Sorumluluk alabilir misin?

Mutsuz geçen çocukluk... Her şeyiyle uygun gözüken bir eş... Üzerine yığılan sorumlulukların altında ezilen bir kadın...

Bu yaşanmış hikayemizde evliliğinde yaşadığı psikolojik şiddeti bizimle paylaşan direnişçi bir kadın var. Yazımızda gerçek isimleri değil rumuz kullandığımızdan, hikayesini bizlerle paylaşan kişiden “Seden” olarak bahsedeceğiz.
   Annesi tarafından sevilmediğini hissederek, içinde sevgi açlığı ile büyüyen Seden, benzer aile yapısında ve kafasında belirlediği tüm özelliklere sahip kişi karşısına çıkınca evlilik hayatına adım atıyor. Evliliğin gerçek temelinin sevgi ve saygıya dayanması gerektiğini, kişilerin hem kendi, hem de evlilik sorumluluğunu alabilecek durumda olmasının önemini yaşayarak öğrenen Seden’in yaşadıklarını gelin kendi ağzından dinleyelim:

 

Evde eşitsizlik


   Orta halli, dört kişilik bir ailede büyüdüm. Annem, erkek kardeşime daha düşkündü ve bunu belli ediyordu. Babam evlat ayırımı konusunda annem gibi davranmıyor, kardeşim ve bana eşit davranıyordu. Fakat evdeki baskın karakter annem olduğundan, çoğunlukla babam da, annemin dediğine uyuyor ve genel olarak erkek kardeşimin istekleri benimkilerin önünde oluyordu.
   Evde ilginin daha fazla kardeşimde olması, sevgi ve ilgi ihtiyacımın giderilmemesi çocukluğumdan itibaren bende sevgi açlığına neden oldu. Ve bu süreç halen daha beni etkiliyor diyebilirim. Ailem eğitime önem verdiğinden, benim de yüksek eğitim almam konusunda destekliyorlardı. Bu konuda kardeşim ve bana eşit davranıyorlardı.

 

Ekonomik özgürlüğümü kazandım
 

Liseyi bitirdikten sonra üniversite hayatıma devam ettim ve başarıyla bitirdim. Ülke şartlarında kendi alanımda istediğim şekilde iş bulamadım. Çok düşük ücretlerden bahsediyorum. Uzun ve düzensiz çalışma saatleri, yoğun çalışmanın karşılığı olmayan ücretler, kendi sektörümde çalışmamam konusunda beni olumsuz etkiledi diyebilirim.
   Maddi ve manevi tatmin duyduğum iş bulduğumda hayatım düzene girmeye başladı. Artık ekonomik olarak kendi ayaklarımın üzerinde duran ve ailemden bağımsız olarak yaşayan bir bireydim. Bu açıdan mutluydum fakat içten içe hayatımda birinin olmasını istiyordum ve bu konuda hayatımda eksiklik hissediyordum.
   Çalışma hayatımda başarıyla devam ederken, hayatıma biri girdi. Uzun süredir tanıdığım biriydi ve arkadaş ortamında tekrar karşılaştığımızda aramızda bir elektriklenme oldu. Kısa sürede sevgili olduk ve ilişkimiz ciddi bir şekilde ilerlemeye başladı. Her şey güzel gidiyordu ve bir süre sonra nişanlandık.

 

Aldatıldım
 

Başlarda ailem bu kişiyi istemiyordu, bizi birbirimize uygun bulmuyorlardı. Bir süre ailemle aram bozuldu fakat sonrasında benim ona bağlılığımı görünce ve kopmayacağımı anlayınca durumu kabul etmek zorunda kaldılar. Nişanlandıktan sonra ailemin ne kadar da haklı olduğunu anladım. Evlilik tarihiyle ilgili konuştuğumuz dönemde, başkasıyla üstelik tanıdığım biriyle ilişkisi olduğunu öğrendim.
   Aldatıldığımı öğrenmek benim için büyük bir yıkım oldu. Başkası beni bu kadar sevemez diye düşündürten, inandıran kişinin hayatında başkası varmış. Ama nedense benimle evlilik planları yapıyordu. Kendimi çok kötü şekilde kandırılmış, küçük düşürülmüş hissediyordum. Ayrıldıktan sonra kendimce evleneceğim kişiyle ilgili bir karar verdim. Buna göre, evleneceğim kişi nişanlımın tersi özelliklerine sahip olmalıydı.

