“Sokak Kızı İrma” veya “Zilli Zarife”yi anarken

“ORTHOGRAPHİAM”

Prof. Dr. Turgut Turhan (DAÜ)

Bazı insanların öldüğüne inanmak gerçekten zor oluyor… Hele hele “Sokak Kızı İrma” gibi 90 yaşına gelmişse, ayakta ise,  hasta değilse ve aklı halâ yerindeyse ve de sessiz sessiz aramızdan ayrıldıysa. Bizim sokak kızımız, İrma’mız olan Gülriz Sururi’de, aynen söylediğim gibi, 31 Aralık 2018 günü “bu dünyadaki yolculuğumu tamamladım” demiş ve sessiz sedasız aramızdan ayrılmıştır. Onun Türk tiyatrosunu yalnız bıraktığına inanmak tüm sevenleri için çok güç olmuştur.
 

Başarı dolu yıllar
 

İlk operet kurucularından Lûtfullah Sururi Bey ile yine ilk opera sanatçılarından Suzan Lûtfullah Hanım’ın kızları olarak 1929 yılında İstanbul’da doğan Gülriz Sururi, tüm benliğini ve hayatını tiyatroya vermiş bir sanatçımız. Nitekim, 2016 yılında yayımlanan “Zefiros: Ebedi Gençlik Rüzgârı” adlı anı kitabının girişinde, “Tiyatro beni bir ana gibi sarıp sarmaladı. Ne sordumsa cevapladı, öğretmekten hiç bıkmadı” diyerek tiyatroyu annesi gibi gördüğünü ve bir çocuk annesine nasıl sarılırsa, kendisinin de tiyatroya öyle sarıldığını ifade etmiştir. Hayatı tiyatro sahnelerinde geçmiştir. Yine kendi ifadesiyle, “Tiyatroyu Muhsin Ertuğrul’dan öğrenmiş, sahne rahatlığını Muammer Karaca’da, şöhreti ise Haldun Dormen’de bulmuştur”. “Sokak Kızı İrma” yı yetiştiren hocalara baksanıza, hepsi de ayrı ayrı Türk tiyatrosunun devleri! Ama Sururi de çok çalışmış ve doğuştan gelen yetenekleri ile tiyatro sevgisini birleştirerek kendisine öğretilen her şeyi almış, özümsemiş ve sahneye dökmüş. Nitekim Gülriz Sururi’nin ne kadar mükemmel bir öğrenci olduğunu da “Keşan’lı Ali Destanı”nın yazarı Haldun Taner de, o muhteşem oyununda Gülriz Sururi’yi seyrettikten sonra, “Bu kız kaderini kendi yolunu çizdi… Kararını verdi ve gerçekleştirdi… Sırf iradesi ile… Doğuştan yeteneklerine her gün yeni bir şeyler katarak, taaa arkalardan geldi ve Türk tiyatrosunun en önde gelen kadın sanatçıları arasında yer alıverdi!”… Aynı duyguları Cemal Süreyya da paylaşıyor ve “Son yirmi otuz yıldan ileriye efsaneleşmiş olarak kalacak kaç kadın oyuncu var?” diye soruyor. Yine Cemal Süreyya, “Ne çok amcan var epey operet kızı!” diyerek üzerinde emekleri geçenlerin insanı şaşırtacak kadar çok olduğunu söylüyor.
 

