Toplumun korkuları artıyor

Bu köşede sürekli olarak, “üretmeliyiz” diyoruz.

Üretimin önemini vurguluyoruz, çünkü üretmeyen toplumlar var olamaz.

Üretmezsek, değer yaratmazsak, hep tüketerek ayaklarımızın üzerinde duramayız.

Kıbrıs Türk toplumu üretebilir, geçmişte bunu fazlasıyla kanıtladık, bugün de üretebileceğimizi gösteriyoruz ama yeterli değil.

İnsanımızı devlet dairelerine doldurarak, sırf tüketim toplumu olmak sağlıklı bir yöntem değil.

Biz bunları söylüyoruz ama neredeyse tüm sektörlerin sıkıntısı var.

Hayvancılar “bittik” diyor, çiftçiler de zorda…

Patates üreticisi, narenciyeci, karpuzcu, domatesçi, kasap, manav, hemen herkes şikâyetçi...

Sanayici de zorluklar yaşıyor, ticaret adamı da...

Sanayici, dövizle tedarik ettiği girdilerin yüksekliğinden, aynı ürünü satan Türkiye’deki dev şirketlerle rekabet edememekten, yüksek elektrik fiyatlarından yakınıyor.

Dövizle girdi, zaten hemen hemen tüm sektörlerin sorunu…

Elektriğin ve akaryakıtın yarattığı ağırlık da tüm sektörleri bitirmek üzere...

Özellikle küçük esnaf, işlerin düşmesi, dövizle kira ödemek ve yüksek elektrik fiyatları nedeniyle bir bir kepenk kapatıyor.

Esnaf ve Zanaatkârlar Odası çok endişeli.

Sanayi Odası da benzer endişeleri taşıyor, üyelerinin durumuyla ilgili araştırmalar yapıyor.

Üretici endişe içinde de tüccar çok mu memnun?

Tabii ki hayır... Ticaret adamları da genel ekonomik krizden nasibini almış durumda.

Hatta Ticaret Odası Başkanı, sterlinin 7 TL’ye çıkma ihtimalini kırılma noktası olarak değerlendirdi, iflaslar olabileceği uyarısı yaptı.

Sterlin, 7 TL’ye çok yaklaştı.

Herkeste korku hakim…

Kimse önünü göremiyor, yatırım yapmaktan korkuyor.

Dövizdeki sürekli artış, herkesi temkinli olmaya zorluyor ve bu nedenle piyasa daralıyor.

Görüyorsunuz, gazetelerde her gün başka bir sektörün temsilcileri sıkıntılarını ortaya koyuyor, önlem çağrısı yapıyor.

Birçok kesim borçlarını ödeyemez durumda.

Şirketlerin, işletmelerin borçlarını başka kesimlere veya bankaya ödeyememesi de ortaya başka bir sorunlar çıkaracak.

Herkes toplumsal bir yıkıntıdan korkuyor.

Tüm kesimler devletten katkı bekliyor, “yardım çağrısı” yapıyor.

“Üretelim” diyoruz ama hiçbir kesimin üretecek gücü kalmadı.

Hükümetin dövizle ilgili yeni tedbirler için çalıştığını biliyoruz ama bu konuda onların da yapabileceklerinin kısıtlı olduğunu bilmek korkuları daha da artırıyor.

Halkımız, 2000’li yıllardaki döviz krizinin benzeri bir durumla, hatta ondan daha kötü günler görmekten korkuyor.

Her şeye rağmen hükümetin alacağı tedbirlerin bir nebze olsun topluma nefes aldırmasını temenni ediyoruz.

Hükümete büyük görev düşüyor ama dövizin artışını fırsata çevirmeye çalışan çevreleri de insaflı olmaya çağırıyoruz. Toplumsal sorunlar için tüm halkın duyarlı olması gerekmektedir.

YORUM EKLE