 

Kafamdaki liste
 

Evleneceğim kişiyle ilgili bir liste oluşturmuştum kafamda ve buna uygun kişilere bakıyordum. Şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar da anlamsız geliyor. Halbuki evlilik; kafamızda belirlediğimiz özelliklere göre değil, sevgi ve saygıya dayanmalı. Maalesef bunu yaşayarak öğrendim. Günün sonunda çevremizdeki yakınlarımız hayatımıza biri girdiğinde, bu kişiyle gerçek anlamda sevgi ve saygıya dayalı bir ilişki yaşayıp yaşamadığımızı sorgulamıyor. Evi, işi var mı gibi maddi konularla ilgili sorular soruluyor öncelikle.
   Kendimi toparladık sonra çevremdeki insanlar başkalarıyla tanışmam için bana görüşme ayarlamaya başladılar. Uygun gördükleri kişileri benimle tanıştırmaya çalışıyorlardı. Nitekim sonunda kafamdaki listeye uygun insan karşıma çıktı. Niyeti ciddiydi ve görüşmemiz doğrudan evlilik üzerine oldu. Aile yapımız benziyordu ve bizi tanıştıran kişi çok uygun olduğumuzu söylüyordu.

 

Aynı frekansta olmamak
 

Günün sonunda kafamda oluşturduğum listeye de uygun bu kişiyle kısa sürede evlendik. Maddi olarak hiçbir sıkıntımız yoktu, eşim elinden gelenin en iyisini yapıyordu bu konuda. Fakat nedense maddiyatın her şeyi çözeceğini sanıyor, benim karşılanması gereken manevi ve duygusal ihtiyaçlarımı anlayamıyordu. Kesinlikle aynı frekansta değildik. Çocuğumuz oldu ama bütün sorumluluk benim üzerimdeydi. Baba olarak kendinin de sorumlulukları olduğunun farkında değildi.
   Çocuğun ve evin bakımında yalnızca anne sorumluymuş gibi davranıyor, kendi rahat hayatına devam ediyordu. Özellikle çocuk olduktan sonra haliyle sorumluluklar fazlalaştığından, tek başıma bütün yükü sırtlanmaya başladım. Hayatım ev, iş, çocuk üçgeninde devam ediyordu. Hiçbir sosyal hayatım kalmamıştı fakat eşim normal hayatına güzelce devam ediyordu, sanki bekar hayatı yaşıyor gibiydi.

 

Çok yorgundum
 

Konuşmaya ve paylaşımda bulunmaya çalışıyor, çözüm yolu arıyordum. Bir insan olarak benim de manevi ihtiyaçlarım olduğunu, kendisinin de evli bir kişi ve baba olarak sorumlulukları olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Ama konuşma, çözümsüz bir şekilde kavgayla sonuçlanıyordu. Fiziksel olarak zaten yorgundum, zihinsel ve ruhen de çökmeye başlamıştım.
   Hayat böyle geçmezdi, tek başıma bir evliliğin tüm sorumluluklarını üstlenmiştim. Kendi başıma evli gibi hissediyordum. Boşanmayı düşünüyordum fakat hem ekonomik açıdan, hem de çocuk açısından buna cesaret edemiyordum. Evliyken çocuğuna karşı yeterli sorumluluk duymayan kişi, boşandıktan sonra artık hiç ilgilenmezdi. Bununla birlikte işin ekonomik boyutu da vardı. Çocuk büyütmek gerçekten masraflı bir süreç. Boşanınca yalnızca nafaka verecek ve sanki bu her şeyin çözümü gibi davranacaktı.

 

Her şey ona odaklı
 

Çevremdeki insanlarda idare etmem gerektiğini, boş vermemi, onun da beni kendince sevdiğini söylüyorlardı. Bana karşı saygısız olması, manevi ihtiyaçlarımı anlamaması, sorumluluk almaması önemli değil gibi konuşuluyor, ne yaparsa yapsın idare etmem tavsiye ediliyordu. Maalesef genel olarak hemcinslerim evlilikte bir sorun olduğunda kadını suçluyor, “Kadın ne yaptı acaba da, erkek bunu yaptı” diye kadın aleyhine yorumluyor. Sanki her şey erkeğin zevkine ve isteklerine odaklı olmalıymış gibi konuşuluyordu.
   Evlilik sorumluluk işi, bunu yaşayarak öğreniyor insan. Ama evlenecek olan kişilere de, hem kadına, hem erkeğe sorumluluk duygusunun aşılanması gerek. Hem cinslerimde, erkekler de evliliğin bütün sorumluluğunun kadının üzerinde olmasını normalmiş gibi karşılıyor. Ve sorun çıktığında ilk kadın suçlanıyor. Halbuki evlilik, ilişkiler ve hatta hayatın kendisi kişisel sorumluluklarımızı almamız üzerine kurulu. Bir şeyin sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi için, sorumlukların yerine getirilmesi gerekiyor.

