı gruplarının oluşturulmasına ve Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum polisler arasında ortaya çıkan sıradan bir kavganın 21 Aralık 1963 tarihinde iki toplumlu çatışmaların başlaması için bir kıvılcım oluşturmasına neden olmuştur.
   Federal devletin kurulmasına ilişkin önerinin Kıbrıs Rum toplumu tarafından kabul edilmesi; siyasi liderlikler, dolayısıyla sivil toplum bazındaki ilişkilerde uyumu yeniden sağlayacaktır. Rakamsal temsiliyetler, toplumların eşitliğini düzgün hale getirecektir. Rakamsal eşitliğin işlemediği yerde ise bunun yerine başka bir mekanizma kullanılacaktır. Örneğin, federal devletin alt meclisinde temsiliyet, toplumların rakamsal gücüyle doğru orantılı olacaktır. Fakat aynı parlamentoda bir de Üst Meclis olacaktır. Bu Üst Meclis, alınabilecek Alt Meclis kararları ile bozulabilecek uyumun yeniden sağlanması için bir nevi filtre görevi yapacak, aynı şey, federal anayasada yer alacak farklı önlemlerle düzenlenecek şekilde yürütme gücünde de olacaktır. Bu bağlamda, rakamsal eşitsizlik, çeşitli önlemler ve devlet kurumlarının yetkilendirilmesi ile yeniden düzenlenebilecektir. Yeniden düzenlenecek bu rakamsal eşitsizlik, federal devletin uyumlu işleyişinin ve toplumun çok yönlü gelişmesinin önünü açacak koşulların oluşmasının güvence altına alınmasına yönelik olacaktır. İstenen şey toplamalarla, çıkarmalarla matematik işlemleri yapılması değil, uyumdur. Federal devlet ve oluşturucu devletler, uzlaşma ve karşıdakini benimseme kültürünü işlemeli, vatandaşın kendisini ifade edebileceği ve sorgulayabileceği, aynı fikirde olup olamayabileceği ortamı oluşturmalı, tüm Kıbrıs Toplumu’nda uyum koşulları yaratacak şekilde temel siyasi ilke ve değerleri geliştirmelidirler. Yarım yüzyıldan fazla bir süredir toplumumuza zorluklar yaşatan, zıtlaşmalara neden olan rakamlar ve oranlar diktası, sadece bu yolla son bulacaktır.

 

   Çeviri: Çağdaş Polili
 

YORUM EKLE