banner6

'Önceliğimiz Türkiye takımları'

banner37

Ülkemizde yapılan CONIFA Euro 2017’ deki seyirci azlığı konusunda yorumda bulunan DAÜ İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Metin Ersoy, Türkiye takımlarına bağlılığımızın yüksek olduğunu söyledi

'Önceliğimiz Türkiye takımları'
banner151

Ahmet ÖZYAŞAR

Dünyanın birçok ülkesinde, sporun çeşitli dallarında, takımına sadakatla bağlı, oyuncuların hemen her hareketini takip eden, takımını deplasmanda bile yalnız bırakmayıp maddi-manevi fedakarlık yapmaktan kaçınmayan, hayatının merkezine tuttuğu takımı yerleştiren binlerce insan var.

Metin Ersoy’dan önemli tespitler

Taraf olmak, kendisini öyle hissetmek, toplumsal süreçlerin olmazsa olmazlarıdır. Birey kendisini ifade edebileceği bir takım, dernek, vakıf, parti, sendika bulup, buralarda faaliyet yürüterek, kendisinin var olduğunu hissetmek ister. Ülkemizde yakın zamanda yapılan CONIFA Euro 2017 turnuvası ile ilgili birçok şey konuşuldu ve yazıldı. Fakat en çok üzerinde durulan konu seyirci azlığı ve turnuvaya katılan seyircilerin tepkisizliği oldu. Bu noktada aklımıza hemen şu soru gelmeye başladı. Biz taraftar mıyız, yoksa seyirci miyiz? Spor müsabakalarını bir maç gibi mi, yoksa bir tiyatro gibi mi izliyoruz? Bu konuda Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Metin Ersoy ile konuştuk ve kendisinden önemli bilgiler aldık.

 

“Taraftarlık gönül ile başlar”

Doç. Dr. Metin Ersoy taraftarlığın önce gönül ile başlaması gerektiğini, kişinin bu noktada önce kendine bir kulüp veya bir kulübün spor branşını seçtiğini, zamanla bir aidiyet duygusuna girerek kendisini o kulübün bir parçası hissettiğini ve zamanla kendisini o kulüple özdeşleştirdiğini belirtti. Ersoy, netice itibarı ile kişinin bırakmak istediği zamanda bile taraftarlığın kendisinde bir etiket olduğunu ve bunu bırakamadığını belirtti.

 

“Bizde taraftar olgusu bambaşka”

Ülkemizdeki taraftar olgusunun dünya standartlarına göre bambaşka bir profil çizdiğini ve bu profilin ana noktasının kendi spor yapımız olduğunu söyleyen Ersoy, bunun da en büyük sebebinin ülkemize uygulanan spor ambargosu ve bu ambargonun yarattığı sportif ortam olduğunu belirtti. 1974 öncesine kadar sadece futbolun oynandığı ülkemizde taraftarlığın sadece bölgesel olduğunu, gerek iç çatışmalar gerekse futbola verilen aralardan dolayı bu profilin hiç değişmediğini söyledi.

 

“Milli takım olgusuna çok uzağız”

1974’ten sonra zamanla kulüpçülük olgusunun geliştiğini ve bu olgu çerçevesinde taraftar profilinin oluştuğunu belirten Ersoy, 1983’ten sonra KKTC’nin kurulduğunu, bu süreçle birlikte uzun süre milli takım olayından başta ambargolar sebebiyle uzak olmasının milli takım taraftarlık profilinin oluşmasında ciddi sıkıntılar yarattığının altını çizdi.

 

“Ürün kalitesi önem arz ediyor”

Ülkemizdeki, başta futbol olmak üzere birçok spor dalında oynanan oyunun kalitesinin düşük oluşu ve profesyonel yapının sporumuza girmemesi yanında finansal sorunların çözülmemesine de vurgu yapan Ersoy, bu detayların hiçbir zaman çözülmediği için taraftarlık kültürünün ciddi şekilde oluşmadığından bahsetti. Metin Ersoy, bununla beraber sportif tesislerimizdeki altyapı eksikliklerinin taraftarlık kültürümüzü ciddi şekilde etkilendiğinden bahsetti. Ersoy, taraftarın keyif almadığı sürece oyuna karşı bakış açısının değiştiğini ve mevcut spora sadece seyirci olarak baktığının altını çizdi.

 

“Önce Türkiye takımlarını tutuyoruz”

Doç. Dr. Metin Ersoy ülkemizdeki sporseverlerin ülkemiz takımlarını desteklediğini söylese de, kişiye hangi takımı tutuyorsun sorusu sorulduğunda, verdiği cevabın ilk önce bir Türkiye takımı olduğunu belirtti ve bunun da mevcut sıkıntıya en büyük örnek olduğunu kaydetti. Bu noktadan çıkarak Türkiye takımlarının kazandığı başarılar ile kendisine bir profil oluşturan bir sporsever topluluğumuzun olduğuna vurgu yapan Ersoy, o takımın performans ve başarısından dolayı kişinin mutluluğunun ve toplum içerisindeki takdirinin arttığını ve bunun da kişide mutluluk yarattığını söyledi.

 

“Mevcut yapı oynayan gençleri hep mutsuz etti”

Ülkemizde öncelikli futbol olmak üzere birçok spor dalındaki yapıların bu sporu yapan gençler olmak üzere birçok kişiyi mutsuz ettiğini ve bu mutsuzluğun da dışarıdaki taraftara yansıdığını belirten Metin Ersoy, bu yapının oluşmasındaki en büyük etkenin de sürdürülebilirliğin olmaması olduğunu söyledi. Sporcunun dış açılım olmaması nedeniyle kendini yeteri kadar motive edemediğini, izleyen seyircinin ise aynı şeyleri görmekten son derece bıktığını belirtti.

 

“Spordaki şov bizde hiç olmadı”

Ersoy, gelişmiş ülkelerde kişinin maçlardan önce gerek kendi gerekse ailesi veya arkadaşları ile beraber maçı gün boyu yaşadığını, yapılan aktivitelerden seyir keyfi aldığını, stadyumda oyunu izlerken hop oturup hop kalktığını, yani oyunu bir şov olarak gördüğünü belirtti. Kişinin böylece takımına karşı sempatisinin arttığını ve taraftarlık ruhunu daha kolay yakaladığını söyleyen Ersoy, ülkemiz spor yapısında şovun neredeyse hiç olmadığının altını çizdi.

 

“Kültürel yapımız farklı”

Metin Ersoy, kültürel yapımızdan dolayı özellikle maçlarda çok bağırmayı, tempo tutarak tezahürat yapmayı sevmediğimizi, adeta bir tiyatro izler gibi maç izlediğimizi belirterek, taraftar olarak sporcuyu motive edemediğimiz için bu durumun da oyunun görsel kalitesine negatif etki yaptığını söyledi.

 

“Yönetenlere büyük görev düşüyor”

Doç. Dr. Metin Ersoy, bu gibi sorunlarla karşılaşmamak ve sürdürülebilir kaliteli spor adına tüm spor paydaşlarına ve yönetenlere büyük görev düştüğünü, kesinlikle altyapıyı güçlendiren bir spor politikası izlenerek bu kalitenin zamanla yakalanabileceğini ve zamanla güçlü bir taraftar yapısı oluşturabileceğini belirtti.

Güncelleme Tarihi: 19 Haziran 2017, 12:03
YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75

banner88

banner110