​​​​​​​TL’de dramatik değer kaybı

Dört ay öncesinde, Türkiye’deki döviz ve diğer piyasalarda belirsizlik ve dengesizlik hakimdi. Pandemiden dolayı turizm gelirleri düşmüş, Türkiye’ye döviz girişi azalmıştı. Faizlerin de enflasyon oranının altında kalması, borsaya, tahvil, bono ve faiz piyasalarına yabancı sermaye girişini de azaltmıştı.
Dövizi düşürmek için kullanılan Merkez Bankası döviz rezervleri oldukça azalmış, ama yine de döviz artışını durduramamıştı. Yurt içindeki kişiler de, TL den çıkıp, döviz mevduatına yönelmişti. Bu durum da, döviz artışını körüklemişti.
4 ay önce, Merkez Bankası başkanı ile Maliye Bakanı’nın değişmesi ile iç ve dış piyasalarda oluşan olumlu hava ve güvenle birlikte, yapılan faiz artışlarının da etkisiyle, döviz kurlarında gerileme yaşanmaya başlamıştı. Yeni ekonomi ekibinin göreve başlaması ile, ekonomiye iyimser bir hava geldiği ve ülkeye 15 milyar dolar düzeyinde döviz girişi olduğu açıklanmıştı.
Arada, küresel dalgalanmalar olsa bile büyük yükselişler görülmüyordu. Piyasalarda dengeli bir seyir oluşmuştu. Nitekim, cuma günkü kapanışta da, dolar 7.20, Euro 8.50 ve sterlin de 10 TL civarındaydı.
Fakat, Merkez Bankası Başkanı’nın cuma akşamı görevden alınması ile başlayan süreçte, dün tüm döviz kurları TL karşısında yaklaşık yüzde 10 değer kaybetti. Yazımın yazıldığı saatlerde, dolar yaklaşık olarak 8, Euro 9.6, ve sterlin 11.15’den işlem görüyordu.
Son 2 yılda Türkiye’de değişen üçüncü Merkez Bankası Başkanı ile karşı karşıyayız. Merkez Bankası başkanları gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sık değişmezler. Merkez Bankaları özerk bir yapıya sahiptirler ve öyle hareket ederler.
Merkez Bankası başkanları ve icraatları piyasalara güven verirler. Nitekim, Naci Ağbal’ın atanması ile piyasalar bu güveni göstermiş ve bu olumlu hava kurlara da yansımıştı. Görevden alınması ile de, piyasalar güven kaybı yaşadıklarını borsa ve döviz kurlarında göstermiş oldular.
Kurlar, önümüzdeki günlerde dalgalanacak, belki biraz düşecek ama, cuma günkü eski seviyelerine gelmesi zaman alacaktır. Naci Ağbal, göreve geldikten sonra, Merkez Bankası reel piyasalara ve enflasyona göre oldukça geride kalmış olan faizleri, 4 ay içerisinde yaklaşık yüzde 8.75 oranında artırmıştı.
Geçtiğimiz çarşamba günü de, piyasaların beklentisi üzerinde, faizlere yüzde 2 artış yapılarak, politika faizi yüzde 19’a yükseltilmişti. Yapılan bu son faiz artışının da görevden alınmasına neden olduğu iddiaları, ekonomi çevrelerinde konuşuluyor.
Yeni Merkez Bankası Başkanı, sektörle yaptığı toplantıda, başta uygulanan enflasyonu düşürme politikalarının devam edeceğini ve öncelikli görevlerinin bu olduğunu açıkladı. Ayrıca, zamanından önce faiz değerlendirme toplantısı yapılmayacağını belirtti.
Bu açıklama da bize, 15 Nisan’ da yapılacak toplantıdan önce yeni faiz kararının gelmeyeceğini gösteriyor. Yeni başkanın geçmişteki açıklamalarına baktığımız zaman, görüş olarak faiz artışlarına pek taraf görülmüyor. Yatırımlar ve ekonomik büyüme için, faiz oranlarının düşük olmasını savunuyor.
Gelinen noktada, TL’nin değer kaybı ile, son zamanlarda gerilemekte olan döviz talebi artacak, döviz artışını önlemek için, kullanılacak Merkez Bankası rezervleri daha da azalacaktır. Zaten, kriz içinde olan kredi borçluları ödemelerini aksatacak, bankalar da sıkıntı yaşayabilecektir.
Piyasası, dövize doğrudan bağlı olan KKTC ekonomisi ve halkımızın da beklentisi, dövizdeki yükselişin ve TL’deki erimenin durmasıdır. Zira, böylesine döviz artışları pandemiden dolayı ekonomik durumu zaten çok kötü durumda olan insanlarımızın geçimini doğrudan etkilemekte ve borçları artırmakta ve halkı fakirleştirmektedir.
Piyasamızın dövize aşırı duyarlı olmasından dolayı, doğal olarak, kurlardaki artışlar fiyatları da yükseltmekte ve piyasada pahalılık yaratmaktadır. Döviz artışından kaynaklanan pahalılık, bizi Türkiye’den daha fazla olumsuz etkilemektedir.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104