Toplum umudunu yitirirse durumumuz çok daha zor hale gelir

Uzmanlar diyor ki; umutsuzluk, baş edilmesi en güç duygulardan biridir...

Doğrudur, kişiler için de toplumlar için de “umutsuzluk” en büyük tehlikedir.

Kıbrıslı Türkler zaman zaman bu duyguyu yaşamaktadır.

Kıbrıs sorunundan kaynaklanan belirsizlik, tanınmamış, dünyadan izole bir devlet, kurulamayan sistem, art arda gelen sorunlar halkı demoralize ediyor.

Gün geliyor ki kişilerde, “Biz bu sorunlardan kurtulamayacağız” duygusu hakim oluyor.

Ülke insanı, gidip gelen, değişen hükümetlerin fayda sağlayamayacağına, çare üretemeyeceğine inanmaya başlıyor.

Son birkaç yıldır, ülkemizdeki sorunlar, vatandaşları bunaltmıştır ve insanımız çıkış noktası da bulamaz hale gelmiştir.

Vatandaşlar, ülkeyi yönetenlerin sorunlarına çare bulamayacağını düşünmeye başlarsa, eğer bir çıkmaz sokakta olduğu hissine kapılırsa, çareyi göç etmekte bulmaktadır.

Üstelik bugün göç etmek, geçmiş yıllardaki kadar kolay da değildir ama buna rağmen insanlar göçü düşünmektedir.

Son yılların göç modeli, eğitime giden gençlerin dönmemesi ve bir süre sonra ailesini, akrabalarını da yanına alması şeklindedir.

Yurt dışına gönderdiğimiz gençlerin oralarda kalması, geleceğini yabancı bir ülkede şekillendirmesi en büyük sorunlarımızdan olmaya başladı.

Zaten yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs’ta yaşayanlardan kat kat fazladır, oraya daha fazla yurttaşımızı göndermememiz, göçü engellememiz gerekmektedir.

CMIRS Direktörü Mine Yücel, yaptığı kamuoyu araştırmalarına dayanarak, mutsuzluk, siyasi ve kamusal alana etki edememe duygularının toplumun ortak kimlik ile aidiyet duygularını zedelediğini vurguladı ve umutsuzluğun göçü tetiklediğini vurguladı.

Mine Yücel, toplumda işlerin nasıl gittiği ile göç etmek isteyenlerin oranlarının birbiriyle ilgili olduğuna işaret ederek, toplumsal mutluluk oranları düştükçe ve toplumda işlerin yanlış yönde gittiği duygusu hakim oldukça bireylerin göç edip bireysel kurtuluşlarını yaşama duygusunun daha ağır bastığını söyledi.

Yücel, toplumun kendini korumaya aldığını ifade ederek, insanların şu anda hayatta kalabilme değeri üzerine yoğunlaştığını kaydetti.

Bu tür değerlerde toplumun özgürlüğe kıyasla güvenliği tercih ettiğine işaret eden Yücel, “Bu durumda insanlar, apolitikleşir ve mutluluk oranlarında düşüşler görülür. Birey toplum içerisindeki diğer bireylere olan güvenini kaybeder. Bununla paralel olarak siyasi sisteme etki edemediği düşüncesi de hakim olduğu için kendine olan güven seviyesi de düşüş gösterir” dedi.

Ülkeyi yönetenlerin de, sivil toplum örgütlerinin de bu gerçekleri dikkate alması gerekmektedir.

Kıbrıs sorununun çözülmesi için mutlaka ısrarlı olunmalı ancak çözümü elimiz kolumuz bağlı beklememeliyiz, mutlaka bu ülkeyi kendi kendine yeter duruma getirmek için çalışmalı, bunu yaparken somut çözüm önerileri ortaya koyup bunları adım adım uygulamalıyız.

Zor günlerden geçsek de toplumu da bir parçası yapacağımız, ileri adımlarla halka umut verecek girişimler yapılmalı, adımlar atılmalı. Ülkeyi yönetenler de umutsuz, çaresiz bir görüntü ortaya koyarsa, toplumu bir arada tutmak, göç etmesini önlemek çok daha zor olur.

 

 

 

YORUM EKLE

banner96