Tanınmadan ödleri kopuyor

Bir evvelinden beri Rumların en büyük korkusu KKTC’nin tanınması… ‘Fileleftheros’ gazetesi, Rum Yönetimi’nin, KKTC’yi siyasi düzeyde yükseltme hareketlerinden kaygı duyduğunu yazdı ve Rum Dışişleri Bakanlığının Azerbaycan ve Libya gibi KKTC’yi tanıyabilecek ülkelerle temasa geçtiğini kaydetti. Rum Dışişleri Bakanlığı’nın müdahale ettiği ülkelerin ‘bu yönde hareket etmeyecekleri’ cevabını vermiş göründüklerini yazan gazete, “konunun ciddi olduğu ve yakından takip edilmesi gerektiği’ vurgusu yaptı.

Aynı gazete, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in de bu hafta, Rum tarafının stratejisini belirlemek üzere yakın mesai arkadaşlarıyla görüşmesinin beklendiğinin bilgisini verdi. ‘Politis’ gazetesi ise, Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Aristotelis Konstantinidis ise, fiili durumun uzamasının KKTC’nin devletler tarafından tanınması ‘tehlikesini’ yaratacağına dikkat çekti.

   Anlayacağınız Rum Yönetimi bu aralar istim üstünde. “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınır mı?” diye uykuları kaçıyor. Kaygı dolu bakışlarla KKTC’yi ve Ankara’yı izliyorlar. Tanınsa da BM Güvenlik Konseyi gene bir karar alır ve ‘bilmem hangi sayılı karara aykırıdır’ der. Varsın desin; tanımak isteyen tanır, istemeyen tanımaz. BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs konusunda bu güne kadar taraflar arasında adil bir siyaset izleyebildi mi?   Örneğin İsrail aleyhinde BM Güvenlik Konseyi’nce o kadar çok karar alındı ki, gelmiş geçmiş İsrail hükümetleri, söz konusu kararlar için ‘hükümsüzdür, geçersizdir’ diyerek yoluna devam etti. Yalnız İsrail mi?    Daha nice ülkeler var. ‘Bu kararlar vız gelir, tırıs gider’ diyorlar. Mesela ABD veya Rusya, aleyhlerine alınan kararları uyguladılar mı, uyguluyorlar mı? Örneğin BM Güvenlik Konseyi Azerbaycan toprağı olan Karabağ konusunda son 28 yılda ne yapabildi? Ruanda’daki cinayetleri, soykırımı önleyebildi mi?

   Açlıktan sürünen ülkelere yetersiz de olsa, ilaç ve gıda yardımında bulundu ve bulunmaktadır da! Hepsi o kadar! Kıbrıs’ta iki tarafa eşit mesafe uyguladı mı? Daha da önemlisi, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) yıllardır Kıbrıs Türk halkına uygulamakta olduğu adaletsiz, insan haklarına aykırı ve Avrupa adına utanç verici ambargo kararlarını kaldırma cesareti gösterebildi mi? Türkiye bir yana, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, 30 Kasım’da Kıbrıs’a gelecek olan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Jane Holle Lute’a, “ABAD’ın yüzkarası şu ambargo kararı kalkmadan ben masaya oturmam” derse haksız mıdır?

   Tanınma konusuna gelince; elbette Türkiye’nin ‘malum’ düşmanları olduğu gibi, dostları da vardır, Türkiye’ye şükran borçları vardır. Bir işarete bakmaktadırlar. Ancak konu tanınma meselesi değildir, bu devletin kendi ayakları üzerinde durabilmesi konusudur. Günü geldiğinde niye o da olmasın? Ha; o ülkeler üzerinde baskı unsuru yaratılır mı, yaratılsa da dikkate alınır mı, o ayrı mesele. Örneğin KKTC kurulduğunda ilk tanıyan ülke Bangladeş olmuştu… Ancak ABD hemen devreye girdi ve çok fakir bir ülke olan Bangladeş’i yardımı kesmekle tehdit etti. Fakat her ülke Bangladeş olmadığı gibi, şimdiki şartlar da 37 yıl önceki şartlar değildir.

   Her şeye karşın, Kıbrıs Türkü bu aşamaya gelmiş ya da getirilmişse, Rum Yönetimi evvela suçu ya da kabahati kendinde arasın. İlla ki ENOSİS hedefiyle bu halkı silah zoruyla ortaklıktan attıklarında, bu toplumun kendilerine esir olmasını mı bekliyorlardı? Rum tarafının egemen olduğu bir cumhuriyette sığıntı mı olmalıydılar yoksa azınlık mı? Yunan bayrağı altında yaşamaya mahkûm mu edilmeliydiler, boynu bükük mü yaşam sürmeliydiler? Niye bu adada, en az kendileri kadar hak sahibi olan bir de Türk halkı olduğu gerçeğini kabul edemiyor, hazmedemiyorlar? Bu sorulara verecekleri makul yanıtlar bile Kıbrıs sorununun çözümüne yeter de artar bile!

                                                                              ***

Lefkoşa’dan Mehmet Günay ve

Beyarmudu’ndan Özkadılar

   Başkentin iyi bilinen isimlerinden, iyiliksever insan Mehmet Günay dün Lefkoşa’da son yolculuğuna uğurlandı. Sevgili eşi Seval Hanım, evlatları Ahmet Günay-Şerife Paşa Günay, Handegül Günay-Cengiz Gökeri, torunları Mehmet ve Yiğit Emin Günay, acısına asla alışamayacaklarını ifade ettikleri ailenin reisi Mehmet Günay’ın ölümüyle acılarının sonsuz olduğunu belirttiler, tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyururken, nur içinde yatması ve mekânının cennet olmasını dilediler.

   Öte yandan adı gibi melek insan Melek Ali Özkadılar bugün Beyarmudu’nda (Pergama) toprağa verilecek. Kızları ve damatları Gülen-Cenk Apaydınlı, Zehra-Işık Hassan, oğulları ve gelini Ali-Hülya Ahmet Özkadılar, Reşat Ali Özkadılar, torunları Hanife-Mike, Ahmet-Sabreena, Hilmi-Ayşe, Ahmet Hassan, Onur-Yeşim, Ahmet Ali, Mustafa Ali, tüm aile, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyururken, “Derin üzüntü içerisindeyiz. Yıllar geçmiş olsa da, acısı içimizde ilk günkü gibi duran babamız merhum Ahmet Ali Özkadılar ile yattığınız yer nur, mekânınız cennet olsun” ifadesini kullandılar.

 

YORUM EKLE

banner75