Tasarruf önlemleri, her iki tarafı da keskin bıçaktır!..

   Dönemin Savunma Bakanı Osman Örek, 1968 yılında Ankara’ya hareketinden önce yaptığı açıklamada, “Kıbrıs Türk toplumunun şu anda karşılaşmakta olduğu en önemli sorun göçmenlerin durumudur” demişti…   Örek, 25 bin kadar Kıbrıslı Türk’ün göçmen hayatı yaşadığını ve üçüncü kış mevsimini de çadırlarda geçirmenin çok zor olduğunu, bir an önce mesken temin edilmesi gerektiğini söylemiş, bu konuda Ankara’dan yardım isteyeceğini dile getirmişti.

   25 bin göçmenin 5 bini sadece Küçük Kaymaklı bölgesindendi. Rum saldırılarından canlarını kurtarabilmek için yerlerinden üzerindeki giysileriyle kaçabilen Türklerin bir kısmı, Lefkoşa’nın Türk kesimine, bir kısmı da Hamitköy’e sığınmıştı…

   Bu halk 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974’e kadar çok zor günler geçirdi. Binlerce insanı barındırmak, aş temin etmek hiç de kolay değildi. Binden değil, 25 bin göçmenden bahsediyoruz.

   Allah’a şükür bugün göçmenlik durumu söz konusu değil. Ancak virüs korkusu var. Dünyayı sersemleten Koronavirüs, bir yerde ülkeleri olduğu kadar, insanları da hizaya getirdi sayılır. Her ülke gibi KKTC de alınan önlemleri uygulamakla meşgul. Önlemlerin mükemmel olup olmadığını tartışacak değiliz. Ancak hiçbir ülkenin de dört dörtlük önlem aldığını söyleyemeyiz. Tam anlamıyla kontrolü sağlayabilmek de kolay değildir. Özellikle Avrupa’da bunu gördük. Başta İtalya olmak üzere, AB üyesi bazı ülkelerin, önce bocaladığı, sonra da paniğe kapıldığı gözlendi. Ekranlarda da bunları izledik.

   Bu bakımdan ‘avuç içi kadar’ diye tanımladığımız bu küçük ülkede alınan önlemleri küçümsememek gerek. Vatandaş genelde hükümetin aldığı kararlar ve uygulanan önlemlere uymakta, duyarlı davranmaktadır. Bu da olumlu bir adımdır. Uymayanlar da elbette vardır ve olacaktır da; ancak bunu ‘devede kulak’ olarak nitelemek gerek.

   Vatandaş mecbur kalmadıkça kısmı sokağa çıkma yasağına riayet etmekte, bankalarda, marketlerde, eczanelerde ve benzeri işyerlerinde mesafeli olarak kuyruğa girmesini bilmektedir. O kadarı da olsun yani. Olağanüstü hallerde bu tür kısıtlamaları doğal karşılamak lazım… Her uygulamayı eleştirecek, karşı tavır takınacak ve kişileri ötekileştirecek davranışlardan kaçınmak ve anlayışla karşılamak gerek! Hani derler ya, “O kadar kusur kadı kızında da var.”

   Alınan tedbirleri yeterli bulan da var, bulmayan da! Önlemleri gereksiz gören bile! Ancak esas olan, çoğunluğun görüşü ve düşüncesidir. İnsanımızın anlayışı karşısında gurur duymamak elde değildir. Zor günleri atlatabilmenin başka da yolu yoktur. Bu halk geçmişte nice krizler atlattı. Bazı bankaların battığını, kimilerinin Meclisi bastığı günleri yaşadık. Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için, 21 Aralık 1963’te ‘Akritas Planı’nın devreye konulduğunu ve topyekün saldırıya uğradığımız çok daha zor süreci unutmuş değiliz.

   Yazının başında Osman Örek’in, Ankara ziyaretini ve 25 bin Kıbrıslı Türk göçmenin, 3’üncü kışı da çadırlarda geçirmek zorunda kalmaması için yapılan girişimlerden kasıtlı olarak bahsettim.

   Demek istediğimiz şu ki, bu günlere kolay gelinmedi. Korona sadece KKTC’nin başına musallat olan virüs değildir. Dünyada girmediği kapı, etkilemediği ülke kalmış değildir. Küresel bir tehdittir. Bu tehdit karşısında önemli olan zoru başarabilmek, kritik dönemi en az zarar ve hasarla atlatabilmektir.

