Tarihin Başlangıç noktası

Belki de son yıllarda okuduğum en gizemli kitaplardan birisi idi Tom Knox'un kaleminden çıkan “Yaratılış Sırrı. “( The Genesis Secret ) . İnanılmaz bir hikâye sürüklüyordu beni. Hep yıllardır gizemine kapıldığım Templar şövalyelerine kadar giden, medeniyet, mitoloji ve ritüel dünyanın tüm gizemi ile karşıma çıkan bir Mezopotamya’nın en kuru yerlerinden Urfa mabedi. Hikâyede var olan Alman arkeolog ve onun ölümü ile kazı alanındaki sırların tekrardan ortaya çıkmaması için verilen ve işin içerisine karışan gizli istihbarat birimlerinin inanılmaz savaşı. İçerisinde çok az aşk… Bunlar yetmezken günümüze ulaşan ve medeniyetin dönüm noktası sayılacak olan dini bir mabet mi yoksa yaşam yeri mi. Koskoca taş heykellerin üzerine çizilmiş olan yarı insan yarı hayvan olan figürler.

İnsanlık tarihi hakkında bugüne kadar bildiklerimizi tekrardan düşünmemizi sağlayacak, tüm akademik dünyanın tarihsel yazılımını değiştirecek bilgiler… Şüphesiz dinler tarihini de topyekun değiştirecek bir tepe üzerine kurulmuş bir mistik yaşam alanı. Rast gele bir köylünün sabanı tarafından çıkarılan bir kaya parçası ile köylünün taşı şehre müzeye götürmesi tüm bilinenleri altüst ediyor.

1995 yılından beri de arkeolojik çalışmalar Urfa Göbeklitepe'de devam ediyor. İnşası Milattan önce 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor.

Çok önemli bazı tarihsel ayrıntılar verecek olursam Göbeklitepe ; MÖ 2000 li yıllara dayanan Meksika, El Salvador ve Peru topraklarına yayılan Mayalardan 8000 yıl , İngiltere'de bulunan Stonehenge'den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski.

Tarımın başlangıç yeri olarak bilinen Mezopotamya toprakları ve yerleşik hayata geçişi temsil eden kültür bitkisi buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmıştır. İnşa edildikten 1000 yıl sonra üstleri insanlar tarafından kapatılarak gömülen bu tapınaklar yeniden gün ışığına çıkıyor. Ama yaratılış sırrına göre üstünün kapatılmasının elzem olduğu ve gün yüzüne çıkmaması gerekliliği. Kitapta yazılanlara göre binlerce yıl önce buranın lanetinden kurtulmak için üzeri örtülmüş.

Müthiş bir hikaye ve gizem işin açıkçası. Müthiş kazılar ve yazılan yeni tarih. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’de 2019 yılını Göbeklitepe yılı ilan etmiş. Cumhurbaşkanı Sn Recep Tayyip Erdoğan tarafından da yaklaşık 3 ay önce de bunun ilan edilmesi ile de tüm dünyanın gözünü bu çok bilinmeyen bir yere dikmiş. Geçen yıl dört buçuk milyon ziyaretçi ile müthiş bir marka olma yönünde olan bu tarihi ve kültürel dev varlıklar dünyanın en büyük fuarı olan ITB Berlin Fuarında da Türkiye pavyonunun konsept çalışmasına ilham olmuş. .

İnanılmaz derecede farklılık yaratıp ilgi gören bu devasa taşların birebir replikalarının yapıldığı Türkiye standı ziyaretçi akınına uğradı. Bizim bakanlık yetkililerimizden aldığım bilgilere göre Girne kalesi ve batık gemi konsepti ile Kuzey Kıbrıs fuar alanımız yine gözde yerlerden birisi idi.

Yaklaşık 25 yıldır devam eden kazı ve araştırmalar sayesinde, Göbekli Tepe hakkındaki en önemli bilinen burasının bir çeşit buluşma noktası olduğu yönünde. Çevrede dolaşan çeşitli avcı gruplar için bir çeşit toplanma merkezi. Bölgede bulunan benzer tarihi kalıntıların ve aletlerin benzer özelliklerine dayanarak yaklaşık 150-200 kmlik bir yerleşim alanı.

Şimdiki kazı operasyonlarını yürüten arkeolog Jens Notroff “ Şanlıurfa’da bulunan Göbekli Tepe sadece Türkiye için değil, tüm dünya için çok önemli bir değere sahip bir tarih öncesi arkeolojik alan”.

Yaklaşık 12.000 yaşında olan Göbekli Tepe’nin dünya tarihinde kabul edilen bazı teorileri değiştirme kapasitesine sahip olduğu bile söylenebilir. Peki Göbeklitepe neydi? Arkeologların, anlamlandıramadığımız buluntu ve öğeleri çoğunlukla ve bazen de kolaya kaçarak “ritüel” olarak nitelendirdiği bir gerçek. Ayrıca kutsal ve dünyevi olanın iki keskin kutup olarak ayrılması da modern batılı bakış açısının bir ürünü. Bununla birlikte, yaptığımız yorumlamalar yoktan ortaya atılmadı. Göbekli Tepe’ye özgü birkaç özellik buranın “farklı” olduğunu destekler nitelikte.

