Siyaset meslek midir?

   Bu soruya doğru ve doyurucu bir cevap verebilmek için öncelikle meslek sözcüğünün neyi ifade ettiğine bakmak lazım.

   Meslek;

   1. Kişinin eğitim yoluyla planlıbir şekilde edindiği veya doğuştan sahip olduğu,

   2. Diğer insanların hayatlarına doğrudan veya dolaylı dokunan vefayda sağlayan,

   3. Gerektiğinde para kazanmak için faaliyete konulabilen,

   İlgili alanda sahip olunan niteliklerin bütünüdür.

   Bir diğer deyişle meslek; kişinin eğitimi ve deneyimini aldığı alanda bir ücret karşılığı ve bir sözleşmeye bağlı olarak çalışmasıdır.

   Özetlersem; eğitim diplomayı, diploma işi, iş kazancı ve çalışma hayatının belli bir döneminden sonra emekliliği getirir.

   Bir meslek veya tutulan bir iş, her şeyden önce insanın geçimini sağlayan bir olgudur.

   Bir işe sahip olmadan kişinin hayatını devam ettirecek gelire sahip olması söz konusu değilse, siyaset o kişi için zorunlu kazanç kapısı olacaktır.

   Siyaset, devleti yönetme sanatıdır.

   Ülkenin sorumluluğuna istekli olma, toplumun sorumluluğunu üzerine alma, hiç düşünmeden karar verilecek bir konu değildir.

   Bunu, bu yola girecek kişilerin çok iyi değerlendirmesigerekir.

   Bu bağlamda, her tutulan iş veya her yapılan faaliyetde meslek değildir.

   Acı ama gerçek olan şudur ki; gelişmekte olan ülkelerin ortak düşüncesisiyasetinbir meslek olarak kabul edilmesidir.

   Meslek; kişinin ekonomik ve toplum içindeki sosyal statüsünün yükselmesini sağlayan bir araçtır.Eğer mesleğiniz yoksa siyaset kişisel yükseliş için bir araç olacaktır.

   Oysa siyaset kişi için değil, ülkeye hizmet için bir araçtır.

   Siyaseti meslek sayan kişiler büyük ölçüde ve bir rastlantısonucu omakamlara gelmişlerdir.

   Zaten öyle olmasaydı, hatırlanmadan ve hiçbir iz bırakmadan eski dünyalarına gönülsüzce geri dönerler miydi?

Bazıları gitmemek için de her şeyi yapıyorlar.

   Siyasete ben penceresinden bakanlar, kendilerinin vazgeçilmez olduğunu sanırlar. Bunun için de partideki her göreve istekli olurlar.

   Her siyasetçinin çevresinde, çıkar beklentisi içinde olan bir çember mutlaka vardır.

   Siyasetin kirlenmesinin, kalitenin düşmesinin, toplumun istek ve beklentilerini yerine getirilememesinin en önemli nedeni de budur.

   Öte yandan uzağı görenler ve gücün kendilerinde değil partilerinde olduğunu bilenler, siyasetten ayrıldıktan sonra gidecek bir işi olanlardır.

   Gelişmiş toplumlara bakıldığında siyasetçi; görev dönemini tamamladıktan sonra bulunduğu toplumun içine gönül rahatlığıyla dönebilmektedir.

   Kimileri tekrardan ya meslekleri yaparlar ya da emekliliğin tadını çıkarıp hatıralarını yazarlar. Siyasetteki deneyimlerini bir şekilde toplumla paylaşırlar.

   Gelişmekte olan ülkelerde siyasetin bir meslek olarak kabul edilmesi; siyasetin diğer insanlara karşı üstünlük sağlayan ayrıcalıkları nedeniyledir. Şöyle ki;

   1. Siyasetçilerin hayatlarını kazanmalarını,

   2. Devam ettirmelerini,

   3. Geleceklerini güvenceye alabilmek ve varlıklarını sürdürebilmeleri için,

   Var olan düzeni ve onları orada tutan seçmen kitlesini sıkıntıya düşürebilecek köklü değişiklik kararları alamazlar.