Engin Cezzar’ın etkisi

ve zirveye tırmanış
 

Kuşkusuz ki, Taner’in, Dormen’in, Karaca’nın Gülriz Sururi’nin sanatının olgunlaşmasına  çok önemli katkıları olduğu açıktır. 12 yaşında İstanbul Şehir Tiyatrosunda gerçek anlamda tiyatro ile tanışan Sururi’yi olgunlaştıran hocaları onlardı. O büyük tiyatro üstatları, Gülriz Sururi’yi çok bağlı olduğu anne ve babasının zaten çok zengin olan tiyatro ve operet çevresinden çıkarmışlar ve Sururi’nin, doğuştan gelen yetenekleriyle,  onlara dayanmadan tiyatro yapmasını sağlamışlardı. Ama bu üstatlarından hangisi Gülriz için ne kadar emek harcamış olursa olsun, Gülriz’i büyük sanatçı, büyük tiyatrocu yapan, inişli çıkışlı gerçek bir aşk ile bağlandığı kocası Engin Cezzar olmuştur. Çok fazla alıntı yaptığım ünlü şair Cemal Süreyya’nın şu sözlerini de almadan geçemeyeceğim: “Hamlet ile Sokak Kızı İrma evlenerek bir tiyatro kurdular… Hamlet Keşan’lı Ali oldu, İrma da Zilli Zarife”.
Gerçekten, Gülriz Sururi’nin zirveye çıktığı yıllar, Ocak 2017’de kaybettiğimiz bir başka ünlü tiyatrocumuz olan Engin Cezzar ile birlikte 1962’de açmış oldukları “Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu” yılları olmuştur. Gülriz  Sururi, “Tiyatro ciddi iştir ve özveri ister.”  diyen ve korkunç bir iş disiplinine sahip olan Engin Cezzar ile birlikte, bu yıllarda zirveye çıkmış ve bir tiyatrocu olarak çok ciddi başarılar yaşamıştır.
Öncelikle şunu söyleyelim: Engin Cezzar ile Gülriz Sururi arasındaki aşkın satır aralarını, Sururi’nin kaleme aldığı “Bir An Gelir” adlı kitabında bulmak mümkündür. Sururi, bu kitabında, Cezzar ile geçirdiği 40 yıllık bir inişli çıkışlı aşkın masalını, tiyatro hayatı ile iç içe geçmiş bir şekilde anlatmaktadır.  Kitapta geçen “Bir daha kimin için öyle acı çekebilirdim?” sorusu ise, herhalde, bu aşkı ve sevgiyi anlatan en derin cümledir.
İkinci söylenmesi ve özellikle belirtilmesi gereken nokta ise, bu zirve yıllarının kilometre taşlarıdır. Zira oyunları her zaman çok beğenilmiş olan bu iki sanatçımızın, kendi tiyatrolarındaki oyunları bambaşka olmuş ve asıl zirve bu evrede ortaya çıkmıştır. 60’lı yılların ortalarına doğru, İstanbul’da yaşayanlar, bu iki büyük sanatçının açmış oldukları tiyatronun her akşam ve matinelerde nasıl dolu olduğunu, tiyatro severlerin bilet alabilmek için nasıl “tanıdık birini” aradıklarını, hatırlarlar. Rahmetli babamın yaptığı aramalar nedeniyle ben de hatırlarım! Gülriz Sururi, Türk Tiyatrosunun “altın çağı” olarak adlandırdığı bu yıllarda, Dormen Tiyatrosundan  kendi tiyatrolarına giden  yolun hikayesini ve ulaştıkları başarıları da, belki de en çok okunan ve ilk kitabı olan “Kıldan İnce, Kılıç’tan Keskince”de anılarıyla birlikte anlatmaktadır. Aylar süren bu muhteşem tiyatro ziyafeti nedeniyle, 2008 yılında  İstanbul Tiyatro Festivalinde, Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’a, Türk Tiyatrosuna katkıları nedeniyle, İKSV tarafından onur ödülü verildiğini de hatırlatalım.

 

Engin Cezzar- Gülriz Sururi

Tiyatrosunda oynanan oyunlar
 

Neler, hangi oyunlar oynanmadı ki bu tiyatroda… Gülriz Sururi’yi Türk Tiyatrosuna, kendisini de Türkiye’ye mal eden o meşhur “Sokak Kızı İrma” dışında, Nâzım’ın “Ferhat ile Şirin”i, Haldun Taner’in “Keşan’lı Ali Destanı” ve “Zilli Zarife”si, Güngör Dilmen’in “Kurban”ı, Yaşar Kemal’in “Teneke”si… Bunlardan başka “Kabare”, “Kaldırım Serçesi”, “Canlı Maymun Lokantası”, “Direklararası” ve daha başkaları aylar boyu kapalı gişe oynadı… Belirtmek gerekir ki, Gülriz Sururi, bütün bu oyunlarda makyajıyla, yürüyüşüyle, giyimiyle ve canlandırdığı karakterle, çok güzel ve zarif bir kadın olarak da görülmüş ve beğenilmiştir. Söylenen, gerçek yaşamda da hoş bir kadın olduğu kabul edilen Gülriz Sururi’nin, sahnede bambaşka bir çekiciliğe büründüğüdür.

