TL ‘döviz karşısında yine perişan’, halkın canı yanıyor

Türkiye piyasalarında döviz kurlarındaki yükseliş durdurulamıyor. TL’nin değer kaybetmesi, her gün yeni rekorlar kırarak devam ediyor.
Sadece eylül ayında dolar karşısında yüzde 7 değer kaybeden Türk Lirası, ekim ayında ise bugüne kadar yüzde 2 civarında değer kaybetti. Yılbaşından bu yana yaşanan değer kaybı yaklaşık yüzde 25 oldu. Bu yazının yazıldığı sıralarda, KKTC’ de dolar 9.18, Euro 10.60, sterlin de 12.55 seviyelerini görmüştü.
TL’nin son günlerde aşırı değer kaybetmesinde, iç ve dış ekonomik ve siyasi gelişmeler büyük rol oynamaktadır. Şimdi de sizlere bu gelişmelerden bahsetmek istiyorum.
TL’nin değer kaybının iç nedenlerinin en önemlisi, TCMB’nin politika faizini ‘sürpriz’ bir şekilde 100 baz puan indirmesi ve enflasyonun altında bırakması olmuştur. Bu karar, TL’den kaçışı arttırdığı gibi yatırımcı güvenini de sarsmış ve TL’nin değer kaybına yol açmıştır.
ABD Doları'nın gelişen ülke para birimleri karşısında güçlenmesinin de tetiklemesiyle, Türk Lirası, dolar karşısında en fazla değer kaybına uğrayan para birimi oldu. Bunun yanında, TCMB Başkanının döviz rezervleri ile ilgili yaptığı açıklamalar piyasaları tatmin etmediği gibi riskleri de ekstra artırmış ve yatırımcı güvenini zedelemiştir.
Dış etkenlerin başında ise, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tahvil getirilerinin yükselmesi gelmektedir. Bu durum, TL’nin dolar karşısındaki kaybının hızlanmasını artırmıştır. Siyasi olarak da Türkiye ile ABD yönetimleri arasında yaşanan sorunlar ve karşılıklı açıklamalar da, piyasaları huzursuz etmiştir.
Türkiye’nin özellikle Rusya ile ilişkilerini derinleştirmesi ve yeni S-400 hava savunma sistemi, uçak ve nükleer reaktör anlaşmaları yapılacağına dair liderler düzeyindeki açıklamalar da, Türkiye-ABD ilişkilerini germiş durumdadır. Ayrıca, PKK’nın Suriye’deki yapılanması PYD’nin bölgedeki varlığına ABD’nin destek verir mahiyetteki açıklamaları da, ilişkileri olumsuz etkilemektedir. Bu değer kaybında, Türkiye'nin Suriye'de yeni askeri operasyon yapma ihtimalinin de etkili olduğu da uzmanlar tarafından belirtilmektedir.
Türkiye’ de enflasyonu düşürmeden, faiz indirimine gidilmesi, maalesef bugünlerde yaşadığımız gibi döviz kurlarını fırlattı ve TL’yi aşırı değer kaybına uğrattı.
TC Merkez Bankası’nın enflasyonun yükselişinin geçici olduğu ve düşeceğine dair iddiaları, manşet değil,  çekirdek enflasyonunu dikkate alacağız açıklamaları ve enflasyonu önemsizleştirme, etkisini görmeme çabaları ters tepmekte,  maalesef tatmin edici bulunmamaktadır.
Özellikle, dövizin arttığı, enerji, hammadde ve gıda fiyatlarının yükseldiği bu dönemde, enflasyonun düşmesi beklenmiyor. Ayrıca, bu gelişmeler, MB’nın bu ay içerisindeki para politikası kurulu toplantısında da faiz indirimine devam edebileceği algısına yol açmakta, bu durum da, TL’ye olan yatırımcıların, piyasaların ve halkın güvenini sarsmaktadır.
Yapılması gereken, piyasalara güven verecek, ikna edecek ve geleceğe yönelik,  olumlu ve iyimser mesajlar vermek olmalıdır. Bunu da, ekonomi ve Merkez Bankası yönetimleri yapmalıdır. Ancak, bu kurumların yöneticilerinin çok fazla değişmesi piyasalara ümit vermemektedir. Nitekim, dün de TC Merkez Bankası başkan yardımcıları görevden alınmıştır.
Bütün bu gelişmelerden sonra, Türkiye piyasasında döviz yükseliyor, borsa düşüyor. Döviz yükselişi ile birlikte enflasyon da yükseliyor. Enflasyon yükseldikçe de pahalılık artıyor ve vatandaşların satın alma gücü düşüyor. Temennimiz, Türkiye’deki ekonomik ve dış politikadaki siyasi gelişmelerin istikrarlı bir seyir izlemesi ve döviz kurları ile enflasyonun inişe geçmesidir.
Son tahlilde, ülkemize de bakarsak, KKTC Piyasasının, ithalat yoğunluklu, dövize aşırı duyarlı olmasından dolayı, doğal olarak, kurlardaki artışlar fiyatları da yükseltmekte ve piyasada pahalılık yaratmaktadır. Bunun yansımalarını artan enflasyon rakamlarından da görmekteyiz.
Döviz artışından kaynaklanan pahalılık, bizi Türkiye’ den daha fazla olumsuz etkilemektedir. Ekonomik durumu zaten çok kötü durumda olan insanlarımızın geçimini doğrudan etkilemekte ve borçlarını artırmakta ve halkı fakirleştirmektedir.
Bugüne kadar, istifa eden Hükümetin kur artışları karşısında mutlaka tedbirler alması ve ülkede oluşacak aşırı pahalılığı önlemesi gerekmekteydi. Bu konuda, ilk etapta vergi, harç ve fon indirimleri ve ithalat başta olmak üzere kur sabitlemesi gibi tedbirler hayata geçirilebilirdi. Fakat, maalesef bu güne kadar yapmadılar. Bundan da en büyük zararı halk görmüştür ve görmeye devam etmektedir.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104