   Bu ayrıcalıklar kalktığı;milletvekili maaşları asgari ücret seviyesine indirildiği ve emeklilik hakkı kaldırıldığı bir durumda,bugün toplumu çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarma ideali uğruna siyasete girdiğini söyleyen kaç kişi veya kimler siyaset yapmaya istekli olacaklardır.

   Bence sadece mesleği olanlar.

   Siyaset saygın bir uğraş olmasına karşın bir meslekdeğildir.

   Aslında birikimi olan ve bunu toplum için kullanmak isteyenler, siyasetin bir meslek olmadığının bilincinde olanlardır.

   Siyasetin ülkemizdeki kadar çok konuşulduğu bir başka ülke belki de yoktur.

   Yatıp, kalkıp siyaset konuşuyoruz. Sabahtan başlayarak radyo ve televizyon kanallarıgecenin geç saatlerine kadar siyaset konuşup, siyasetçi ağırlıyorlar.

Adeta siyaset denizinde boğuluyor gibiyiz.

   Bu kadar siyasete gömülmüş olmamıza rağmen, neden yıllardan beri aynı sorunları konuşuyoruz.

Neden bir türlü çözüm aşamasına gelemiyoruz. Öyle görünüyor ki bir yerde yanlış yapıyoruz.

   Siyaset kurumunda bir verimsizlik olduğu aşikârdır.

   Amiyane tabirle boşa kürek çekiyoruz.

   Bilerek veya bilmeyerek gelişmiş ülkelerden kopya ettiğimiz bir sözcük vardır.

   Geçmişte iki ülkenin bakanları görüştüğünde iki meslektaş görüştü deniliyordu. Şimdilerde ise iki mevkidaş görüştü denilmekte.

   Yani siyasetin meslek olmadığı vurgulanıyor.

   Bir işçi, bir esnaf, bir zanaatkâr, kamu görevlisi, avukat veya doktor, herkes milletvekili veya Belediye Başkanı olabilir.

   Önemli olan bu kişilerde toplum için yararlı projelerinin olmasıdır.

   Projeleri olanlar toplum için yararlı işler yaparak, topluma faydalı olurlar.

   Topluma yararlı olmak; düğünleri dolaşmakveya her cenazede bulunmak veya günümüzde enflasyonu olmuş köy panayırlarını dolaşmak veya her gün nerdeyse saat başı heyetler halinde ziyaretçi kabul etmek değildir.

Aksi halde iş yapmak için vakit kalmaz.

   Günümüzde birçok siyasetçi bir işe gider gibi sabahleyin siyasete başlamakta, bir işte çalışır gibi bütün gün siyaset yapmakta, hatta geceleri zamanımızınilgi görenyerleri meyhanelerde, iş toplantısına gider gibi siyaset konuşmaktadırlar.

  Siyaset, siyasetçiye bir hak vermez, görev verir.

   Siyasetçi eğer siyaset yapmanın kendisine bir hak doğurduğuna inanıyorsa, siyaseti kişisel amaçları için bir araç olarak kullanıyor demektir.

   Bu bağlamda üzerimizdeki ölü toprağını atacak, geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak, toplumu heyecanlandıracak, kişisel arzularından arınmış ufku geniş siyasetçilereihtiyaç vardır.

   Siyaset topluma hizmetin bir biçimidir. Gelir ve geçer.

   Hafızamızı bir yoklayalım bu güne kadar, siyaset sahnesinden kimler geldi, kimler geçti.

   Siyasetin ne olduğunu bilmek için evvela siyasetçinin ne iş yaptığını bilmek gerekir.

   Siyasetçi ne iş yapar?

   Kesin olarak ne iş yaptığı hiç kimse tarafından bilinmeyen uğraşlardan biridir.

   Pek tabii ne yaptığı da tahmin edilemez bir şey de değildir.

   Siyasetçi her şeyden önce çok konuşur.

   Tam tersi konuşmamayı da becerir.Beceremeyeceği iş de yoktur. Her işin uzmanıdır.

   Arada sırada el kaldırıp indirmek ençok yaptığı işler arasındadır.

   Siyasetçinin tek sıkıntısı siyasetin bedensel olarak yorucu olmasıdır. Toplantılarda el kaldırıp indirmekle doğal olarak kolları yoruluyor.

