Metin Ersoy

banner37

Atletizm’de büyük başarılara imza atan, okul yıllarında basketbolda da adından söz ettiren önemli bir sporcu

Metin Ersoy
banner8

Can İPCİOĞLU

Gazeteci bir baba olan Emir Hüseyin Ersoy’un ve Ziba Ersoy’un ortanca oğlu olarak 1980 yılında doğan Metin Ersoy, atletizm, futbol ve basketbol branşlarıyla yakından ilgilendi. Dikmen’de köy yaşamı içinde büyümesi sporcu kimliğine önemli katkılar yaptı. Eğitimini sırasıyla Şehit Ertuğrul İlkokulu, Bayraktar Türk Maarif Koleji, Türk Maarif Koleji ve Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde tamamladı. Yaşıtları arasında boyu ve hızıyla hep dikkat çekti. Bu özellikleri yaptığı her spor branşında kendisine önemli katkılar sağladı.

Şu günlerde Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), İletişim Fakültesi, Yeni Medya ve Gazetecilik Bölüm Başkanı olan Doç. Dr. Metin Ersoy, aynı zamanda Basketbol Federasyonu Asbaşkanı olarak görev yapıyor. Evli ve bir de kızı olan Ersoy, atletizm alanında çeşitli rekorlara imza attı. Ersoy, 15 yıllık milli sporcu kimliğini ve birbirinden ilginç anılarını KIBRIS Gazetesi ile paylaştı.

Spora nasıl başladınız?

Birçok sporcu gibi spor ile ilkokul yıllarımda karşılaştım. İlkokul yıllarında hareketliliğimle ve yaşıtlarıma göre uzun boyumla dikkat çekiyordum. Şehit Ertuğrul İlkokulu’nda 3. sınıfa gittiğim yıllarda beden öğretmenimiz Atilla Defteralı öğrenciler arasında eğlenceli ve ödüllü koşular yapardı. Söz konusu kısa mesafe ve uzun atlama yarışmalarına ben de katılırdım. Meğer sonradan anladım ki Atilla Hocamız bizler arasından sporcular seçiyordu. Atilla Defteralı Hocamın beni fark ederek o küçük yaşlarda atletizm yarışmalarına dahil etmesi işte bu okulda yaptığı yarışların sonucuydu. Atilla Hoca beni henüz 9 yaşımdayken yarış deneyimi ve tecrübesi kazanabilmem adına yol koşularına koyardı. Sonrasında ise ilk atletizm yarışıma 1989 yılında çıktım. Güzelyurt’ta düzenlenen Minik Ferdi Atletizm yarışlarında 75 metrede benden 3 yaş büyük abilerimle yarıştım. O gün abimi de geride bırakarak yarışı birinci bitirmem atletizm camiasında önemli bir gündem yaratmıştı. Atilla Hocamın benimle ne kadar gururlandığını anlatamam.

“Ankara’dan!”

  Bu noktada Atilla Hocam ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Hocamız, çok duygusal ama bir o kadar da disiplinli bir antrenördür. Sporcularını evladı gibi sever, bize bir abi ve babadan farksız davranırdı. Arabası ile evimizden alır-bırakır, yedirip içirir, duşumuza kadar ilgilenirdi. Ama çok da sıkı antrenman yaptığımızı hatırlıyorum. Atilla Hocamız 80’li yılların sonunda Ankara’da eğitimini tamamlayıp beden öğretmeni olarak adaya döndüğünde sanırım ilk sporcularından birisi bendim. Ankara’da eğitim gördüğü için de hocama karşı bir önyargı vardı. Güzelyurt’ta ilk yarışıma çıkmadan önce adımı listeye yazdığında birçok spor hocası kendisiyle dalga geçmişti. “Bu yaştaki bir çocuğu nerden buldun? Yaşı çok küçük.” şeklinde alaycı bir tavırla karşılaşmıştı. Oysa benim yarışı farkla önde bitirmem sonrasında şaşkınlıkla Atilla Hocamın yanına giden yine aynı spor hocaları cevabını almıştı: “Ankara’dan!”  Atletizmde genelde kısa mesafe ve uzun atlama branşlarını yaptım.

Basketbola başlamanız nasıl oldu?