En büyük hayali: Ayşe Opereti…
 

Engin Cezzar- Gülriz Sururi Tiyatrosunda sahneye konmamasına rağmen, Gülriz Sururi’nin yaptığı ve bin bir güçlükle bir özel tiyatroda sahnelediği “Ayşe Opereti” hakkında da bilgi vermek gerekir.
Gülriz Sururi’nin en büyük hayali 3 yaşında iken kaybettiği ve kendisi de bir opera sanatçısı olan annesi “Suzan Hanım”ı bir operet içinde sahneye taşımaktı. Annesi, herkesin annesi gibi her şeyi idi, özlemiydi, sevgisiydi… Çok uğraştı… İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile sık sık görüştü ve prodüksiyona katılmasını istedi. Ama İBB Başkanı, bilinen nedenlerle bu olağanüstü olaya katılmadı. Bunun üzerine bir özel tiyatroda sahneye konmak üzere, kendi imkânlarıyla “Ayşe Opereti”ni yaptı. Gülriz Sururi boşuna sormamıştı: “Sanatçısına, aydınına bu kadar kötü davranan ve onları bu kadar yalnız bırakan bir başka halk var mıdır?” diye…
Gülriz Suriri’nin daha annesi Suzan Hanım’ın karnındayken dinlediği ve kendisiyle özdeşleştirdiği “Ayşe Opereti”ne konu olan olaylar aslında basit… 1929 yılında bestelenmiş olan operetin özü Ege kıyılarındaki bir balıkçı köyünde yaşayan köylü kızı Ayşe ile, yurt dışında müzik eğitimi almış ünlü bir müzisyen olan Ahmet’in aşk hikayesi... Bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi… Ezgi, opereti bol miktarda hüzünlü veya mutlu çok miktarda Anadolu ezgileri ile donatmış. Ama bu kısa açıklamadan da önemlisi, operetin Gülriz Sururi ile özdeşleşmiş bir hikayeyi içermesi… İlginç bir iç içelik var operetle Gülriz’in annesi ve Gülriz arasında. Şöyle ki; Gülriz’in annesi Suzan Hanım ile babası Lütfullah Bey büyük bir aşk yaşamışlar ve liseden mezun olur olmaz ailelerinden habersiz evlenmişler. Doğal olarak ne annesinin ve babasının aileleri bu evliliği kabul edilemez bulmuşlar. Bunun üzerine yeni evli çift, Suzan Hanım’ın yakın arkadaşı olan Melek Ezgi’nin evinde kalmaya başlamışlar. Melek Ezgi’nin babası ise, o dönemin tanınmış bestecilerinden ve “Ayşe Opereti”ni besteleyen bestecimiz Muhlis Sabahattin Ezgi! Muhlis Bey operete için güzel sesli bir kadın arıyor. Tam bu sırada işin içine Melek Hanım giriyor ve babasına “Suzan’ın sesinin çok güzel olduğunu, muhakkak bir denemesi gerektiğini” söylüyor. Muhlis Bey Suzan Hanım’ı dinler dinlemez operetin kadrosuna alıyor ve böylelikle Suzan Hanım, operette Ahmet’i çok seven Ayşe, Lütfullah Bey de Ayşe’yi çok seven Ahmet oluveriyorlar! Bu oyunla birlikte Türkiye’nin ilk primadonnası olan Suzan Hanım, “Ayşe Opereti” ile yıldız olurken Gülriz’e hamile kalıyor. Yani Gülriz Sururi bu opereti ilk defa annesinin karnında iken dinliyor! Bu operet, Gülriz’in doğumuyla birlikte gençlerin aileleri için de hayırlı oluyor ve aileler barışıyor. Ama ne yazık ki Suzan Hanım, Gülriz üç yaşında iken vereme yakalanıyor ve hayatını kaybediyor. İşte Gülriz Sururi’nin annesi Suzan Hanımla özdeşleştiği “Ayşe Opereti”nin hikâyesi böyle…
“Ayşe Opereti” Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ı mali bakımdan oldukça sarstı. Tabii operetlerin maliyeti yüksek sonuçta… Ama İBB dahil yardım alamadı ve opereti devlet sahnelerine taşıyamadı. Ama pes etmeyen Gülriz, opereti bir özel tiyatroda oynamaya başladı. Fakat imkânlar ona da izin vermedi ve operet sadece dokuz defa oynanabildi. İşte Gülriz, yukarıda yazdığımız o meşhur iki sorusunu bu dönemde sordu. Gerçekten bu dünyada aydınına ve sanatçılarına bu kadar kötü davranan bir başka devlet var mıydı acaba? Veya sanatçısını alaya alan ve ona sahip çıkmayan bir halk! Neyse ki dönemin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, “Ayşe Opereti”nin değil ama “Fosforlu Cevriye”nin sahne koymasına yardımcı oldu da Gülriz maddi açıdan biraz kendisine gelebildi. Ama “Ayşe Opereti”, 2019 Mayıs ayında,  Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan ve Ankara Opera ve Bale Müdürü Volkan Ersoy sayesinde Devlet Opera ve Balesi sahnesinde sergilenmeye başlandı. Acaba devlet yavaş yavaş kendine mi geliyordu? Tabii ki bir hayal...
Benim şu anda hatırladığım kadarıyla, “Kıldan İnce Kılıçtan Keskince (1978)”, “Biz Kadınlar (1987)”, “Bir An Gelir (2003)”, “ Girmediğim Sokaklarda (2003)”, “Gülriz’in Mutfağından (2003)” ve “Seni Seviyorum (2004)” adlı kitapların yazarı da olan ve sanatçıların hemen hepsinde görülen “muhalif duruşu” her zaman sergileyen, Atatürk ilkelerinin yılmaz bir bekçisi olan Gülriz Sururi’yi, ölümünün ikinci yılında saygı ver rahmetle anarım.
Bu çalışmanın hazırlanması sırasında şu kaynaklardan yararlanılmıştır: GÜNEYSU,S. : Çok yaşa sen Gülriz, Cumhuriyet, 6 Mayıs 2019, sh.14 ; GÜRÜN,D. : Gülriz Sururi’nin ardından, Cumhuriyet, 4 Ocak 2019, sh.14; Cemal,S.: Kaderini kendi çizdi bu kız, Hürriyet Pazar, 6 Ocak 2019,sh.10; YÜKSEL,A.: Yaşamda ve sahnede devleşti, Cumhuriyet, 8 Ocak 2019, sh.14.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75