Fırat’ın Suriye sınırlarında bulunan Mureybet ve Jerf el Ahmar ile Türkiye’de Dicle havzasında yer alan Nevali Çori ve özellikle Çayönü gibi Göbeklitepe’nin çağdaşı yerleşimler sayesinde, bu dönemdeki yerleşim mimarisini tanıyoruz. Dolayısıyla tepe yapılarının bu bahsettiğimiz yerleşimlerden farklı olduğunu görebiliyoruz. Göbeklitepe’nin anıtsal ve dairesel biçimde çevrelenmiş daha erken PPNA tabakası, T biçimli büyük dikilitaşları ile belirgin şekilde farklı bir yapı oluşturuyor. Böyle yapılar önceden bilinen yerleşimlerden de biliniyor ve genelde ‘kamusal’ yapılar olarak adlandırılıyorlar. Fakat bu yapılar Göbeklitepe dışındaki yerleşimlerde genelde tek bir örnekle temsil edilirken, Göbekli’de sayıları dikkat çekici derecede artmış. Bu yapıların tapınak olduklarını öne sürmek, bu terimi nasıl tanımladığınıza bağlı. Yine de tarihsel olarak tapınak konsepti, oranın tanrı ya da tanrıların evi olmasını öngörür.

Erken Neolitik için ise henüz böyle bir karmaşık din olgusu sunamıyoruz. Bununla birlikte, el, ayak ve giysi kabartmalarıyla, Göbeklitepe’nin karakteristik T biçimli dikilitaşları belirgin şekilde antropomorfik (insan biçimli) özelliklere sahip ve bunlar anıtsal heykeller olarak yorumlanabilir. Bu soyut üsluba sahip, yüzsüz, devasa boyutlardaki betimlemeler, aynı döneme ait gerçeğe uygun boyuttaki natüralist heykellerden farklı bir sınıfta değerlendirilebilir. Göbeklitepe tarih bilgimizi değiştirdi Göbeklitepe’yle ilgili en önemli keşif erken Neolitik avcı toplayıcı grupların içindeki ve arasındaki karmaşık organizasyonun iç yüzünü anlamamız olabilir. Göbeklitepe dikilitaşları ve dairesel yapıları gibi anıtsal bir mimari oluşturmak için işin örgütlenmesi ve yürütülmesi ve farklı gruplar arasında işbirliği gerektiği kadar belirli derecede iş bölümü de sağlanmalı.

Hala son derece gezici olan insanların böyle büyük ölçekli kamusal projelere yatırım yapması ve en sonunda geniş yerleşik gruplar, tarım ve hayvancılık ile tanımlanan ve Neolitik hayat tarzı denilen bir dizi değişikliği tetiklemiş olabileceği Anadolu Neolitiğini anlamamız açısında çok önemli bir katkıdır.

Orada çalışan işçilere düzenli olarak besin sağlanması gerekliydi. Besin talepleri kısa zamanda avcı ve toplayıcılıktan elde edilenleri aşmış olabilir. Bu da, sonuç olarak, insanları farklı besin kaynakları bulmak ve kullanmak zorunda bırakmış olabilir.

2006 yılından beri Göbeklitepe’de çalışan Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Arkeolog Jens Notroff 'un farklı kaynaklardan elde ettiğim bilgilerini toparlayacak olur isem Arkeologların, anlamlandıramadığımız buluntu ve öğeleri çoğunlukla ve bazen de kolaya kaçarak “ritüel” olarak nitelendirdiği bir gerçek. Ayrıca kutsal ve dünyevi olanın iki keskin kutup olarak ayrılması da modern batılı bakış açısının bir ürünü.

Bununla birlikte, yaptığımız yorumlamalar yoktan ortaya atılmadı. Göbeklitepe’ye özgü birkaç özellik buranın “farklı” olduğunu destekler nitelikte .. Peki o dönemde yaşamış insanlar neden Göbekli gibi anıtsal bir mimariye ihtiyaç duymuş olabilir?

"Etnografik çalışmalara göre bunun gibi kamusal projeler ve şenlikler grupsal bağlılığı güçlendirmek için önemli bir etken. Özellikle küçük avcı toplayıcı gruplar, temel olarak, bilgi ve ürün değiş tokuşu yapmak ve gen havuzunu tazelemek için evlilik bağları kurmak amacıyla bu tarz düzenli buluşmalara güvenir. Bu açıdan Göbekli Tepe’nin coğrafi konumu tesadüf değildir. Göbekli bir dağ silsilesinin en yüksek noktasında kolayca görülebilecek bir yere kurulmuştur. Böylece Göbekli’nin dairesel yapılarını bu buluşmaları belirten izler, zengin betimli dikilitaşları ise bu grupları temsilen anılarını saklayan buluntular olarak yorumlamak mümkün.

Hepsi avlamış (evcilleştirilmemiş) türlere ait çok sayıda hayvan kemiği burada büyük şenliklerin düzenlendiğine ve hacmi 160 litreye ulaşan taş kaplarda yapılan kalıntı analizleri alkollü içkilerin tüketildiğine işaret ediyor.

Sosyal antropolojiden öğrendiğimize göre, bunun gibi iş gücü şenlikleri denilen etkinlikler, Göbeklitepe gibi büyük çaplı kamusal projeler için gerekli insan gücünü çekmek için mükemmel bir araç olmalıydı. Dairesel yapılar içindeki düzenli tamir ve yeniden düzenlemeler buradaki inşaat faaliyetlerinin düzenli olarak devam ettiği izlenimini veriyor.

Bu da muhtemelen Göbekli’de insanları bir araya getiren önemli bir etkendi." Mutlaka en kısa zamanda böylesine İnsanlık tarihinin belki de en önemli merkezi olma yönünde emin adımlarla ilerleyen Göbekli Tepe’yi ziyaret edeceğim. Anadolu açık hava medeniyetler müzesi açık ara dünyanın önünde. Doğuş grubu buraya 20 yıllığına kazı çalışmaları sponsoru oldu. Müthiş bir başarı öyküsü yazılacak. Turizm dolu günler bizimle olsun.

YORUM EKLE