80’li yılların sonunda ilkokul yıllarım atletizm ile başladı ancak devamında Şehit Ertuğrul İlkokulu’nda bulunan Ahmet Aknar ve Can İpcioğlu Hocalarım ile basketbola da gönül verdim. Dersler devam ederken teneffüs olmasını ve basketbol oynamayı, sağda solda koymayı beklerdim. İçimde tam bir spor sevdası ile büyüdüm. Ahmet ve Can Hocalarımın basketbolum üzerinde olumlu etkileri olmuştu. Bizimle sürekli ilgileniyorlar ve başarılı olabilmemiz için ellerinden geleni yapıyorlardı. Bizim basketbol oynadığımız yıllarda potalar şimdiki gibi yüksek değildi. Bizler basketbolu asfalt veya beton zeminlerde sokakta oynardık. Sert zeminlerdeki sürtünmeden dolayı ayakkabılarımın altı delinirdi. Zor ama rekabetin üst seviyede olduğu, çekişmeli ve keyifli yıllardı.

Ortaokul yıllarında hayatında spor nasıl ilerledi?

Ortaokul yıllarıma geldiğimde ise atletizmin hayatımda azaldığı, yarıştan yarışa yaptığım bir branş olmuştu. Ülkemizde bildiğiniz gibi bazı okulların belirli spor branşlarına ilgisi oluyor. Ortaokul eğitimimi Bayraktar Türk Maarif Koleji’nde sürdürdüğüm için atletizmde o yıllarda yaptığım en iyi faaliyet İzmir’de düzenlenen Uluslararası Torunlar Yarışı’na katılmam ve 75 metrede derece elde etmem olmuştu. Ancak, 90’lı yılların ortası içimde futbol oynama arzusunun daha ağır bastığı yıllardı. O yüzden bir yandan da köyümde (Dikmen) futbol oynamaya başlamıştım. Sonrasında ise bir arkadaşımın yardımı ile Yenicami’ye giderek genç takımda top koşturdum. Ortaokulda beden öğretmenlerimizden rahmetli Sedat Kaplan bendeki sporcu kimliğini atletizmden biliyordu. Birkaç kez voleybol idmanlarına çağırdıydı ancak benim pek voleybol isteğim bulunmuyordu.

Peki, lise yıllarınızda sporla ilgili neler yaşandı?

banner134
Liseye geldiğimizde ise Türk Maarif Koleji (TMK) yıllarım başlamış oldu. Basketbol kültürü ile bilinen bir okulda eğitim görmem haliyle beni de ilkokul yıllarımdan sonra basketbola döndürmüştü. Ama atletizm hayatımda hep vardı.  Ne zaman okullar arası yarışlar düzenlense ben bireysel de olsa katılmak için çaba sarf ederdim. 1997 yılında 100 metre yarışında ve uzun atlamada birinci geldiğimde bu benim KKTC atletizm milli takımına seçilmemi sağladı. Halı saha ayakkabıları ile koşar, çivili ayakkabılarım dahi yoktu. Yine aynı yıl TMK beden öğretmenimiz Ali Volkan beni basketbol takımına seçti ve ilkokuldan beridir oynamadığım basketbola geri döndüm. Ali Hocam aynı zamanda beni daha fazla maç yapabilmem için Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) genç takımına gönderdi. Orada Derya Dizdar Hocam ile çalışma fırsatım oldu. Derya Hoca’dan ve YDÜ’nün büyük erkek takımı sporcularından basketbol adına çok şey öğrendim. Bu vesileyle KKTC Basketbol Milli Takımı’na seçildim ve çeşitli turnuvalara katıldım. Basketbolu daha sonra DAÜ’de ve ardından Girne Yükseliş’te 6 yıl boyunca devam ettirdim. Ancak 2004 yılında maç sırasında ön çapraz bağım kopunca spor yaşamım da bitmiş oldu.

Üniversite yılların nasıl geçti? Yine basketbol ve atletizm devam ediyordu sanırım

Üniversite tercihim ilginç oldu. 1997 yılında Lefkoşa’da düzenlenen bölgesel atletizm şampiyonası yapılmıştı. Ben de bireysel olarak 100 metre ve uzun atlama branşlarına katılmıştım. İlk atlayışımı gerçekleştirdim ve o güne kadar en iyi derecem olan 6.44’ü atladım. Bir sonraki atlayış için sıramı beklerken yanıma uzun saçlı birisi geldi. Sonradan anladım ki bu kişi DAÜ Spor Koordinatörü Cemal Konnolu.  Cemal Hoca benimle kısa bir sohbetten sonra DAÜ’de okumam için teklifte bulundu. Ben zaten sınavlara girmiştim ve DAÜ’de okumayı düşünürdüm. Hem atletizm hem de basketbol milli sporcu olduğum için DAÜ’de Radyo-TV ve Sinema Bölümü’nde burslu öğrenci olarak okudum. Sporun bana kazandırdığı en iyi şey; eğitim hayatım oldu.

