Taşınmaz Mal Komisyonu’nda kaynak yetersizliği devam ediyor

Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Xenides-Arestis v. Turkey davasında vermiş olduğu hükümler uyarınca, Taşınmaz Mal Yasası (67/2005 sayılı yasa) çerçevesinde oluşturulmuştur. Komisyonun amacı, KKTC’de bulunan mallarla ilgili olarak gelecek talepler için etkin bir iç hukuk yolu tesis etmektir.

Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye aleyhine açılan Demopoulos ve Diğerleri davasının kabul edilebilirliğine ilişkin almış olduğu 1 Mart 2010 tarihli kararla Taşınmaz Mal Yasası’nın hukuki çözümler sunduğunu tespit etmiş ve başvuranların şikayetlerini iç hukuk yolunun tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Taşınmaz Mal Komisyonu, 67/2005 sayılı Yasa hükümleri doğrultusunda, iade, tazminat ve takas ile ilgili yapılan talepleri incelemektedir.

Son verilere göre, Komisyona toplam 6,658 adet başvuru yapılmış ve bunlardan 1003 tanesi sonuçlandırılmıştır. Komisyon, şu ana kadar başvurulura karşılık olarak 303,877, 517 sterlin tazminat ödemiştir. Çözüme ulaşan ve tazminat ödenmesi gereken dosyalardan 203 tanesine kaynak yetersizliğinden dolayı maalesef 6 yıldır ödeme yapılamamıştır. Bahse konu ödemelerin yapılabilmesi için de yaklaşık 750 milyon TL’ye (yaklaşık 100 milyon sterlin) ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, 5200’den fazla dosya da henüz incelenememiştir.

Ödemelerin geç yapıldığı gerekçesi ve Güney Kıbrıs Yönetiminin yaptığı baskı ve tedbirler neticesinde 195 başvuru da sahipleri tarafından geri çekilmiştir. Ayrıca, Güney Kıbrıs Yönetimi, kendi kamu görevlilerinin başvurusunu da engellemektedir. Bu baskılar olmasa başvurular belki de şimdikinin 2-3 katı artabilecekti.

Görüldüğü üzere, Taşınmaz Mal Komisyonu uluslararası kukuk bağlamında onay almış ve kabul gören bir kuruluştur. KKTC tanınmadığı halde, insan haklarına saygı çerçevesinde Uluslararası Hukuk ülkemizde iç hukukun çalışmasına onay vermektedir. Komisyonun kurulmasında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde karşılaştığı davalarda yaşanılan sıkıntıların aşılması için iç hukuk yolunun kullanılması gerektiği savı etkili olmuştur.

Bu yüzden, komisyonun görevini tam anlamıyla yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu kaynağı devlet olarak sağlamamız gerekmektedir. Çünkü tazminatların ödenmediği gerekçesi ile birçok Rum AİHM’e başvurmaya başlamıştır. Bizim elimizdeki bu iç hukuk yolunu mutlaka iyi kullanmamız ve komisyonu verimli çalıştırmamız gerekmektedir. Rumların eline koz verip onların yeniden AİHM’e gitmesine fırsat vermemeliyiz.

Komisyona yapılan başvuruların nerdeyse yüzde 95’i tazminat alma şeklindedir. Başvuru yapanların çoğunluğunun yaşlı ve hasta olması onları tazminat alma yönüne kaydırıyor. Ayrıca, Maraş’la ilgili olarak da Komisyona 280 başvuru yapılmış durumdadır. Maraş’la ilgili yeni açılımların konuşulduğu bir dönemde, bu konunun da değerlendirilmesi ilginç olacağa benziyor.

Devletin komisyona ayırdığı bütçenin az olduğu herkes tarafından seslendirilmektedir. Bu yıl da bütçeden komisyon için yaklaşık 100 milyon TL kaynak ayrılmıştır. Yaklaşık 13 milyon sterline denk gelen bu kaynak yaklaşık 100 milyon sterlin tutarındaki ihtiyaç duyulan rakamın çok az bir oranını karşılayacaktır.

Dolayısıyla, komisyonun gelirlerini artırmak için yeni alternatif gelirler yaratmak gerekmektedir. Önerilerden biri de şudur. Herhangi bir mal tazminatı ödenip, Türk malı kimliği kazandığı zaman, malın değeri 2-3 kat artıyor. Bu durumda, malın şimdiki kullanıcısının bu durumdan kazancı oluyor. Malın artan değeri üzerinden şimdiki kullanıcının bir vergi ödemesi ve bunun içinde de kendisine uzun vadeli faizsiz kredi verilmesi düşünülüyor. Bu öneriyi Türkiye’nin de desteklediği bilinmektedir. Fakat, bu konuda Kuzey Kıbrıs’ta tereddütler bulunduğu bilgisi mevcuttur.

Başka öneriler de varsa, örneğin bu amaçla fon kurulması ve bu fona yönelik gelirler geliştirilmesi de mümkün olabilecektir. Bunların açık yüreklilikle Türkiye yetkilileriyle birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. Aksi halde, uluslararası hukuk içinde yer alan taşınmaz mal komisyonu tazminat ödemelerini yeterli bir şekilde yerine getiremediği için, işlevsiz kalacak ve AİHM’e yapılan Rum başvuruları günden güne artacaktır. Böyle bir durumla da karşılaşmak eminim herkesi rahatsız edecek, memnuniyet yaratmayacak ve derinden üzecektir. Konunun önemi göz önünde tutulduğunda, zaman kaybetmeden ivedi şekilde harekete geçilmeli ve çözüm yolları aranmalıdır.

YORUM EKLE

banner107

banner108