Toplumda moraller bozuk

Ülkemizde, ekonomik sorunların çoğalması, devletin sektörlere ve ihtiyaçlılara yeterli desteği yapamaması ve sağlıkta virüs vakalarının artması, toplumun moralini oldukça bozmuş durumdadır. Hükümet ise, esas bu konulara odaklanması gerekirken, enerjisini, parti içi kurultaylar, atamalar, parti içi dengeler ve belirlenen seçim tarihinde değişiklik yapmak için gereksiz tartışmalar ile harcıyor.

Ülke ekonomisinde sıkıntılar bir türlü bitmiyor. Piyasa, pandeminin başlangıcından beridir, düzenli çalışamıyor. Ekonominin çarkları da bir türlü istenilen şekilde dönmüyor.

Turizmin durması, yüksek öğretimin etkinliğinin azalması ve güneyden geçişlerin sekteye uğraması, bu alanlarla iş yapan işletme ve esnafı perişan etmiş durumdadır.

Bu çerçevede, ülkede binlerce işyeri açılmamak üzere kapanmış, on binlerce kişi de işsiz kalmış durumdadır. Özel sektördeki bazı çalışanların da kısmi çalışma ile gelirleri azalmış, kazandıkları ile sadece gıda harcamalarını karşılayacak duruma gelmişlerdir.

Ülkede geliri azalmış o kadar fazla vatandaş vardır ki, daha ucuzdur diye bayat ekmek alan, et alamayan, alırsa da gramla et veya daha çok tavuk alan, birçok insan toplumda bulunmakta, makarna, patates, pilav ve ekmek yoğunluklu ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye çalışmaktadır.

Yaşanan kapanmalardan dolayı hibe yardımı, kira, enerji desteği alamayan, ücret destekleri de gecikmeli ve yetersiz olan özel sektör çok zor günler geçirmektedir.

Ülke, kapanmadan yeni çıkmışken ve yaraları saramazken, artan vakalarla birlikte, herkes acaba yeniden kapanır mıyız diye birbirine sormaya başladı. Bu ülke, bir kez daha kapanmayı ne ekonomik, ne psikolojik, ne de toplumsal olarak kaldıramaz.

Bütün bunların üzerine, döviz krizinin de gelmesi ve TL’nin yüzde 10’dan fazla değer kaybetmesi ile her şeyin dövize göre fiyatlandığı ülkemizde mal ve hizmetlerin fiyatı artmış, vatandaşın satın alma gücü oldukça düşmüş durumdadır.

Bu bağlamda, hükümetin, kur artışları karşısında mutlaka tedbirler alması ve ülkede oluşan aşırı pahalılığı önlemesi gerektiği halde, maalesef bu konuda henüz tedbirler alınmadı.

Dar gelirlerinin satın alma gücünü korumak için özellikle tüm gıda ve alkolsüz içecek ürünlerinde, temizlik ve sağlık malzemelerinde, devletin vergileri düşürmesi veya sıfırlaması büyük önem taşımaktadır.

Ülkede pahalılığın artması, insanlarımızın geçinmelerini zorlaştırmış, borcu olanların borçları katmerlenmeye başlamıştır. Hele hele de döviz borcu olanların hali perişandır.

Öte yandan, KTAMS 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarının 3920 TL olduğunu açıklamıştır. Ülkedeki net asgari ücretin 3828 TL olduğunu ve bu ücretin de açlık sınırının altında olduğunu unutmayalım.

Borç faizlerinin de artması, birçok insanımızın kredilerinin faizlerini bile ödeyemez duruma getirmiştir. Bu durumdan olumsuz etkilenen sade vatandaşlar olduğu gibi, işleri bozulan binlerce işveren ve işletme sahibi de bulunmaktadır.

Borçlarını ödeyemediği için malları icraya verilen ve mazbata borcundan dolayı hapse girebilecek iş insanlarımız da mevcuttur. İcralar, pandemiden dolayı geçen yılın sonuna kadar ertelenmişti. Ama, şu anda böyle bir tehlike bulunmaktadır.

Bu konuda, icraların ve mazbataların uygulamaya girmemesi için, hükümetin yeni karar alması gerekmektedir. Zira, pandemi şartları ve ekonomik kriz devam etmektedir.

Ekonomik krizle boğuşan insanlarımıza, bir de icra ve mazbatalar gelirse, ekonomik sorunların yanına sosyolojik ve psikolojik sorunlar da eklenebilecek ve sosyal patlamalar yaşanabilecektir. Ayrıca, bankaların kredi faiz kapitalizelerinde, kooperatiflerdeki gibi, daha makul sürelerde borçlulara yardımcı olması gerekmektedir.

Diğer taraftan, ülkede nüfusun ve tüketimin azalması, vatandaşın gelirinin ve harcamalarının düşmesi neticesinde, devletin özellikle, KDV ve FİF gelirlerinde azalmaya yol açmıştır.

Maliye Bakanlığı’nın geçtiğimiz 3 ay içerisinde gelirlerinin giderlerini karşılamadığını ve 3 ay içerisinde toplamda 600 milyon TL’den fazla açığı oluşmuştur. Umarım, Türkiye’ den kaynak akışı erken zamanda başlar.

Maliye Bakanlığı, bu açık karşısında, maaş ödemeleri ve özel sektör ile piyasaya olan yükümlülüklerini karşılamak için faiz yükü ile yeni borçlanmalara gitmiştir.

Bütün bu ekonomik sorunların yanında, ülkede virüs vakalarının da artması da, moralleri bozmaktadır. Vakaların artmasında, kapalı alanlarda yapılan etkinlikler ve virüs tedbirlerindeki gevşemeler de etkili olmuştur.

Devlet yetkilileri, tedbirler konusunda kendileri de kurallara uymalı, topluma kötü örnek olmamalı, tedbirlere uymayanlara karşı denetimleri artırmalı ve cezaları da uygulamalıdır.

Virüsle mücadelede esas tedbir, toplumun ilk etapta yüzde 60 civarını aşılamak olmalıdır. Bu bağlamda, hem Türkiye’ den, hem de AB’den aşı tedarikine ve aşılamaya hız verilmeli ve aşılamada adaletsizliklere fırsat yaratılmamalıdır.

Şu ana kadar, ülkeye toplamda yaklaşık 140 bin aşı geldiği ve toplumun yüzde 60-65’ni aşılamak için ise 200 bin aşıya daha ihtiyaç olduğu açıklandı.

AB’den daha fazla aşı gelmesi için AB yetkilileriyle temaslar artırılmalı, her platformda bu konu gündemde tutulmalıdır. Çünkü, nüfusa göre gelen aşı toplamı çok gerilerdedir.

Ülkedeki en önemli sorunlar ekonomi ve sağlıkken, ülkeyi yönetenler maalesef bu konulara yeteri kadar odaklanamamaktadır. Esas sorun da budur.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104