Şu ilaç skandalı…

“İlaç yok” ve “var olan ilaçlar çok pahalı” vurguları sağlık gündemimizde yankılar yaratadursun…Gündeme bakalım: Eski Sağlık Bakanı Filiz Besim’den sonra bugünün Sağlık Bakanı Ali Pilli de o şok edici açıklamayı yineledi: Devletin Eczacılık Dairesi ambarlarında imha edilmesi  gereken 90 kamyonluk zamanı geçmiş ilaç var!..
   İlaçsızlık milletin anasını ağlatır… Bu çivisi çıkmış ülkede ilaçsızlıktan acaba kaç gariban ölümle erken buluştu?.. Ya da acılar içinde kıvranarak hastalığının artmasını kaçımız sineye çekti?.. Ama hükümet, kullanılamayan tonlarca ilacı bir çırpıda ima etmeye hazırlanıyor!..
   Bu “90 kamyonluk” ifadesi kimilerine oldukça abartılı geldi… Ne ki; Filiz Besim’in açıklamasına baktığımızda hiç de değil… Eski Bakan diyor ki:
   “Depolardaki binlerce ve kamyonlarca atıl ilaç 2012 yılından beri biriken ilaçlardır... 2012 yılından beri bu ülkede ciddi ilaç imhası yapılmamıştır. Çünkü ilacı imha etmek çok da kolay bir durum değildir. Gömemezsiniz, çöpe atamazsınız; illa ki sağlıklı bir tıbbi atık merkezinde imha etmeniz gerekmektedir... Eğer doğada imha etmeye kalkarsanız ülkenin çevre, toprak ve su dokusuna ciddi hasar verirsiniz…”
   Şimdi yığınla ilacı usulüne uygun biçimde imha edecek olanağa kavuştuk çok şükür!.. Uzun zamandır inşası beklenen özel bir atık imha merkezi devreye girmiş!.. Hadi bakalım; kamyonlar dolusu vadesi  bitmiş ilaç bu imha merkezine!..
   Ama halkın devlete dair umutları ve güveni de bir kez daha imha ediliyor bu arada o ilaçlarla birlikte… Gelin de sağlık eski bakanlarından Mustafa Arabacıoğlu’nun istifasını açıklarken dediğini anımsamayın şimdi: “Sağlıkta sistemsizlik sisteme dönüştürüldü…” 
   Hükümetin görevi, sadece bu ilaçları imha etmek değildir… Halk ilaç bulamazken hesapsız - kitapsız şekilde tonlarca ilacı dövizle ithal edip depolarda eskitenlerden de halk önünde hesap sormaktır esas görev… Hastane eczanelerinde hastalara verilecek nice ilaç bulunamazken depolarda tutulan tonlarca ilaç da bekletile bekletile imha edilecek duruma getiriliyor... 
   O depolarda yıllarca hiç mi kontrol yapılmadı?.. Tüketim tarihi yakın ilaçlar niye öne alınmadı?.. Sürümü olmayan ilaçlar neden tonla para ödenerek ısrarla alındı?...
                                                                              ***
   Devlet hastanelerinin eczanelerinden “ilaç yok” diye geri çevrilenler eğer parası varsa gidip kendisini şifaya kavuşturacak ilacı özel eczanelerden satın alır… Ama ülkemizin kronikleşen acı gerçeği bununla bitmiyor… Yakın geçmişte bir eczacı dostum yaşadıklarını şöyle anlattı bana:
   “Gelen hastaların çoğu parası çıkışmadığı için ilaçların tümünü alamıyor, ya da borç yazdırıyor… Kimi hasta ise kendisine yazılan ilaçtan vazgeçip hiç değilse çocuğunun ilacını alabilmek için harcıyor elindeki kısıtlı parayı…” 
   Bir diğer eczacı dostum Ersel Tüccaroğlu “Herhangi özel bir eczanede üç kuruşluk ilacın tarihi geçse o eczacı matem bağlar ve üzüntüden kahrolur. Ama devlet malı deniz” diyor…
   Ülkemizde ilaçla ilgili bu dramlar yaşanırken vadesi çoktan dolmuş tonlarca ilacın imha edileceğine ilişkin duyumların yankısı daha da acıtıcı oluyor tabii ki…
                                                               ***
   Dr. Öztürk Ünverdi, deneyimli hekim birikimi ve gözlemiyle çağın ne kadar gerisinde kaldığımızı şöyle açıklıyor:
   “İstanbul Aksaray'daki küçük araba parçası satanlar dahi bilgisayar sistemine geçmiş… Hangi arabaya hangi parçanın gerektiğini şasi numarası ile hemen bulur, stokunda var mı, yok mu size anında söyler. Türkiye’de devlet hastanelerinde doktorlar reçete yazmaz hale geldi… Bilgisayara giriyorlar, yazılımını orada yapıyorlar... Herhangi bir eczaneye gittiğiniz zaman aynı şekilde eczacı bilgisayara bakar, size yazılan ilacı ekranda görür, stokunda olup olmadığını söyler. Yaptığınız bütün tetkikler ve sağlık durumunuz da sağlık sisteminde kayıtlıdır. Tutun ki Konya'da tetkik yaptırdım. İstanbul'daki sağlık ocağındaki doktor bütün geçmişimi bilgisayar ekranında görür... İlaçlar da o şekilde sisteme kaydedilmeli… Mevcut ne kadar kaldı?.. Azaldığında uyarı verilmeli, ona göre getirilmelidir…”
   “Otomasyon, otomasyon” dediğimiz, ama bir türlü üstesinden gelemediğimiz olay budur işte…
                                                                              ***
   Devletin eczacılıktan artık vazgeçmesi gerektiğini eczacılık sektörümüzün duayeni Fatma Azgın’dan çok dinlemiştim henüz bu durumlar yaşanmadan… Şimdi birçok çağdaş ülkede olduğu gibi hastalar istedikleri özel eczaneden ilaçlarını alabilmeli ve devlet bunun ücretini düzenli olarak özel hastanelere ödemeli… Devletin bu bağlamdaki görevi, hastaya ilaç servisi yapmak yerine, denetimlerde bulunmak, ilaç ve eczacılık konusunda eğitimler vermek, ilaç politikalarını belirlemek olmalı…
   Ama sistemsizliğin sisteme dönüştürüldüğü bu düzende güvenin çok önemli olduğunun altını bir kez daha çizmeliyim… Çünkü konuştuğum bazı eczacılar; “Tamam, hastaların ilaçlarını devlet adına ücretsiz biz  verelim… Ama ödemeler doğru düzgün yapılabilecek mi?.. Bizi batırmasınlar!” kaygısında…
   Şimdi burada tüm bunları yazmaktan amacım,“skandala dönüşen ve halk nezdinde büyük yankılar yaratan şu son olaya karşın ilaç sorunumuzu kökten çözebilecek bir durumda değiliz hâlâ” diyebilmek… Çözümleri bildiğimiz ve seslendirdiğimiz halde uygulamada hiçbir şey yapamıyoruz…Çok yazık!..

 

YORUM EKLE
YORUMLAR
CEMAL YETİŞ
CEMAL YETİŞ - 1 hafta Önce

DEVLET İLAÇ VERMESİN. DR. REÇETEYİ YAZSIN, HASTA ECZANEDEN PARASIZ ALSIN. dEVLET ECZANEYE ÖDESİN. GÜZEL BİR SİSTEM OLUR.