Sosyal olarak, moral olarak da yıprandık

“Ne olacak bu Kıbrıs meselesi?” sorusu sorulurken doğduk, çocukluk ve gençlik yıllarımızı geride bıraktık, bugün yine aynı soru gündemde. Değişen bir şey yok. Belki daha öz Türkçe olsun diye ‘mesele’ yi, ‘sorun’ yapıp, “Ne olacak bu Kıbrıs sorunu?” diyoruz.

   Toplum yaşamında yeri olan her türlü sorunun, mutlaka bir de sosyal yanı vardır. Sosyal etkileşim ya pozitif ya da negatif yönde olabilir.

   Eğer bir toplum kendi geleceğini planlı, bilimsel ve en önemlisi kendi inisiyatif ağırlığıyla belirleyebilirse, sosyal yan mutlaka dikkate alınır. Yok eğer gelişmeler bizde olduğu gibi yaşanırsa sosyal sorunlar, toplumun, insanların üzerine heyelan gibi, çığ gibi düşer.

*    *    *

   Kıbrıs sorunu Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar, kısaca Kıbrıs adasında yaşayanların yaşamlarında daha fazla yer tutuyor. Türkiye ve Yunanistan için de önemlidir.

   Ancak en çok Kıbrıslı Türkler için Kıbrıs sorununun çözümü önemlidir.

   Kıbrıs sorunu, henüz çözümlenmedi. Eğer suçlu suçsuz ya da suçun oransal dağılımı yapılacaksa o henüz yapılmadı. Buna karşılık Kıbrıs sorununun bedelini Kıbrıs Türkü ödüyor. Öteki taraflar akıp giden zaman içinde günlük yaşamlarını etkileyen bir olumsuzluğu yoğun olarak hissetmiyorlar.

   Acı ama gerçek. Kıbrıs Türkü, gelinen noktada hemen hemen her türlü olumsuzluğun nedenini Kıbrıs sorununda buluyor. Nedeni orada bulduğu için çareyi de orada görüyor. Liderlik farklı çıkış yolları işaret eder gibi olsa da halk derdi de, umudu da Kıbrıs sorunuyla bağlantılı, görüyor.

   Kıbrıs Türk insanı 1963’ü esas alsak 59 yıldır kalıcı bir barışı bekliyor. Sabrı eğer tükenme noktasına gelmişse nedeni kendi yönetim yapımızdır.

   Cefayı büyük çoğunluk sırtladı. Sıra birtakım değerlerin paylaşımına gelince öyle olmadı. Küçük bir toplumuz, “kırk dervişin birbirini bilmesi” gibi biz de birbirimizi çok çok iyi biliyoruz. Kimin nelere, nasıl sahip olduğu da çok iyi biliniyor.

   Türk parasının devalüasyonu sonrası yaşanan ekonomik depremleri, o kadar sık yaşıyoruz ki, sanki de içselleştirdik.

   Kriz sonrası işsizlik ve ekonomik güçsüzlük aile yapısını yıpratıyor.

   Ortaya çıkan ve toplumu bunalım sınırlarına yaklaştıran olumsuzluklarda ortalama vatandaşın bir milim suçu yoktur.

   Halkın ciddi bir kesiminin ille de inadına barış istemesinden, umuduna çözüme bağlamasından rahatsızlık duyanlar var. Barış istemek, çözüm istemek en basit ifadeyle, “Rum’un kucağına oturmayı kabul etmek” asla değildir. Ancak Kıbrıs Türk toplumunun yararına bir barışı elde etme becerisini gösteremeyip, göç edip gidenlerin arkasından umursamaz bir tavırla omuz silkenler insanların moralini olumsuz etkileme yanında, rahatsızlığı tepkiye hatta öfkeye dönüştürmektedir.

   Sosyal olarak, moral olarak da yıprandık. İnsanlarımız, psikiyatr ya da psikologlara geleneksel çekincelerle gitmiyor hala. “Duyanlar ne der?” kaygısından kurtulsalar psikiyatr ve psikologların klinik önlerinde uzun kuyruklar oluşacak.

   Toplumsal direncimiz keşke çok daha iyi noktalarda olsaydı. Ancak bu işler keşkelerle, meşkelerle, vatan-millet-Sakarya nutuklarıyla olmuyor...

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110