   Tasarruf tedbirleri veya ekonomik önlemler, adına ne derseniz deyiniz; çok ince bir ayar gerektirir. Bir başka deyişle iki tarafı da keskin bıçağa benzer. Farklı sektörler ve çalışanları mağdur durumdalar. Gün çalışıp gün yiyen insan sayısı az değildir. Çoğu elindekini avucundakini tüketmiş vaziyettedir. Binlerce kişi günlerdir evinde olup, çalışmamaktadır. Ekonominin çarkları dönmeyince, sancılar çoğaldıkça, sosyo-ekonomik ve psikolojik bunalımlar da tırmanacaktır. Sadece çalışanlar değil, çalıştıranlar da mağdur olmaktadır. Medya sektörü dahil, lokantalar, restoranlar, barlar, oteller, cafeler, galeriler, bankalar, inşaat sektörü ve aklınıza ne gelirse etkilenmiş bulunuyor.

   Olumsuzluklar, krizi de tetiklemekte, insanlar da darboğaza sürüklenmektedir. Darboğazı kısa sürede aşabilmektir maharet! Ancak henüz tünelin ucunda ışık görülmüş değildir ve kesin bir takvimden bahsetmek de olanaksızdır. Nitekim Dilek Yavuz Yanık arkadaşımız diyor ki, Çinliler durumun ciddiyetini kavradıktan 75 gün sonra evden çıkabildiler. Bu hesaba göre, temmuza kadar evdeyiz.”

   Bakarsınız cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci kez de ertelenebilir. Çünkü kimse kesin tarih veremediği gibi, kesin tarihi ancak Koronavirüs tayin edecek. Zaten bu durumda halkın seçimi düşünecek hali de yok. Halk seçim değil, geçim derdinde! Diyeceğimiz; vatandaş zaten kendi kendine tasarruf önlemlerini almış durumda. Lükse harcayacak parası olmadığına göre, eğlence yerleri de kapalı olduğuna göre, varsın evde kalsın. Ancak evde de kalsa geçim derdi bitmez ki! Kısacası özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlar ‘boşa koyuyor dolmuyor, doluya koyuyor, olmuyor.’  

                                                                                      ***

Emekli Başsavcılardan M. Vedat Azizalp,

Lefkoşa’da son yolculuğuna uğurlandı…

   Kıbrıs Türk toplumunun tanınmış simalarından, Müftü Hacı Hafız Ziyai Efendi’nin torunu, merhume Fatma Aziz ve merhum Posta Genel Müdürü Ahmet Aziz’in oğulları, merhum mimar-şehirci A. Behzat Aziz Beyli’nin kardeşi, Engin Azizalp’ın sevgili eşi Emekli Başsavcı M. Vedat Azizalp, Hakk’ın rahmetine kavuşarak, önceki gün Lefkoşa’da son yolculuğuna uğurlandı.

   Eşi Engin Hanım ile kardeşi ve eşi A. Behzat (merhum)-Sözen Aziz-Beyli, kardeşi çocukları Fatma-Mustafa Süzal, Zehra Aziz-Beyli-Fikret Veysi, torunları Sözen Süzal, Behzat Süzal, Maya Veysi ve yardımcısı Rayımova, acılarını tüm akraba, dost ve sevenleriyle paylaştılar, “Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun” dediler.

 

Son çınarlardan Özçelebi ve Kamacı

   Öte yandan yine tanınmış isimlerden Talat Hasan Özçelebi, dün başkentte İsmail Safa Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra toprağa verildi. Ailesi, nur içinde yatmasını ve mekânının cennet olmasını temenni ederken, merhumun “Ne mutlu bana ki bu hayatta dilediğim her şeyi Tanrı bana yaşattı… Tanrı herkese benim hayatım gibi bir hayat yaşatsın” sözü dikkati çekti.

   Ailenin taziye mesajında ise, “Annem, Fatma Özçelebi, 50 yıllık eşini, Ben, oğlu Ahmet Özçelebi, babamı, eşim, Çağın Erçin Özçelebi, kayınpederini, oğlumuz Arel Özçelebi, dedesini, Kandulular, en son çınarlarından birini, Bostancılılar, Talat Dayılarını kaybetti” diye yazıldı.

   Bu arada 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı gazilerinden Sulhi Kamacı, önceki gün Lefkoşa’da defnedildi. Herkes tarafından sevilen bir kişi olan Kamacı’nın sevgili eşi Emine Hanım, evlatları Ayşe Kamacı-Halil Sedat Dağoğlu, Alev Kamacı-Nurettin Ulvi, torunları Yaren, Sudem ve Tanem “Acımız büyüktür. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyurulur. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” dediler.

YORUM EKLE

banner107

banner75

banner108