Tarihi eserlerimizin kıymetini bilmiyoruz

Değerlerimize sahip çıkmayışımızın önemli zaaflarımızdan birisi olduğunu defalarca yazdık.

Çevreye duyarsızlığımız, ülkenin her tarafını çöplüğe dönüştürmemiz, tüm uyarılara rağmen aynı tavrımızı devam ettirmemiz, gerçekten de hayret edilecek bir durumdur.

Birileri Kıbrıslı Türklerin, çevresini, doğasını bu denli katletmesini mutlaka araştırmalıdır.

Sanırız çok önemli bir tez konusu olabilir.

Bir insan değerlerini bu kadar hoyratça neden harcar, yok eder ki?

Bir toplum ülkesine, yaşadığı yere aidiyetini nasıl bu kadar kolay kaybeder?

Bunlar üzerinde gerçekten de kafa patlatılmalı ve varılacak sonuçlarla, sorunun üzerine gidilmelidir.

Neden çevremizi kirletiyoruz?

Neden dereleri, tepeleri, dağları yok ediyoruz?

Neden denizlerimize lağım akıtıyoruz?

Neden yeşil alanları, ormanları, verimli toprakları betonla dolduruyoruz?

Bu yaptıklarımızın ülkemizi çirkinleştirdiğinin farkında değil miyiz?

Herhalde farkında değiliz, çünkü bundan rahatsız olsaydık bunları yapmazdık.

Çevremizi kirlettiğimiz, katlettiğimiz gibi tarihi eserlerimizi de önemsemiyoruz.

Ülkemizde birçok tarihi eserimiz bakımsızlıktan dökülüyor.

Kimi tarihi eserlerimiz yok olmak üzere…

İki toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin çabaları, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) ve Avrupa Birliği’nin katkıları ile birçok tarihi eserimizi restore ettik, güçlendirdik ama her şeyi de onlardan bekleyemeyiz. Biz de eserlerimizi korumak, güçlendirmek için çaba sarf etmeliyiz.

Tarihi eserlerimizin restoresi, güçlendirilmesi için önemli bütçeler ayırmalıyız.

Her fırsatta “turizm ülkesiyiz” deyip duruyoruz, eğer ülkeyi yönetenler, gerçekten buna inanıyorsa ve geleceğimizi bunda görüyorsa, tarihi eserlere değer verilmeli, restore edilmeli, güçlendirilmeli, korunmalı…

Tarihi eserleri ihmal edilmiş, çevresi katledilmiş bir ülkenin turizmi de bir yere varamaz.

Turizmi çevreden ve tarihi eserlerden bağımsız düşünemezsiniz.

Hatta özel şahıslara ait ama tarihi eser niteliği taşıyan eserleri de koruma altına almalıyız.

O eseri korumak, geleceğe aktarmak, geçmişten bir miras olarak değer vermek ve turizme kazandırmak gerekir.

Gazetemizin dünkü sayısında ön sayfada yer alan “Tantin’in Hamamı yok oluyor” başlıklı haber, değerlerimize önem vermediğimizi yansıtıyor.

Tantin’in Hamamı için bizi çok sayıda insan arıyor, neden böyle döküntü halde olduğunu soruyor.

Bölgeye gelen turistler de hamamın harabe haline, yıkılıyor oluşuna hayret ediyor, neden restore edilmediğini sorup duruyormuş. Daha da kötüsü yıkılmak üzere olan hamam, turistler için tehlike arz ediyormuş.

Bir döneme tanıklık etmiş, birçok kişinin anısının bulunduğu, Lefkoşa için çok önemli turistik bir eser olan Tantin’in Hamamı’nı restore edecek parayı bulamıyoruz.

Kafesli Mahallesi Muhtarı Hüseyin Eminoğlu, hamamın restoresi için birçok kapı çaldığını ama kimsenin buna yanaşmadığını söyledi. Eminoğlu, burasının tamir edilmesini, hamam olarak değilse bile, kültür merkezi olarak halka kazandırılmasını talep etmiş ama yetkililer ilgi göstermemiş.

Muhtar Eminoğlu, bazı yetkililerin kendisine, Tantin’in Hamamı’nın şahsa ait olduğu için prosedürün zor olduğundan da söz etmiş… Neden zor olsun ki halka mal olmuş bu yerin restore edilmesi? Hamamın kime ait olduğu bulunamaz mı, bulunup da ikna edilemez mi?

Öncelikle niyet olmalı? Genel olarak tarihi eserlerimizi güçlendirmek, restore etmek için niyetimiz var mı? Niyetimiz varsa gerisi mutlaka gelir.

Biz aslında tarihi eserlerimizin kıymetini bilmiyoruz, ne büyük bir zenginliğimiz olduğunun farkında değiliz. Umarız farkına vardığımızda çok geç olmaz

YORUM EKLE