Atletizmde nereye kadar ilerleyebildin?

Atletizm hayatımın her aşamasında var oldu. Özellikle DAÜ’deki yıllarımda atletizme daha fazla zaman ayırabildim. 2000’li yıllarda toprak pistlerde koşarken 100 metrede 10.9 derecem bulunuyor. Uzun atlamada ve 200 metrede iddialı bir yarışmacı olsam da genelde ana branşım 100 metre idi. 4x100 ve 4x400 branşlarımda da takımıma katkı sağlıyordum. Atletizmdeki en önemli başarılarım genellikle 100 metrede ve 4x100 branşında kırdığımı 2 rekor olmuştu. Çok iyi idman yaptığım 2001 yılında bir deneme yarışında sakatlandım. Topraktan tartana geçiş idmanını iyi yapamamıştım ve bu sakatlığımda etkili olmuştu. Ülkemize tartan pistin geç gelmesi, derecelerin elektronik olmaması bizim dönemin en önemli eksiğiydi. Belki de bunlar olsaydı profesyonel olarak atletizm yapmayı dahi düşünebilirdim.

Atletizmde rakiplerin kimlerdi?

Atletizmde rakiplerim genellikle 100 metre branşında olmuştur. Ali Özberenk unutamadığım rakiplerimden birisidir. Hasan Maydon ile defalarca yarış yaptık. Aynı takımın formasını terlettik. Çağan Çerez, Eser Erçin, Buğra Rızaner ve Ömer Yalçıner bizim dönemin en iyileriydi. Bizde rakipten çok arkadaşlık söz konusuydu. Bir birimizle çok iyi iletişimimiz ve sevgimiz vardı. Halen daha da öyledir.

“Değerli antrenörlerle çalıştım”

Atletizm idmanlarını yaparken bana en fazla antrenörlük yapan isimlerin başında tabii ki Atilla Defteralı gelmektedir. Sonrasında ise Orhun Mevlit, İbrahim Ceylan ve Cem Dağdelen gibi değerli antrenörlerle çalıştım. Hepsinin bende ayrı ayrı emeği vardır. DAÜ yıllarımda Günay Çerkez Hocamız da benimle yakından ilgilenirdi. Hem atletizm hem de basketbol oynadığım yıllarda en büyük antrenör katkısını Orhun Mevlit Hoca’dan gördüm. Sporcuyken en büyük zorluklarımız tesisleşme ve profesyonelleşememe olduğunu söyleyebilirim. Hiçbir zaman para için spor yapmadım. Yenicami’de futbol oynadığım dönemde de atletizm ve basketbol yaptığım dönemde de para ile işim olmadı. Her zaman başarabilmek ve daha iyiyi yapabilmek için spor yaptım. Eğer bir şeyler başarabildiysem ne mutlu bana.

Basketbol Federasyonu’nda yöneticilik de yapıyorsunuz. Ne gibi zorluklar yaşadınız yönetici olarak?

Basketbol Federasyonu’nda şu anda Asbaşkan olarak görev yapıyorum. Sporculuktan yöneticiliğe gelmemde şu an Basketbol Federasyonu Başkanı olan Orhun Mevlit’in önemli katkısı oldu. Beni 20 saniyelik bir telefon görüşmesi ile yönetimde yer almaya ikna ettiği zaman yıl 2005’ti. O yıldan beridir basketbol yöneticiliği içinde gönüllü hizmetler verdim. En büyük zorluklarımız ise federasyonun kurumsal olmayan yapısıydı, ayrıca maddi belirsizlikler de bunlara eklenince zor yıllar geçirdik. Geldiğimiz aşamada iyi bir yönetim ile yönetimdeyiz ve pandemiye rağmen süreci iyi idare eden, yenilikçi ve samimi bir federasyon yapımız var.

Son olarak ülke sporu ile ilgili düşüncelerin nelerdir?

Ülkemiz birçok konuda olduğu gibi spor konusunda da ambargolarla mücadele ediyor. Bundan dolayı gençlerimiz sporda gelecek görmemekte ve sporu mevcut işlerine ilave olarak sürdürmektedir. Maddi sorunlar, tesis yetersizliği, sponsorlukların azlığı, devletin katkısı ve profesyonel olmayan bir yapıda ülke sporunun ileri seviyelere taşınması pek de mümkün görünmüyor. Ancak bireysel olarak başarılar gelebilir ki onlar da geliyor zaten.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75