   Siyaseti meslek sayanlar, ayrıcalıkları bittiği zaman kendilerini yapayalnız ve sanki çırılçıplak hissederler.

   Biranda yaşlanırlar.

   Yaşadıkları, içinden çıktıkları topluma uyum sağlama süreci uzun zaman alır.

   Bir benzetme yapmak gerekirse siyaset nöbet tutmak gibidir.Buna ülkeye ve topluma hizmet nöbeti de diyebiliriz. Nöbet tutan insan, nöbeti bir süre sonra başkasına devredeceğini bilir.

   Bir kişi, bir defa seçildi mi, başka bir iş yapmak istemiyor.

   Siyaseti meslek haline getiriyor.

   Süreç içerisinde mesleği olanlarda mesleklerini unutuyor.

   Hâlbuki bir tıp doktoru,uzman unvanı daalabilmek için asgari onbir yılını harcamaktadır.

   Siyasetçiyi siyaset sahnesinde tutan ve tutmaya da devam eden çarpık düzendir.

      Düzende köklü değişiklikler yapacak ve bu çarpık düzenin parçası olmayacak siyasetçilere ihtiyaç vardır.

   Siyasetin bir kamu hizmeti olarak algılanması gerekir.

   Halkın belli bir kesimi,düzenden kaynaklanan çıkarları nedeniyle siyaseti meslek sayan siyasetçiye destek vermeye devam etmektedir. Adeta öğretilmiş bir çaresizlik içindeyiz.

   Bu tür siyasetçilerin, ekonomiye yönelik iyileştirmeler, bu bağlamda alınması gerekenköklü kararlar gibi konularda fazlahareketetme olanağı yoktur.

   Bu nedenle KKTC’yi yönetmeye soyunanların bu konulardaki ortak düşüncelerini paylaşan ve düşüncelerini hayata geçirdikten sonra da siyaset defterini kapatma kararlılığını gösterebilecek siyasetçilere gereksinim vardır.

   Bu durum, KKTC’nin önünü açabilecek en önemli adımlardan biridir.

   Bugün siyasetçiye olan güven dibe vurmuşsa, kitleleri heyecanlandıran, arkasından sürükleyebilecek siyasetçiler kalmamışsa, seçmen kitlesi oy verdiği partiye bile sahip çıkmaz hale gelmiş ise bunun nedeni, siyasetçilerin toplumun ruhuna,  duyarlılığına ve beklentisine yabancılaşmasındandır.

   Bu kararlılığı gösterebilecek olanların var olandüzendesiyaset yapanların arasından gelmeyeceği açıktır.

   Ama siz yine de sandık başına gittiğinizde iyi düşünün ve son derece seçici olun.

   Çok defa iyi bildiğimizi sandığımız kişiler,hiç bilmediklerimizdir

   Siyasetin ayrıcalıklı bir meslek olduğu algısını ortadan kaldırmak en başta siyasetçinin yararınadır.

   Siyaset bir amaç değil araçtır. Halka hizmeti hedefler. Siyasetçi de halkın yararı için çalışmayı göze almış kişidir.

   Yanlış yaptıkları veya yapmak durumunda olup da yapmadıklarından halka hesap vermekle yükümlüdürler.

Siyasetçi seçim bitene kadar böyle düşündüğünü söylese de seçildikten sonra durum değişiyor.

   Makamların geçici, siyasetin ise bir meslek olmadığını unutuyorlar. Halkın hizmetinde olmaları gerektiğini unutup neredeyse halkın buyuranı oluyorlar.

   Siyasetçi makama istekli olurken, kendinde var olmayan bir yeteneği, bir durumu varmış gibi göstererek göreve geliyor.

   Başarısızlık halinde de görevi bir başkasına, daha iyi yapmaya istekli olanlara bırakması gerekiyor.

   Ama uygulamada öyle olmuyor. Gelen gitmemeyi beceriklilik sayıyor.

   Son tahlilde siyaset bir meslek olmayıp, siyaseti halka hizmet aracı olarak görmek gerekiyor.

   Son Söz:Uçurtmalar rüzgâr gücü ile değil, o güce karşı koydukları için yükselirler.

YORUM EKLE

banner96