Suyun hayatımızdaki önemi

HÜSEYİN DEĞİRMENCİ

   Sıcakların gelmesi ile maalesef ki adamızda yine su kesilmeleri başlamıştır. Geçen yaz her bölgede ciddi su sıkıntıları olmuş yaşamımız olumsuz etkilenmiştir. Peki, suyun hayatımızdaki önemi nedir? Dünyadaki su sıkıntısı ne boyuttadır? Bugün köşe yazımda biraz bu konular ile ilgili yaptığım araştırmaları paylaşmak istedim.
   Su, oksijenden sonra insan yaşamında en önemli yere sahip olan maddedir. Dünya üzerindeki bütün canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gerekli iki temel unsur bulunmaktadır; oksijen ve su. Bu bakımdan su, biyolojik yaşamın sürdürülmesini sağlayan temel bir unsur olarak tanımlanabilmektedir.
   Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan, en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik hayatı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur.
   Hayatımızı idame ettirebilmemiz için en önemli besin kaynağımız olan su, dolaşım ve sindirim sistemlerinin çalışmasında temel unsur olduğu gibi, vücudumuzdan artık ve zehirli maddelerin atılmasında da mühim bir vazifeyi yerine getirir.
   İnsan organizmasının önemli bir kısmı sudan meydana gelir. Kan dolaşımının olabilmesi, vücudun zararlı maddelerini atabilmesi, iç zarlarının kurumadan görevini yapabilmesi için hep suya ihtiyaç vardır. Bunun için sağlıklı her insanın aşırı terleme ve ishal halleri dışında, günde en az 1,5-2 litre suya ihtiyacı bulunmaktadır.
   Dünyamızın 3/4 'ünü Su kaplamaktadır. Vücudumuzun %60'nı su teşkil etmektedir. Dünyadaki suların ancak %2,5’i tatlı sudur.Bunun da %70'i buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır.Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0,3′ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.
   Dünya nüfusunun %40′ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekmektedir. 1940-1980 yılları arasında su kullanımı iki katına çıkmıştır. Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.
 

İnsan vücudu ve su


   Yetişkin bir insanın vücut ağırlığının yaklaşık olarak %50-70’ini su oluşturmaktadır. Bu oran, yaşa, kiloya, boy uzunluğuna ve kişinin fiziksel etkinliğinin derecesine bağlı olarak değişim gösterebilmektedir. Ortalama olarak, erkeklerde vücut ağırlığının %60’ını, kadınlarda vücut ağırlığının %50’sini ve çocuklarda vücut ağırlığının %65-75’ini su oluşturmaktadır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte vücuttaki su oranında azalma meydana gelmekte ve aynı doğrultuda yağ oranı artış göstermektedir. Bu bakımdan vücutta meydana gelen yaşlanma etkilerinde de suyun önemi oldukça fazladır.
   İnsan vücudunda bulunan kas dokuları, yağ dokularından daha fazla oranda su içermektedir. Vücudumuzda bulunan suyun, 2/3’ü hücrelerin içinde yer almakta, geri kalanı ise damarlarda, dokular arasında, sindirim sisteminde ve vücut boşluklarında bulunmaktadır. Hayati nitelikte pek çok fonksiyona sahip olan vücut sıvılarının (kan, mide salgısı, tükürük, gebelikte oluşan amniyotik sıvı, idrar) büyük kısmını su oluşturmaktadır.
   Su, besinler ve içecekler yoluyla vücuda alınmakta, alınan su sindirim sisteminde emildikten sonra kana karışmaktadır. Kan dolaşımı ile vücuda dağılan su, kılcal damarlardan çıkarak doku sıvısını oluşturmaktadır. Hücre içerisinde bazı kimyasal tepkimelere katılan su, tekrar hücre dışına çıkarak doku sıvısına dönüşmekte ve dokular yoluyla kan dolaşımına katılmaktadır. Kan dolaşımı aracılığıyla böbreklere gelen suyun büyük bir kısmı idrar olarak vücut dışına atılmaktadır. Bir kısmı ise, deri, solunum ve sindirim sistemi tarafından kullanılarak vücuttan atılmaktadır.
   Vücutta su tutulumu, vazopressin adı verilen hormon yoluyla sağlanmaktadır. Beyin, hipotalamusta sentezlenen vazopress hormonu ile, vücuttaki su tutulumunu düzenlemektedir. Vücutta suyun azaldığını ve susama hissini oluşturan algılayıcı ve uyarıcı hücreler de vücutta beyin kısmında bulunmaktadır.
  

Dünyada su yeterli değil!


   Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Dünyada kişi başına su tüketimi yılda ortalama 800 m3 civarındadır. Dünya nüfusunun yaklaşık % 20'sine karşılık gelen 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan mahrum olup, 2,3 milyar kişi sağlıklı suya hasrettir.
   Buna ek olarak, 2050 yılında su sıkıntısı çeken ülkelerin sayısı 54'e, bu şartlarda yaşamak zorunda kalan insanların sayısı 3,76 milyara yükselecektir. Bu durum 2050 de 9,4 milyar olması beklenen dünya nüfusunun % 40'ının su sıkıntısı çekeceği anlamına gelecektir.
   Yeryüzünde her yıl çoğunluğu çocuk olmak üzere 2 milyon insan uygunsuz su kullanımı ve kötü hijyenik şartlar neticesinde ortaya çıkan barsak enfeksiyonlarından hayatını kaybetmektedir. Ayrıca kronik flor eksikliği ve benzeri pek çok durum da çok ciddi bir problem haline gelmektedir. Hala Dünyamızın pek çok bölgesinde Hepatit A ve sıtma ciddi bir sağlık problemi olarak önemini korumaktadır.
   Kullanılabilir su kalitesini artırmak ve sağlık şartlarının iyileştirilmesi ile bunları engellemek mümkün olacaktır. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000 - 10.000 m3 arasında olmalıdır ve Türkiye su zengini bir ülke değildir. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık su miktarı 1.430 m3'tür.
   Özetle, su hayattır. Su gelecektir. Suyu korumak hayatı korumaktır.
  

YORUM EKLE

banner111

banner75

banner88

banner110