 

ÖNERİ KÖŞESİ
 

Evlilikte sorumluluk almanın önemi
 

Aile ve Çift Danışmanı Uzman Sosyolog Ayça Kurnaz konuyla ilgili bizlere bilgi veriyor:
   Her birey bir aileye doğar ve her ailenin kendi değerlerinden oluşan bir kültürü vardır. Bu kültür yaşadığımız toplum değerleri ve yaşadığımız tecrübelerle oluşur. Birey doğduğu ailenin kültürüyle büyür, oradaki değeri benimser ve öğrenir. Bir çift evlenme kararı aldığı zaman farklılıklarının çok farkında değildirler. Birbirlerinden farklı olduklarını genellikle aynı evde yaşamaya başladıkları zaman fark etmeye başlarlar. Bu farklılığı dengeleyebilen ve ortak bir kültür yaratabilen çiftler mutlu bir aile kurmayı başarabilirler. Ancak uyum sağlamak yerine sürekli çatışan ve inatlaşan çiftler ciddi olarak geçimsizlik yaşarlar. Sağlıklı ilişkiler kurabilmek için bireylerin evlilik kararı almadan önce mutlaka önce kendilerini tanıyıp, ne istediklerini bildikten sonra evliliğin getireceği sorumluluğu alabilecek olgunlukta olabilmesi gerekiyor. Aksi takdirde evlilik mutluluk değil mutsuzluk ve huzursuzluk getirir.
   Yukarıdaki hikayede dışarıdan aile yapıları benzer görünse bile daha yakından bakıldığında farklı değerleri taşıyan bir kültürle karşılaşabildiğimizi görüyoruz. Aynı zamanda yukarıdaki hikayede yetiştiğimiz ailede sevildiğimizi ve değerli olduğumuzu hissetmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Ailede hissedilen sevgi eksikliği veya yetersizlik hissi algısı bireyin karşısına çıkan insanları tek boyutta değerlendirip daha hızlı kararlar almasına neden olabiliyor. Karşı taraf tarafından sevildiğini hisseden birey doğru insanı bulduğu yanılgısıyla hızlı kararlar alabiliyor.
   Sağlıklı bir ilişki yaşayabilmek için 4 boyuta ihtiyacımız vardır. Bu boyutlar bedensel beğeni, sorumluluklar, iletişim-paylaşım ve gelecek beklentileri olarak karşımıza çıkar. Bu dört alanda dengeyi koruyan çiftler sağlıklı ilişkiler kurup hayatlarına mutlu olarak devam edebiliyorlar. Ancak yukarıdaki hikayede gördüğümüz gibi bir alanın (sorumluluk alanının) eksik olması ciddi sıkıntılar doğurabiliyor.
   Evlilik ciddi sorumlulukların alınmasını gerektiren bir kurumdur ancak bu konuda evlilik öncesi evliliğe hazırlayacak eğitimlerin olmaması bireyin neler yapması gerektiğiyle ilgili sıkıntıya sokabiliyor. Bununla birlikte kadın ve erkeğin yetiştiği ailede sorumluluk almayı öğrenmemesi de yine aynı derecede sorumluluğun tek kişiye yığılmasına neden olabiliyor. Sorumluluğun tek bir kişide toplanması uzun süreçte mutlaka ciddi sorunlar çıkaracaktır. Bu sorunlar kemikleşmeden ortak bir noktada her iki kişiye de alan sağlayacak şekilde bir dengenin kurulabilmesi gerekiyor.
   Nasıl bir masayı kullanabilmemiz için 4 ayağa ihtiyacımız varsa, bir evliliğin sağlıklı devam edebilmesi ve sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirebilmek içinde birbiriyle olmayı isteyen, sorumlulukları paylaşabilen, sağlıklı iletişim kurabilen ve benzer bir geleceği paylaşabilen çiftlere ihtiyacımız var. Çocuk yetiştirecek herkesin çocuklara küçük yaşlarda sorumluluk vermek gibi ciddi bir görevi olmalı. Çocuğun işlerini yaparak o an için çocuğun işini kolaylaştırdığınızı düşünüyor olabilirsiniz ama bunu yaparak kendine güven ve sorumluluk bilincini de elinizden aldığınızı da unutmayın.

 

YORUM EKLE

banner107

banner108